İsrail Gazze’nin Tamamını İşgal Eder mi?
25.08.2025 - 17:00 | Son Güncellenme: 27.08.2025 - 17:27
Günler önce Hamas ve diğer Filistinli örgütler arabulucular tarafından sunulan ateşkes teklifini kabul ettiklerini duyurdular. Daha önceki tekliflerden fazla farklı olmayan ve sadece basit değişiklikler içeren teklifi -değişiklik istemeden- kabul etmelerini, esneklik ve savaşı durdurmak açısından samimi duruş olarak nitelendirmek mümkün.
Buna karşın İsrail işgal hükümeti, teklife dair hiçbir yorum yapmadan ya da yanıt vermeden, tüm Gazze Şeridi’ni işgal planını duyurdu ve burada yaşayan milyonları zorla göçe mecbur ederek bölgeyi tamamen boşaltacağını açıkça ilan etti. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından tutuklanması talep edilen İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, teklife yorum yapmazken kararlılık mesajı verdi ve ‘tüm rehinelerin serbest bırakılması ve İsrail’in kabul edeceği şartlarla savaşın sona erdirilmesi için’ müzakerelere derhâl başlanması talimatını verdiğini açıkladı.
İşgal hükümetinin Savunma Bakanı Yisrael Katz, Hamas’ın silahsızlanma ve tüm rehineleri serbest bırakma gibi İsrail’in şartlarını kabul etmemesi halinde Gazze şehrini tamamen yıkmakla tehdit etti. 19 Ağustos’ta İsrail Savunma Bakanlığı, Gazze şehrini işgal etme planını onayladığını ilan edip hazırlık aşamasının Zeytun semtinde yoğun bombardıman ile başladığına işaret etti.
Gözden Kaçmasın
Peki, işgal güçleri yüz binlerce Filistinlinin göçüp yaşadığı Gazze şehrini işgal eder mi? Bütün Gazze şeridini boşaltabilir mi? Yoksa bu ilanlar Hamas’a ve direniş örgütlerine yönelik sadece bir baskıdan ibaret midir?
Bu önemli soruya cevap verebilmek için İsrail’in 7 Ekim 2023 tarihinden itibaren benimsediği stratejiye ve taktiksel olarak kullandığı planlara değinmek gerek.
7 Ekim’deki “Aksa Tufanı” operasyonuyla İsrail’in kuruluşundan itibaren, “erken uyarı-güç üstünlüğü-kısa savaş-hızlı zafer” etmenlerini içeren ve mutlak caydırıcılık üzerine kurulan güvenlik teorisi çökünce, işgal devleti yeni bir teori/uygulama arayışına başlamıştır.
İsrail'in işgal politikası
O günden itibaren, güvenlik tehditlerini yalnızca idare etmek veya gerektiğinde müdahale etmek yerine, mevcut ya da muhtemel tehditleri ‘yok etme’ politikasını benimsemiş; Gazze’yi tamamen yıkma, Filistin’i işgal etme ve bölgedeki bazı ülkeleri işgal, bölme ve zayıflatma stratejileriyle tüm bölgeyi kontrol altına almaya yönelmiştir.
Netanyahu bu duruma “Orta Doğu’nun haritalarını yeniden çizme” deyip, Lübnan, Suriye, Ürdün, Mısır, Irak ve Türkiye’yi de içine alan “Büyük İsrail Projesi”ni gerçekleştirmek için kendisini adadığını açıklamıştır.
Bu stratejiyi hayata geçirebilmek, müzakereyi taktiksel bir araç olarak kullanma ihtiyacını doğurdu. Nitekim müzakerelere katılıp sürece dahilmiş gibi görünmek, UCM tarafından hakkında tutuklama kararı bulunan Netanyahu’ya yönelik iç ve dış baskıları hafifletmenin yanı sıra, Filistinlilerin elindeki bazı esirleri kurtarma gibi taktiksel ve geçici kazanımlar da sağlamıştır. O yüzden de Ocak 2025’te ilan edilen ateşkesten sonra Netanyahu’nun hükümeti hiç bir anlaşmaya yanaşmamıştır. Kendi önerdiği ve ABD tarafından kendi teklifiymiş gibi sunulup Filistinliler tarafından kabul edilen ateşkes planı da buna dahildir. Hamas ve diğer Filistinli örgütler ne zaman bir teklife evet deseler, yeni şartlar koşup anlaşmadan vazgeçerek onları suçlu tutma planını uygulamıştır.
Kısacası, işgal hükümeti savaşı durdurmak istememektedir. Bir yandan 7 Ekim’in intikamını en kanlı ve vahşi şekilde almayı, diğer yandan caydırıcılığı yeniden tesis etmek için Filistinliler ve bölge halklarını ‘bilinç yakma’ politikasıyla pişmanlığa mahkûm etmeyi hedeflemekte; ayrıca hükümetin yıkılmasını önlemek ve kamuoyu desteğini pekiştirmek gibi iç siyasi kazanımlar uğruna soykırım ve etnik temizliği adım adım sürdürmektedir. Bu planda da ABD Başkanı Donald Trump’ın tam desteğini almış durumda.
Bunu söyleyen sadece biz değiliz. Eski ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mathew Miller, Netanyahu’nun ABD’ye Gazze savaşını onlarca yıl sürdüreceğini söylediğini, İsrail hükümetinin birkaç kez ateşkes planını başarısızlığa uğrattığını itiraf etti.
Savaşın ilk günlerinde Eski İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın, Gazzeliler için “hayvanlar” benzetmesi de bu vahşetin teorik ve ideolojik zeminini açıklıyordu.
Dolayısıyla UCM firarisi Netanyahu’nun ‘tüm Gazze’yi işgal etme’ yönündeki niyet beyanı, kuşkusuz Hamas ve Filistinliler üzerinde baskı kurma amacını taşımaktadır; nitekim ‘ateş altında müzakere’ yöntemini benimsediklerini açıkça ilan etmekte ve bunu gizlememektedirler.
Diğer yandan, bütün Gazze’yi işgal etmek ve Gazze şehri içine girmek işgal ordusu için fazla kayıp verme açısından büyük risk taşımakta. Bu sebepten dolayı birçok ordu yetkilisi bu işgale karşı çıkmaktadır. Zira Filistin direnişi işgal ordusunun çalışma üslubuna ayak uydurup planları değiştirdiğini ve halen kayıp verdirme gücüne sahip olduğunu son günlerde bir kez daha ispatlamıştır.
Şimdilik bu planı uygulamanın zor ve tehlikeli olduğunu gören işgal ordusu temkinli görünmekte. Bu planı kademeli olarak uygulamayı seçebilir. Nitekim, son günlerde şahit olduğumuz Jabalya ve bazı semtlerdeki vahşi bombardıman bunun ilk adımları mahiyetindedir.
Önümüzdeki günlerde, İsrail’i bu çılgın ve kanlı planından vazgeçirecek ciddi bir baskı uygulanmazsa, tüm Gazze’yi işgal edip sakinlerini boşaltma girişiminin bir oldu bittiyle hayata geçirildiğine tanık olabiliriz.
Halihazırda, işgal ordusu Gazze şeridinin %75’ten fazlasını işgal ederek bunu genişletmeye devam ediyor. Arap ve İslam dünyası başta olmak üzere uluslararası camianın, söylemin ötesine geçmeyip fiili olarak İsrail’e ciddi baskı ve yaptırım uygulamaması halinde, Gazze ve bütün Filistin’de hayal edemeyeceğimiz her kötülüğü görebiliriz maalesef.
Ve sanıldığının tam aksine, söz ve söylem sınırlarını aşamayan, bu soykırımı durdurmak için her seçeneği zorlamayan Arap ve Müslüman devletler başta olmak üzere bütün dünya liderleri bu soykırımın sorumluları arasında sayılacak. Zira kayıtsız ve etkisiz kalmak işgal ordusunu ve hükümetini iki sene boyunca daha cüretkar kılmıştır ve kılmaya devam edecektir.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.