İsrail, İran’a Karşı Afrika’daki Varlığını Nasıl Hızlandırıyor?

Yazar Mustafa Mansur, İran’ın Afrika Boynuzu’ndan Sahel ve Kuzey Afrika’ya uzanan bölgelerde siyasi, ekonomik ve askerî nüfuzunu artırmasını, bu genişlemenin İsrail açısından oluşturduğu güvenlik kaygılarını ve Tel Aviv’in İran’a karşı kıtadaki varlığını güçlendirmek için geliştirdiği yeni stratejiyi Fokus+ için kaleme aldı. 
odak-israil-iran-a-karsi-afrika-daki-varligini-nasil-hizlandiriyor.jpg

14.08.2026 - 17:21  |  Son Güncellenme:  14.08.2026 - 17:41

İsrail’in Afrika’daki nüfuzunu artırma nedenleri artık yalnızca siyasi dönüşümlerden ve karşılıklı diplomatik tanımalardan yararlanarak yeni müttefikler edinmek, uluslararası platformlarda İsrail’in varlığının meşruiyetini desteklemek ya da özellikle Gazze’de Filistinlilere karşı yürütülen vahşi soykırım savaşının ardından İsrail’in bölgesel ve küresel ölçekte karşı karşıya kaldığı yalnızlığı kırmakla sınırlı değil.

Bu hedeflerin ötesinde İsrail, Arap dünyasının çevresinde yer alan bu müttefiklerini bölgedeki nüfuzunu artırmak ve komşu Arap ülkeleri üzerinde baskı kurmak için kullanmayı amaçlıyor. Bu baskının odağında ise özellikle Nil Nehri’nin aşağı havzasında bulunan Mısır yer alıyor.

Bu baskı aracının merkezinde su meselesi bulunuyor. İsrail, Uganda, Kenya ve Tanzanya gibi Nil’in kaynak ülkeleriyle ilişkilerini güçlendirirken özellikle Etiyopya’ya yoğunlaşıyor. Bunun nedenlerinden biri, Etiyopya ile Yahudiler arasındaki tarihsel ilişkileri çok eski dönemlere dayandıran Yahudi anlatısı. İsrail’e göç eden Etiyopyalı Yahudiler de iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlenmesinde önemli bir unsur olarak görülüyor.

Bu nedenle Etiyopya, Afrika’da İsrail’le siyasi açıdan en yakın ülkelerden biri olarak öne çıkıyor. Bu yakınlık, ekonomik, turistik, teknolojik, güvenlik ve askerî alanlardaki iş birliğinin genişlemesini de beraberinde getirdi.

Söz konusu nedenler İsrail’in ulusal güvenliği açısından önemini korurken son dönemde yeni ve belirleyici bir unsur ortaya çıktı. Bu unsur, İsrail’in Afrika’daki genişlemesini daha stratejik ve acil hâle getirirken daha fazla çaba göstermesini de zorunlu kılıyor. Bu yeni faktör, İran’ın Afrika’daki varlığını genişletmesi ve kıta üzerindeki nüfuz alanlarını artırması. Özellikle bir tarafta İran ve müttefikleri, diğer tarafta ise İsrail ve ABD arasında devam eden savaş, bu rekabetin önemini daha da artırıyor.

Afrika’nın stratejik önemi artıyor

Afrika kıtasına neden daha fazla önem verilmesi gerektiğini ele alan İsrail-Afrika İlişkileri Enstitüsü de “Afrika neden küresel ticaretin geleceğinin temel merkezlerinden biri hâline geldi?” sorusuna yanıt aradı.

Bu sorunun yanıtı doğal olarak ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın sonuçlarıyla ilişkilendirildi. Hürmüz Boğazı’ndan Babülmendep’e kadar yaşanan son gelişmeler, küresel ticaret rotalarının yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılarken stratejik öneme sahip Afrika geçiş noktalarını da daha fazla öne çıkardı.

ABD, İsrail ve İran arasındaki son savaşın etkileri yalnızca enerji piyasalarını sarsmakla kalmadı. Aynı zamanda küresel ekonominin merkezindeki yapısal bir zayıflığı bir kez daha ortaya çıkardı. Dünya hâlâ sınırlı sayıdaki dar deniz geçidine bağımlı durumda.

Hürmüz Boğazı’ndan Babülmendep’e kadar stratejik noktalarda meydana gelebilecek krizler, küresel tedarik zincirlerinde ciddi şoklara neden olabilir. Bu durum enerji fiyatlarından gıda güvenliğine, enflasyondan jeopolitik istikrara kadar birçok alanı doğrudan etkileyebilir.

İran’ın Afrika’daki faaliyetleri, özellikle de güvenlik kurumlarının kıtadaki hareketliliği, İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsünü üç oturumdan oluşan çok taraflı bir seminer düzenlemeye yöneltti. Seminerde İran’ın yanı sıra diğer bölgesel ve küresel aktörlerin Afrika’daki faaliyetleri analiz edildi, bu faaliyetlerin İsrail’in ulusal güvenliğine etkileri tartışıldı ve İsrail’in siyasi ve güvenlik sistemi için çeşitli öneriler ele alındı.

Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü İran ve Şii Ekseni Programı Kıdemli Araştırmacısı Danny Citrinowicz’e göre bu öneriler, İran ve diğer güçlerin Afrika’daki faaliyetlerinin ardından ortaya çıkan ve giderek büyüyen sorunlarla İsrail’in daha etkili şekilde mücadele etmesine katkı sağlayacak.

Citrinowicz, İran’ın Afrika’ya ilgisinin İslam Devrimi’nin ilk yıllarına kadar uzandığını vurguluyor. Ona göre Afrika, İran rejimi açısından devrimin başlangıcından itibaren cazip bir hedef oldu. Tahran yönetimi, özellikle birçok Afrika ülkesinin Batı sömürgeciliği olarak adlandırılan yapıya karşı güçlü muhalefeti nedeniyle İran ile bu ülkeler arasında ideolojik bir yakınlık bulunduğunu düşündü.

Buna, Tahran’ın Afrika genelindeki ve özellikle Batı Afrika’daki büyük Şii azınlığı koruma arzusu ile kıtanın kaynaklarından kendi ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yararlanma isteği de eklendi. Bu faktörler, geçmişte İran yönetimini Afrika’daki faaliyetlerini artırmaya yöneltti. Bu hareketlilik özellikle Mahmud Ahmedinejad’ın cumhurbaşkanlığı döneminde belirginleşti.

Eski İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi

Afrika ile ilişkileri güçlendirmeyi cumhurbaşkanlığının temel siyasi hedeflerinden biri olarak gören Eski İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi de Tahran’ın kıtadaki birçok ülkeyle ilişkilerini geliştirmek için çalıştı.

Öte yandan Afrika’daki nüfuzunu artırmayı hedefleyen tek ülke İran değil. Başta Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkeleri ile Çin, Rusya ve Türkiye de kıta üzerindeki ekonomik, siyasi ve güvenlik alanındaki etkilerini güçlendirmeye çalışıyor.

Bu ülkeler, başta Fransa olmak üzere Avrupa ülkelerinin kıtadan geri çekilmesi ve ABD yönetiminin Afrika’ya ilgisinin azalmasının ardından ortaya çıkan boşluktan yararlanmayı hedefliyor.

Bununla birlikte burada özellikle İran’ın hareketleri ve faaliyetleri üzerinde durulacak. Bunun temel nedeni, İran’ın İsrail’le doğrudan karşı karşıya bulunması ve İran güvenlik kurumlarının Afrika’daki faaliyetlerinin İsrail’in ulusal güvenliği açısından diğer bölgesel güçlere kıyasla daha büyük bir tehdit oluşturması.

Ancak diğer bölgesel güçlerin faaliyetlerinin, bu faaliyetlerin arkasındaki nedenlerin ve gelecekte İsrail açısından doğurabileceği sonuçların da ayrıca incelenmesi gerektiği göz ardı edilmiyor.

İran’ın Afrika’daki nüfuz alanları genişliyor

İran’ın Afrika’daki en önemli faaliyetleri ve nüfuz alanlarına bakıldığında, Tahran yönetiminin kıtadaki birçok ülkeye silah satışını artırmak ve bu satışları İran’ın güvenlik alanındaki nüfuzunu güçlendirmek için kullanmak istediği görülüyor.

Bu eğilim özellikle Doğu Afrika’da belirginleşirken İran’ın faaliyetlerindeki artış Sahel bölgesinde de dikkat çekiyor.

Tahran, Afrika Boynuzu ve kıtanın doğusunda Sudan ve Eritre ile ilişkilerini güçlendirmeyi sürdürüyor. İran’ın Eritre üzerinden özellikle insansız hava araçları, havan topları ve tanksavar füzeleri sevk ettiği, bu silahlarla ülkede Hızlı Müdahale Güçleri’ne karşı devam eden iç savaşta Sudan ordusunun kapasitesini artırmayı amaçladığı belirtiliyor.

Bu politika, Sudan ile ilişkileri yeniden canlandırmayı ve İran’ın ülkedeki varlığını çeşitli ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yeniden güçlendirmeyi hedefleyen planlı bir yaklaşımın parçası olarak değerlendiriliyor.

Aynı zamanda Tahran, Kahire ve Cibuti ile diplomatik ilişkilerini yeniden güçlendirmek için yoğun çaba harcıyor. İran yönetimi, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu’ndaki varlığını derinleştirmenin İsrail üzerindeki ekonomik kuşatmayı artıracağına, Gazze Şeridi’ndeki Hamas’a silah aktarımı için yeni kanallar oluşturacağına ve İran donanmasının bu kritik bölgede konuşlanmasına imkân sağlayacağına inanıyor.

İsrail’in mevcut Japonya Büyükelçisi Dr. Emmanuel Navon da İran’ın Sudan üzerinde kontrol kurmasının İsrail’in Kızıldeniz’deki çıkarları açısından taşıdığı tehlikeye dikkat çekiyor.

Navon’a göre Kızıldeniz, İsrail’in Asya ve Doğu Afrika’ya açılan deniz yolu açısından hayati öneme sahip. Eilat Limanı’nın faaliyetleri, Babülmendep Boğazı’ndan serbest geçişe bağlı bulunuyor. Ancak bu geçiş bugün İran destekli Husiler ile Sudan kıyılarındaki istikrarsızlık nedeniyle tehdit altında.

Sudan’daki kaosun, Sina ve Libya üzerinden Hamas ile Hizbullah’a silah kaçırılmasına imkân sağladığı ve bunun yaklaşık 20 yıldır belgelenen bir olgu olduğu belirtiliyor.

Bu nedenle Sudan’da istikrarın sağlanması ve başta İran olmak üzere İsrail’e karşı düşman olarak görülen unsurların ülkeden uzak tutulması, Tahran’dan Gazze’ye uzanan silah koridorunun yeniden kurulmasını engellemek açısından İsrail’in doğrudan çıkarına görülüyor.

İran’ın Afrika’daki nüfuz haritası yalnızca Afrika Boynuzu ve kıtanın doğusuyla sınırlı değil. Citrinowicz’e göre İran, Libya’dan Tunus ve Cezayir’e kadar Kuzey Afrika ülkeleriyle ilişkilerini genişletmeye çalışıyor.

Bu ilişkiler İran’a Akdeniz ve Cebelitarık Boğazı’na erişim imkânı sağlarken aynı zamanda Tahran yönetiminin kıtadaki İsrail ve ABD faaliyetlerinin merkezi olarak gördüğü Fas üzerindeki askerî baskıyı artırmasına da imkân tanıyor.

Polisario Cephesi

Bu doğrultuda İran, Batı Sahra’daki Fas varlığına karşı savaşan Polisario Cephesi’ne askerî desteğini artırıyor.

İran, Afrika Boynuzu ve Kuzey Afrika’daki faaliyetlerinin yanı sıra Fransa’nın Sahel bölgesindeki varlığının gerilemesinin ardından ortaya çıkan boşluktan da yararlanmaya çalışıyor. Tahran, Çin ve Rusya’ya benzer şekilde bu ülkelerde ekonomik ve siyasi nüfuzunu güçlendirmeyi hedefliyor.

Bunun örneklerinden biri Nijer. İran’ın bu ülkede, nükleer programında kullanmak üzere satın alabileceği uranyum cevheri başta olmak üzere birçok çıkarı bulunuyor.

Ayrıca İran, Kenya, Uganda ve Zimbabve dâhil olmak üzere Doğu Afrika’daki birçok ülkeyle ekonomik ilişkilerini genişletiyor. Tahran bu ilişkileri, dış bağlantılarının gücünü göstermek ve söz konusu ülkelerle ekonomik bağlarını derinleştirerek İran rejimine uygulanan yaptırımları aşmak için kullanmayı hedefliyor.

Son olarak İran’ın Güney Afrika ile ilişkilerine verdiği büyük önem de dikkat çekiyor. Tahran, Güney Afrika’yı siyasi, ekonomik ve güvenlik alanlarında stratejik bir ortak olarak görüyor ve bu ilişkileri genişletmek için yoğun çaba harcıyor.

İran ayrıca Güney Afrika’nın kıtadaki nüfuzunu, İsrail’in siyasi girişimlerine zarar vermek amacıyla kullanmayı hedefliyor. Bu durum özellikle İsrail’in Afrika’daki siyasi konumunu güçlendirmeyi amaçlayan Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’ne yönelik girişimler bağlamında öne çıkıyor.

İsrail’den İran’a karşı Afrika stratejisi

İran’ın Afrika’daki yayılma alanları ve kıtadaki çeşitli faaliyetleri, İsrail’in özellikle askerî ve ekonomik çıkarlarının karşı karşıya olduğu tehdidin boyutunu ortaya koyuyor. İsrail’in kıtadaki varlığını güçlendirmek için uzun süredir önemli çabalar harcadığı göz önüne alındığında, bu tehdit Tel Aviv açısından daha da önem kazanıyor.

Bu nedenle İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsünün düzenlediği seminerde, İsrail’in Afrika’daki genişlemesini güçlendirecek ve İsrail’in ulusal güvenliğine zarar verebilecek gelişmelerle mücadele etmesini sağlayacak bir dizi öneri sunuldu. Bu önerilerin başlıcaları şöyle sıralandı:

  • İsrail, İran’ı Afrika’dan çıkarmayı hedefleyen bir strateji oluşturmalı. İsrail bugün çok sayıda güvenlik sorunuyla karşı karşıya olsa da İran’ın Afrika’daki faaliyetlerine odaklanmalı ve bu gidişatı değiştirmek için başka ülkeleri de harekete geçirmeye çalışmalı. Bunun için İsrail’in Afrika kıtasını ciddi biçimde ele alması gerekiyor. İsrailli devlet adamlarının ve kamuoyunun da Afrika’nın İsrail’in ulusal güvenliğinde merkezî bir konuma sahip olduğunu kabul edecek bir düşünce değişikliğini benimsemesi gerektiği belirtiliyor.
  • İsrail, Afrika kıtasına yönelik kapsamlı bir strateji oluşturmalı ve hükûmet, sivil ve ekonomik kuruluşların yönlendirilmesinde merkezî rol üstlenmeli. İsrail’in ulusal çıkarları açısından önemli bölgeler belirlenmeli. Bunların başında Kızıldeniz geliyor. İsrail’in burada stratejik bir varlık oluşturması, lojistik ve askerî dayanak noktaları kurması, deniz ulaşımı ile uluslararası ticaret hatlarını tehditlere karşı koruması gerektiği ifade ediliyor. Ayrıca İsrail’in savunma sanayisi için gerekli temel ham maddeleri temin edebileceği bölgelerin de belirlenmesi gerektiği, özellikle Batılı ülkelerden gelebilecek muhtemel boykot ve ambargolara karşı buna hazırlık yapılmasının önem taşıdığı belirtiliyor.
  • İsrail ittifaklar içinde hareket etmeli ve güvenlik ile teknoloji alanındaki avantajlarından yararlanmalı. BAE, Hindistan ve ABD gibi İsrail’le dost olan ve Afrika’da aktif biçimde faaliyet gösteren birçok ülke bulunuyor. Bu ülkelerin koordineli tek bir blok hâlinde hareket etmesi gerektiği savunuluyor. Afrika’nın, özellikle Sahel bölgesinin yanı sıra Mozambik ve kıtanın orta kesimlerindeki bazı bölgelerin küresel terörün başlıca merkezlerinden biri olduğu belirtiliyor. İsrail’in bu alanda yardım sunabileceği ve yeni ittifaklar kurabileceği ifade ediliyor. Başka hiçbir ülkenin bu ölçüde etkili yardım sunamayacağı ve İsrail’in bu alanda önemli bir avantaja sahip olduğu ileri sürülüyor. İsrail’in ayrıca kıtanın ciddi ihtiyaç duyduğu su gibi alanlarda ileri teknolojik çözümler sunduğu ve Afrika ile ABD gibi hükûmetler, bağışçı kuruluşlar ve özel kurumlar arasında köprü görevi üstlenebileceği belirtiliyor.
  • İsrail, kendi açısından önemli bölgelere öncelik vermeli. İlk sırada İran’ın müdahalesi ve Yemen’e yakınlığı nedeniyle en kritik bölge olarak görülen Doğu Afrika bulunuyor. İkinci sırada Orta ve Batı Afrika’daki stratejik madenler açısından zengin bölgeler, üçüncü sırada ise Güney Afrika gibi İsrail’e zarar verme kapasitesine sahip önemli ülkeler yer alıyor.

İsrail politikasının başarılı olabileceği de savunuluyor. Bunun nedeni, birçok Afrika ülkesinde İsrail’e yönelik olumlu bakışın hâlâ devam etmesi. Kenya ve Nijerya gibi ülkelerde İsrail’in oldukça popüler olduğu, bu nedenle derin ve uzun vadeli ittifaklar kurmak için önemli bir potansiyel bulunduğu belirtiliyor.

  • İsrail, Afrika konusunda bazı Körfez ülkeleriyle güvenlik ve ekonomi alanında iş birliği yapabilir. Bu ülkeler arasında Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Bahreyn yer alıyor. Bunun temel nedeni, özellikle İran nüfuzuyla ve İslami aşırılıkla mücadelede İsrail’in çıkarlarının bu ülkelerin çıkarlarıyla kesişmesi.

Bununla birlikte İsrail’in, Afrika meselesinde Körfez ülkeleriyle kuracağı bu iş birliği nedeniyle uluslararası eleştirilere maruz kalabileceğini de dikkate alması gerektiği belirtiliyor. Bunun nedeni ise İsrail’in kıtaya müdahalesinin niteliği konusunda geçmişte de çeşitli eleştirilerle karşı karşıya kalmış olması.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.