İsrail Seçimlerinde Etnik Oy Haritası ve Etkisi

Araştırmacı Mustafa Mansur, İsrail seçimlerinde etnik kimliğe dayalı oy davranışının siyasi dengeler üzerindeki etkisini ve farklı toplulukların seçim tercihlerinin siyasete yansımalarını analiz eden yazısını Fokus+ için kaleme aldı. 
web-odak-israil-secimlerinde-etnik-oy-haritasi-ve-etkisi-mustafa-mansur.

25.08.2026 - 10:18  |  Son Güncellenme:  25.08.2026 - 10:34

19.yüzyılın son çeyreğinden itibaren dünyanın farklı bölgelerinden Filistin’e Yahudi göçleri başladı. Bu göç dalgaları, Siyonist hareketin ve özellikle İngiltere gibi destekçilerinin yardımıyla düzenli şekilde devam etti ve 1948’de Filistin’in işgaliyle İsrail devletinin kurulmasına kadar sürdü.

Devlet kurulmadan önceki dönemde göç edenlerin önemli bir bölümü başta Rusya olmak üzere eski Sovyetler Birliği cumhuriyetlerinden, Ukrayna, Romanya, Litvanya ve Polonya’dan geldi. Avrupa’da Nazi Partisi’nin yükselişiyle birlikte Almanya, Avusturya ve Çekoslovakya’dan Yahudi göçleri arttı. Ardından II. Dünya Savaşı nedeniyle Avrupa’nın farklı ülkelerinden de yeni göç dalgaları yaşandı.

İsrail’in kuruluşundan sonra ise Doğu Avrupa’dan Romanya ve Polonya’dan, Batı Avrupa’dan Fransa’dan, ABD’den ve Arjantin’den Yahudi göçleri devam etti. Buna ek olarak özellikle İran İslam Devrimi sonrasında İran Yahudileri, 1980’li ve 1990’lı yıllarda ise Etiyopyalı Yahudiler (Falaşalar) İsrail’e göç etti. Bunun yanı sıra Arap ülkelerindeki Yahudilerin göçleri de sürdü; Irak, Yemen, Mısır, Libya, Tunus ve Fas’tan Yahudi toplulukları İsrail’e geldi.

Böylece İsrail’deki demografik yapı; dil, düşünce, gelenek ve yaşam biçimleri açısından birbirinden farklı çok sayıda etnik ve kültürel gruptan oluştu. Bu grupları bir araya getiren temel unsur ise Yahudi kimliği oldu.

Binyamin Netanyahu

Bu durum, Binyamin Netanyahu ve sağ kanadının neden İsrail’i Yahudi devleti olarak tanımlama çabasına girdiğini ve Filistinlilerle yürütülecek herhangi bir barış müzakeresinde bu tanımın kabul edilmesini şart koştuğunu de açıklıyor.

Ancak laik ve Aşkenaz Yahudi çevreler, İsrail’in aşırı sağcı dini partilerin kontrol ettiği teokratik bir devlete dönüşmesinden endişe ederek bu yaklaşıma karşı çıktı. Buna rağmen Netanyahu hükümetinin girişimleri sonucunda Knesset, Temmuz 2018’de Ulus Devleti Yasası olarak bilinen düzenlemeyi kabul etti.

Safed Akademik Koleji Hukuk Fakültesi eski dekanı ve Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nde kıdemli araştırmacı olan Profesör Muhammed Watad’a göre söz konusu yasa, İsrail’i Yahudi halkının ulusal vatanı olarak tanımlıyor.

Watad, bu yasanın İsrail’in Yahudi ve demokratik bir devlet olarak tanımlanması konusunda hukuki, siyasi ve toplumsal birçok soru işareti oluşturduğunu belirtiyor. Ona göre yasa, yalnızca devletin kimliğiyle ilgili değil, aynı zamanda bu kimliğin doğuracağı anlam ve sonuçlar açısından da ciddi bir meydan okuma oluşturuyor. Bunun nedeni ise yasa koyucunun, devletin demokratik kimliğini büyük ölçüde göz ardı etmiş olması.

Netanyahu’nun bu yasayı çıkarmaktaki hedefi iki temel noktaya dayanıyordu:

Birincisi, Filistinlilerin mülteci dönüş hakkı veya kendi toprakları üzerindeki egemenlik taleplerine ilişkin müzakerelerde önlerini kesmekti.

İkincisi ise kendi partisinin çıkarları doğrultusunda seçim davranışlarını ve siyasi dengeleri şekillendirmekti. Netanyahu bunu, seçim tabanının temelini oluşturan Doğulu, muhafazakâr ve dindar Yahudi grupların siyasi bağlılığını güvence altına alarak yapmayı amaçladı.

Peki Netanyahu’nun özellikle Doğu Yahudilerinin oy desteğini güvence altına almak için attığı bu adım, İsrail seçimlerinde etnik kimliğe dayalı oy davranışının önemli bir rol oynadığı anlamına mı geliyor?

İsrail’deki etnik oy haritası rakip siyasi partiler arasında nasıl dağılıyor?

Ve Netanyahu ile Yeshar Partisi lideri Gadi Eisenkot arasındaki sert rekabetin yaşandığı 27 Ekim’deki Knesset seçimleri öncesinde bu etnik oy davranışının etkisine dair hangi göstergeler bulunuyor?

Etnik oy haritası İsrail siyasetini nasıl şekillendiriyor?

İsrail seçimlerinde etnik kimliğe dayalı oy davranışının önemli bir rol oynadığı görülüyor. Bunun en açık örneklerinden biri, 2022 seçimlerinde ortaya çıktı.

Tel Aviv Üniversitesi’nde araştırmacı ve akademisyen Yoav Peled’in değerlendirmesine göre, 1 Kasım 2022’de yapılan genel seçimler, Binyamin Netanyahu liderliğindeki popülist, milliyetçi ve etnik kimlik vurgusu güçlü siyasi partiler bloğunu yeniden iktidara taşıdı.

Netanyahu daha önce yaptığı bir açıklamada, İsrailli sol kesimin Yahudi olmanın ne demek olduğunu unuttuğunu söylemişti.

Bu blok; tamamı Batı Şeria’daki yerleşim hareketinden gelen Ortodoks liderler tarafından yönetilen üç aşırı sağcı partinin seçimlere birlikte girdiği Dini Siyonizm ittifakını kapsıyordu.

14 sandalye kazanan Dini Siyonizm ittifakının yanı sıra bu blokta 32 sandalyeyle Likud ve 11 sandalyeyle Şas Partisi yer aldı. Böylece 120 sandalyeli Knesset’te toplam 57 sandalyeye ulaşan bu yapı, Aşkenaz kökenli ultra-Ortodoks Yahudileri temsil eden Birleşik Tevrat Yahudiliği Partisi’nin desteğiyle 64 sandalyeli bir hükümet koalisyonu kurdu.

Doğu Yahudilerinin (Mizrahilerin) büyük bölümü, tarihsel olarak yaşadıkları dışlanmışlık hissini ve Batılı laik Aşkenaz elitlerine karşı oluşan tepkiyi kullanan aşırı sağ partilerin yükselişinde belirleyici rol oynadı.

Buna karşılık, etnik temelli iki önemli oy bloğunda yaşanan bölünmeler Netanyahu’nun hükümeti kurmasını kolaylaştırdı.

Bunlardan ilki 1948 Araplarını, yani İsrail vatandaşı Filistinlileri kapsayan Arap seçmen kitlesiydi. Bir yandan birçok Arap seçmen sandığa gitmezken, diğer yandan Arap partileri üç ayrı listeyle seçime girerek ciddi bir bölünme yaşadı.

Bu bölünme sonucunda Balad Partisi yüzde 3,25’lik seçim barajını aşamadı ve on binlerce oyun boşa gitmesine neden oldu. Böylece Arap seçmenlerin toplam siyasi temsili azaldı ve sağ blok rahat bir çoğunluk elde etti.

İkinci bölünme ise eski Sovyetler Birliği’nden gelen göçmenler arasında yaşandı. Dini kutuplaşmanın artması, Rus göçmenleri temsil eden Avigdor Liberman liderliğindeki İsrail Evimiz Partisi’nin ultra-Ortodoksların etkisine karşı muhalefet bloğuyla birlikte hareket etmesine yol açtı.

Bu ayrışma, sağ blok açısından önemli bir Rus seçmen desteğinin kaybedilmesine neden oldu ve gelecekteki siyasi mücadeleyi geleneksel laiklik ile dindarlık arasındaki çatışma eksenine taşıdı.

İsrail partilerinde etnik oy dağılımı

2022 seçimleri ve etnik oy davranışının etkisi dikkate alındığında İsrail’deki oy haritası genel olarak şu şekilde şekilleniyor:

1- Doğu Yahudileri (Mizrahiler)

Arap ve İslam ülkelerinden gelen Yahudileri ifade eden Mizrahiler, tarihsel olarak büyük ölçüde sağ partilere, özellikle Likud’a yöneliyor.

Bu eğilim, devletin kuruluş döneminde etkili olan Aşkenaz elitlerine ve uzun yıllar iktidarda kalan sol eğilimli İşçi Partisi’ne karşı oluşan tarihsel tepkiyle ilişkilendiriliyor.

2- Batı Yahudileri (Aşkenazlar)

Avrupa ve Amerika’dan gelen Yahudileri kapsayan Aşkenazlar ise daha çok merkez, sol ve şehirli laik partilere oy verme eğilimi gösteriyor.

3- Ultra-Ortodoks Yahudiler (Harediler)

Dini açıdan katı çizgide bulunan Harediler de kendi içinde etnik olarak ayrışıyor ve bu durum siyasi tercihlerine yansıyor.

  • Şas Partisi: Doğu kökenli ve Mağrip ülkelerinden gelen dindar Yahudileri temsil ediyor. Sosyal olarak dezavantajlı kesimlere ve Doğu Yahudi kimliğinin korunmasına vurgu yapıyor.
  • Birleşik Tevrat Yahudiliği (Yahadut HaTora): Avrupa kökenli Aşkenaz dindar Yahudilerin siyasi kalesi olarak görülüyor.

4- Eski Sovyetler Birliği’nden gelen göçmenler

Eski Sovyetler Birliği’nden gelen göçmenler, İsrail’de büyük bir oy potansiyeline sahip önemli bir seçmen grubunu oluşturuyor.

Stratejik iletişim uzmanı ve eski İsrail Evimiz Partisi milletvekili Alina Barditç Yalov’un değerlendirmesine göre, bu grubun nüfusu yaklaşık 1 milyon kişiye ulaşıyor. Bu seçmen kitlesi seçimlerde yaklaşık 14 sandalyeye karşılık gelen bir ağırlığa sahip ve büyük bölümü sağ partilere yöneliyor.

Barditç Yalov, Rusça konuşan seçmenlerin İsrail Evimiz Partisi’ne yönelmesinin nedenini şöyle açıklıyor: “Onları anlıyoruz, dillerini konuşuyoruz ve aynı kültürel değerleri paylaşıyoruz.”

5- Arap seçmen kitlesi (1948 Filistinlileri)

Arap seçmenler, İsrail vatandaşı Filistinlileri temsil ediyor. Arap oyları genellikle Arap partilerine ve listelerine yöneliyor. Bunlar arasında Demokratik Cephe, Değişim İçin Arap Hareketi, Birleşik Arap Listesi ve Balad gibi partiler bulunuyor.

İsrail seçim sonuçları, Arap seçmenlerin sandığa katılım oranının siyasi dengeler üzerinde doğrudan etkili olduğunu gösteriyor.

Arap vatandaşların seçimlere daha yüksek oranda katılması, sağ bloğun rahat çoğunluk elde etme ihtimalini azaltırken, sandığa gitmemeleri 2022 seçimlerinde olduğu gibi sağ ve aşırı sağ bloğun gücünü artırıyor.

6- Etiyopyalı Yahudiler (Falaşalar)

Etiyopya kökenli Yahudiler ise büyük ölçüde sağ partilere oy verme eğilimi gösteriyor. Özellikle Likud, bu kesimde güçlü bir desteğe sahip.

Falaşalar Yahudiler

Bu eğilim, tarihsel olarak Etiyopyalı Yahudilerin İsrail’e göç süreçlerinde sağ kanat liderlerin aldığı kararlarla ilişkilendiriliyor. Ancak ayrımcılık ve toplumsal entegrasyon sorunları nedeniyle zaman zaman bu grubun siyasi tercihlerinde değişimler ve parti yönetimlerine yönelik tepkiler de görülüyor.

Etnik oyların yaklaşan seçimlere etkisi

27 Ekim’de yapılması planlanan Knesset seçimleri öncesinde, özellikle Netanyahu ile Yeshar Partisi lideri Gadi Eisenkot arasındaki rekabet bağlamında etnik oyların etkisi yeniden gündeme geliyor.

Siyasi değerlendirmeler ve kamuoyu yoklamaları, Doğu Yahudilerinin tarihsel olarak sağ partilere, özellikle Likud’a verdiği desteğin dönüşüm sürecinden geçtiğine işaret ediyor.

Mizrahilerin daha muhafazakâr ve milliyetçi kesimleri, ulusal kimlik vurgusu yapan sağ ve aşırı sağ partilere desteğini korurken; genç kuşaklardan ve eğitimli Doğu Yahudilerinden giderek daha fazla kişi merkez partilere ve yeni güvenlik odaklı siyasi hareketlere yöneliyor.

Bu durum, Likud’un yıllardır sahip olduğu Doğu Yahudileri üzerindeki siyasi hâkimiyetini tehdit ediyor ve Eisenkot’un güç kazanma ihtimalini artırıyor.

Bunun yanı sıra Netanyahu liderliğindeki aşırı sağ partiler açısından yeni bir etnik-siyasi sorun daha ortaya çıkıyor.

Bu sorun, Doğu Yahudileri ve Aşkenaz Yahudilerinin zorunlu askerlikten muafiyet yasasına yönelik tutumlarıyla bağlantılı.

Dindar Aşkenazları temsil eden Birleşik Tevrat Yahudiliği ile Doğu kökenli dindarları temsil eden Şas Partisi, kendi toplumsal çıkarlarını korumak amacıyla sağ blok içinde bağlılıklarını sürdürüyor.

Buna karşılık laik Rus göçmenler ve Batılı Aşkenaz Yahudileri, Haredilerin askerlikten muaf tutulmasına sert şekilde karşı çıkıyor.

Avigdor Liberman

Bu mesele, Avigdor Liberman liderliğindeki İsrail Evimiz Partisi’nin temsil ettiği Rus göçmen seçmen kitlesinde ve laik Aşkenazlarda ciddi tepkiye yol açıyor. Bu nedenle bu gruplar, Gadi Eisenkot liderliğindeki Yeshar Partisi ve Yair Golan liderliğindeki sol eğilimli Demokratlar Partisi gibi laik muhalefet partilerine yöneliyor.

Arap oylarının seçim dengelerindeki belirleyici rolü

Yaklaşan seçimlerde Arap oyları, İsrail’de siyasi haritanın şekillenmesinde ve rakip partiler arasındaki güç dengesinde temel belirleyicilerden biri olarak öne çıkıyor.

İsrail’deki Arap azınlık nüfusun yaklaşık yüzde 21’ini oluşturuyor. Bu nedenle Arap seçmen kitlesi, sağ blok ile merkez-sol blok arasındaki mücadelede sonucu belirleyebilecek en büyük oy gruplarından biri olarak görülüyor.

Daha önceki seçimlerde Arap listelerinin bölünmesi ve Arap seçmenlerin sandığa gitmekten uzak durması, sağ bloğun üstünlük sağlamasına ve aşırı sağ hükümetlerin kurulmasına zemin hazırladı.

Gelecek seçimlerde ise gözler, Arap partilerinin yeniden ortak bir siyasi formül oluşturup oluşturamayacağına çevrildi. Amaç, oy kaybını önlemek ve Arap seçmenlerin siyasi etkisini artırmak.

Haaretz’in Arap ve Filistin işleri muhabiri Jackie Khoury’ye göre, Demokratik Cephe, Değişim İçin Arap Hareketi ve Birleşik Arap Listesi gibi partilerin ortak hareket etmesi önemli bir siyasi karar olarak değerlendiriliyor.

Khoury, bu partilerin yanı sıra Birleşik Arap Listesi’nin de iç anlaşmazlıkları aşarak temel hedefin birbirleriyle rekabet etmek değil, Arap kamuoyunu seçimlere katılmaya teşvik etmek olduğunu anlaması gerektiğini belirtiyor.

Analizlere göre Arap seçmenlerin katılım oranının yükselmesi ve Arap listelerinin seçim barajını aşması, iktidardaki sağ bloğun 61 sandalyelik çoğunluğa ulaşmasını engelleyebilir.

23 Ekim’de kamuoyu araştırmalarının yayımlanmasının yasaklanmasından önce yapılan anketlere göre, Arap listelerinin toplamda 11 sandalye civarında kalması durumunda, Yahudi siyasi bloklarından hiçbirinin — ne iktidardaki sağ blok ne de Siyonist muhalefet — tek başına 61 sandalye çoğunluğuna ulaşması mümkün görünmüyor.

Gadi Eisenkot ve Naftali Bennett liderliğindeki muhalefet bloğu yaklaşık 57 ila 60 sandalye arasında bir desteğe sahip görünüyor. Ancak hükümet kurabilmek için Arap oylarına ihtiyaç duyuyor.

Buna karşılık muhalefetin geniş bir kesimi, ideolojik nedenlerle Arap partileriyle doğrudan siyasi ortaklığa karşı çıkıyor.

Bu nedenle etnik temelli oy davranışı, İsrail siyasetinde “karşılıklı veto” işlevi gören bir unsura dönüşüyor ve ülkeyi siyasi çıkmaza sürüklüyor.

2026 kamuoyu yoklamalarında özellikle Eisenkot liderliğindeki partinin yükselişiyle Siyonist muhalefet blokları teorik olarak sayısal üstünlük elde etse de, Arap partileriyle ortaklık konusundaki siyasi ve ideolojik engeller bu desteğin istikrarlı bir hükümete dönüşmesini zorlaştırıyor.

Bu durumda İsrail siyasi sistemi iki olumsuz seçenekle karşı karşıya kalabilir:

Birincisi, dar tabanlı aşırı sağ bir hükümetin kurulması.

İkincisi ise etnik temelli karşılıklı veto nedeniyle yeniden seçim döngüsüne girilmesi.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.