İsrail Ne Kadar Batılıdır?

Doç. Dr. İbrahim Karataş, İsrail’in Batı medeniyetiyle ilişkisini ve Filistin’deki eylemlerinin meşrulaştırılmasını ele alarak, İsrail’in tarihsel suçlarla olan bağlantısını Fokus+ için kaleme aldı.
İsrail Ne Kadar Batılıdır?

08.05.2025 - 16:54  |  Son Güncellenme:  20.05.2025 - 11:16

Avrupa’da defalarca soykırıma uğradıktan sonra Filistin’de kendilerine ait olmayan toprakları işgal edip halkını sürgün eden, hapislere atan ve en son Gazze’de soykırım yapan İsrailliler, yaptıkları zulmü meşrulaştırma gereği duymazlar. Ancak yine de Batı dünyasının desteğine başvurmak için çeşitli kelime oyunları oynayarak algı yaparlar.

Özellikle Cumhurbaşkanı İzak Herzog’tan Başbakan Benjamin Netanyahu’ya kadar birçok İsrailli politikacı, işgal ve soykırım cürümlerine destek almak için İsrail’in Batı medeniyetini temsil ettiğini, bu yüzden Avrupa ve Amerika’nın kendilerine sahip çıkmaları gerektiğini iddia ederler.  

İsraillilere göre, kendilerinin de ait olduğu Batı medeniyeti üstündür ve bu üstünlüğün korunması ve dahi barbarlara (!) yenilmemesi için yaptıkları soykırımın desteklenmesi gerekiyor.  

Bu iddiada çok sayıda sakatlık var. Şöyle ki; İsrail, Batı dünyasının bir parçası olduğunu iddia ederek aslında soykırımı ve işlediği diğer bütün suçları Batı dünyasına da mal ediyor ve onları kendisine suç ortağı yapıyor. Diğer bir deyişle, eğer Batılılar Netanyahu’nun “İsrail Batı’nın değerleri için savaşıyor” iddiasını kabul ederlerse hiç görmedikleri Gazze’de işlenen soykırımı İsrail ile birlikte işlemiş olacaklar.  

Batı dünyasından bazı politikacıların bu suça ortak olmayı kabul ettiklerini biliyoruz. Özellikle Amerikalı politikacılar ve Avrupa’da Alman devleti İsrail’i her şart altında desteklemesi nedeniyle suç ortaklığını kabul ediyor görünüyor. Ancak Batı halkının genel olarak zulme ortak olmadığını biliyoruz. Dolayısıyla İsrail’in işlediği suçlar Batı medeniyeti adına yapılmıyor. İsrail sadece suçlanmaktan kaçmak için yanına daha fazla suçlu arıyor diyebiliriz.

Diğer yandan İsrail’in Batı medeniyetinin bir parçası olduğu iddiası da doğru değildir.  Dini bağlamda, Yahudi toplumu Hristiyanlığı inkâr eder.  Çünkü Hristiyanlık Yahudilik bozulduğu için ortaya çıkmış bir dindir. Yahudiler bu yüzden Hristiyanlığı ve Tevrat’ın yerini alan İncil’i reddederler.  

Yahudiler, Hristiyanlığın peygamberi Hz. İsa’yı öldürmeye teşebbüs etmiştir. İki din arasındaki çekişme binlerce yıldır devam etmektedir.  Söz konusu uyuşmazlık toplumsal ilişkilere de yansımış ve Yahudiler içlerinde yaşadıkları Hristiyan toplumlara ihanetle suçlanmışlardır.  

Özellikle toplumun dejenere olması, ekonominin ele geçirilmesi, dürüst olmayan tavırlar, siyasi ve düşünce hayatına etki vb. birçok sebepten dolayı dışlanan Yahudi toplumları, bazı ülkelerde çözüm olarak belli mahalleler dışında yaşamalarına engel olunmuş, 19. ve 20. yüzyılda ise katliamlara maruz kalmışlardır.  Yahudilerin “Holokost” dediği soykırımı yapanlar Hristiyanlardır. Yine Rusça soykırım anlamına pogromları da yapanlar yine Hristiyanlardır. Özetle üç büyük Hristiyan fraksiyon olan protestan, katolik ve ortodoks mezheplerine mensup toplumlar Yahudilerden intikam almak için onları muhtelif şekillerde cezalandırmışlardır. Hristiyan taraf ısrarla tavırlarının keyfi olmadığını, Yahudilerin ihanetine uğradıkları için bu tür yollara başvurduklarını iddia ederler. Yani onlara göre yaptıkları şey etkiye tepkidir.

Avrupa’nın borcu

Öte yandan Batı dünyasının İsrail’in kuruluşuna ve varlığını sürdürmesine destek verdiği iddiası yanlış değildir. 1917’deki Balfour Deklarasyonu ile başlayan süreç 1948’de İsrail devletinin kurulmasıyla neticelenmiştir. Ancak bunun sebebi Yahudilere olan sevgi değil, savaşlarda borç alınan Yahudi sermayesi ve Yahudileri içlerinden atma niyetidir.  

Avrupa toplumları İsrail’in kurulmasını Yahudi göçü için bir fırsat olarak görmüş ve bu yüzden Yahudi devletinin kurulmasını desteklemiştir. Çünkü bu sayede ülkelerinde daha az Yahudi yaşamış olacaktır. Sonuç olarak amaçları Yahudilerin değil, kendi halklarının selametidir.

Ancak dini-kültürel anlamda olmasa bile emperyal eylemsellikte İsrail ile Batı dünyası arasında bir benzerlik olduğu söylenebilir. Bugün İsrail’in Filistin’de gerçekleştirdiği sömürgeciliği daha önce Avrupalı devletler Afrika’da, Asya’da, Güney Amerika’da, Kuzey Amerika’da ve Avustralya’da gerçekleştirmişlerdi. Onlar da yerli halkın toprağını ve zengin yer altı ve yer üstü kaynaklarını zorla almış, direniş gösterenlerin canını almıştı. Aslında sömürgecilik tarihi Filistin’de tekerrür ediyor diyebiliriz. Değişen tek şey aktörlerdir.  

Yahudi İsrail devletinin vatandaşları ayrıca kendisine Avrupa’da yapılan katliamların aynısını taklit ederek Filistinlileri katlettiler ve katletmeye devam ediyorlar. Şayet İsrailliler Almanlardan intikam alıyor olsalardı bir nebze anlaşılabilirdi. Ancak İsrailliler ve Almanlar soykırımda suç ortaklığı yaparak suçu olmayan Filistinlileri katlediyorlar. Eğer İsrail ile Batı dünyasının bir kısmı arasında ortak bir değer aranıyorsa o değerin soykırım olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. 

İsrail-Batı dünyası ilişkilerinde İsrail’in topraksal olmasa bile ekonomi, sosyal ve medya gibi birçok alanda Batı dünyasını sömürdüğünü söylemek uçuk bir iddia olmayacaktır. Özellikle ABD’de gücü ellerinde bulundurduklarının birçok delilini sunabiliriz. Örneğin geçtiğimiz günlerde Teksas valisi Greg Abbott, vergilerinin İsrail’e gitmesine karşı çıkan Teksaslıları azarlayarak İsraillileri Teksaslılara tercih ettiğini açıkça ifade etmiştir.  

ABD Başkanı Donald Trump, Filistin yanlısı gösterilere izin veren Harvard Üniversitesine yapılan devlet desteğini kesti. Kongreden geçmesi beklenen yeni bir kanuna göre İsrail’i eleştirenler 1 milyon dolar ağır para cezası veya 20 yıl hapis cezasına çarptırılabilecek. Amerikalı birçok kongre üyesi ve senatör odalarının kapısına “I stand with Israel” (İsrail’in yanındayım) yazısını asmak zorunda. Aksi taktirde Yahudi lobisinin hışmına uğrarlar. ABD ayrıca her yıl adeta sömürge vergisi öder gibi İsrail’e yıllık 3,8 milyar dolar para gönderiyor. Öte yandan İsrail ABD’den istediği her silahı alabiliyor. Acaba geçmişe gidilip Hindistan’ın İngiliz İmparatorluğuna bu kadar katkıda bulunup bulunmadığını araştırsak neyle karşılaşırdık? Muhtemelen İngilizlerin Hindistan’ı bu kadar sömürmediklerini görürdük.

Sonuç

İsraillilerin/Yahudilerin (kendilerinin de dediği gibi) İsraillilerden/Yahudilerden başka dostu yoktur. Çünkü inançları ve binlerce yıllık geleneksel anlayışları, başkalarını hep düşman olarak görmüştür. Kendi öğretilerinde Yahudi olarak doğmanın bir üstünlük vesilesi olduğu ve diğer insanların kendilerine hizmet için yaratıldıkları yazar. Yahudilerin çoğu bu görüşü sahiplendikleri için onlar adına bir genelleme yapmak yanlış olmayacaktır.  

Bu genellemeyi Siyonizmi laik bir hareket olduğu gerekçesiyle kabul etmeyenler olacaktır. Ancak Siyonizmin de Yahudiliğin öğretileri üzerine kurulduğunu unutmamak lazım. 20. yüzyılın başlarında Uganda’dan Madagaskar’a kadar yurt edinmeleri için teklif edilen tüm diyarlar Siyonistlerce reddedilmiş ve Filistin’de bir Yahudi devleti kurulması için mücadele edilmiştir. Sonuçta kazanan laiklik değil Ortodoks Yahudilik olmuştur.  

Diğer yandan Filistin’de Müslüman çocukların bile katledilmesi ve bölge Hristiyanlarının ezilmesi İsrail’in ve halkının ne kadar bencil olduğunu delili olarak görülebilir. Bencillik, ırkçılık ve dini fanatizm gibi menfi hisler nerdeyse İsrail ile özdeşleşmiştir. Öyle ki mesela Dürzileri ve Etiyopya kökenli Yahudileri hem askere alırlar hem üst düzey görevler vermezler. İsrail devletini ise yakın zamanda anayasada Yahudi devleti olarak tanımlayıp başka milletler ve dinleri yok saymışlardır.

Özetle, Yahudi-Hristiyanlık (Judeo-Christian) veyahut benzeri bir ortak kültür yoktur. Etkileşim bazen zorunlu bazen de ekonomik nedenlerden dolayı olmaktadır. Gerçekte ise Yahudi toplumu diğer toplumlar ve İsrail diğer devletler içinde adacık gibi kalmakta ve buna kendileri sebep olmaktadırlar.  

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.