İslamabad Görüşmelerinin Başarısız Olmasının Ardından Neler Olabilir? 

Gazeteci Muhammed Musa, İslamabad görüşmelerinin başarısız olmasının ardından ortaya çıkabilecek senaryoları Fokus+ için kaleme aldı.
islamabad-gorusmelerinin-basarisiz-olmasinin-ardindan-neler-olabilir.jpg

13.04.2026 - 17:21  |  Son Güncellenme:  13.04.2026 - 17:32

ABD ile İran arasında İslamabad’da yürütülen görüşmelerin sonuçsuz kalması, iki ülke arasında sağlanan kırılgan ateşkes açısından bir dönüm noktası oldu. Yaklaşık altı hafta süren çatışmaların ardından ateşkes ilan edilmesiyle başlatılan üst düzey müzakereler, gerilimi düşürebilecek son fırsat olarak görülüyordu. Söz konusu müzakerelerin, ABD ve İran arasındaki savaşta gerilimi azaltabilecek tek çözüm olduğu düşünülüyordu.   

Pakistan’ın başkenti İslamabad’da bulunan Serena Otel’de yaklaşık 21 saat süren görüşmelerde, taraflar herhangi bir anlaşmaya varamadı. Görüşmelerin ardından açıklama yapan ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, “21 saattir bu konuyla uğraşıyoruz ve İranlılarla bir dizi önemli görüşme yaptık. Bu iyi haber. Kötü haber ise bir anlaşmaya varamamış olmamız” ifadelerini kullandı. Öte yandan, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, X hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, ABD’nin görüşmeler sırasında İran’ın güvenini kazanamadığını vurguladı.  

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf

Galibaf, İran’ın müzakerelerden önce iyi niyet ve irade ortaya koyduğunu ancak ABD ile daha önce yaşadıkları deneyimler nedeniyle karşı tarafa güvenmediklerini ekledi. Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar ise, her iki ülkeye de şükranlarını ilettiğini belirterek, ABD ve İran’ın da Pakistan’ın çabalarını takdir ettiğini söyledi. Ayrıca Pakistan’ın ABD ve İran arasındaki diyaloğu kolaylaştırmak için gerekli rolü oynamaya devam edeceğini ekledi. İki ülke arasında yaşanan bu gelişmelerin ardından, sürecin nasıl şekilleneceği sorusu gündeme geliyor.   

Yeniden çatışma riski   

İki ülke arasında İslamabad’da yapılan görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından en kritik senaryo, kırılgan ateşkesin bozulması olarak öne çıkıyor. Müzakerelerin sürmesi ve bir anlaşmaya varılması halinde ateşkesin uzatılabileceği ve bölgesel istikrarın güçlenebileceği değerlendiriliyordu. Ancak İslamabad görüşmelerinin çökmesiyle birlikte, ateşkesin sona ermesi ve çatışmaların yeniden başlaması ihtimali artmış durumda. Bazı analistler, diyalog kanallarının kapanmasının taraflar arasında daha agresif adımlara yol açabileceğini ve bunun da bölgede ciddi istikrarsızlık ve gerilim yaratacağına dikkat çekiyor.  

Bu bağlamda, Uluslararası ilişkiler analisti Enver Abbas, savaşın tamamen sona ermediği görüşünde. Abbas, taraflar arasındaki sorunların 14-20 saatlik görüşmelerle çözülemeyeceğini, birden fazla görüşme ve temas gerektirdiğini belirtti. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in, ABD’nin planını İran tarafına sunduğunu ve yanıt beklediklerini söylemesinin, sürecin devam ettiğine dair işaret olduğunu da sözlerine ekledi.   

Hürmüz Boğazı    

ABD ve İran arasında, İslamabad’da yapılan görüşmelerde öne çıkan başlıklardan biri de Hürmüz Boğazı oldu. Bu stratejik geçiş noktası, İran’ın ABD karşısındaki en önemli kozlarından biri olarak değerlendiriliyor. ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın İslamabad’daki barış görüşmelerinde nükleer hedeflerinden geri adım atmaması üzerine Hürmüz Boğazı’na yönelik deniz ablukası için gerekli hazırlıkları yapma talimatı verdi. Trump, ABD Donanması’nın boğaza giriş-çıkış yapan tüm gemileri engellemeye yönelik hazırlıklara başlayacağını da ekledi.   

İran liderinin üst düzey danışmanlarından Ali Ekber Velayeti ise Hürmüz Boğazı’nın “tamamen İran’ın kontrolünde” olduğunu vurguladı. İranlı yetkilinin bu ifadeleri, Tahran’ın Washington ile yaptığı son görüşmelerin ardından ulusal çıkarlarını koruma konusundaki kararlılığının altını çiziyor. Analist Enver Abbas, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı açmaması ve ABD’nin güç kullanarak açmaya çalışması halinde, bunun etkilerinin küresel ölçekte hissedileceğini ifade etti.   

Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalması ve petrol akışının kesintiye uğraması durumunda enerji fiyatlarında yeniden artış yaşanabilir. Bunun sonucunda dünya genelinde enflasyon ve ekonomik istikrar ciddi şekilde zarar görebilir. Enerji sektörü açısından bakıldığında ise, Körfez ülkelerinden petrol ithal eden Pakistan ve Bangladeş gibi ülkelerin ciddi sorunlarla karşı karşıya kalabileceği değerlendiriliyor. Bunun temel nedeni, artan ithalat faturaları ve iç ekonomik baskıların yükselmesiyle birlikte enflasyonun hız kazanması.    

Nitekim son dönemde Pakistan’da akaryakıt fiyatlarının ciddi şekilde artması üzerine hükümetin kamuya yönelik bazı rahatlatıcı adımlar atmak zorunda kaldığı görülmüştü. Bu çerçevede, Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmaya devam etmesi ve taraflar arasında herhangi bir anlaşmaya varılamaması durumunda, yalnızca ABD ve İran’ın değil, tüm bölgenin enerji kaynaklı ciddi sorunlarla karşılaşabileceği öngörülüyor.  

Güven krizi derinleşiyor   

İslamabad görüşmelerinde öne çıkan en kritik başlıklardan biri de taraflar arasındaki güven eksikliği oldu. Bu durum, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf’ın “iki savaşın ardından karşı tarafa güven duymadıkları” yönündeki son açıklamasıyla da teyit edildi. Müzakerelerin ilerleyebilmesi ve somut sonuçlar doğurabilmesi için karşılıklı güvenin temel unsur olduğu vurgulanırken, bu unsurun yokluğu sürecin tıkanmasına neden oluyor.    

Nitekim İslamabad’daki görüşmelerin sonuçsuz kalmasının arkasında da bu güven eksikliğinin belirleyici olduğu değerlendiriliyor. Bu durum, iki ülke arasındaki mesafeyi daha da açarak tarafların yeniden aynı masa etrafında toplanmasını son derece zorlaştırabilir.   

Sonuç   

ABD ile İran arasında İslamabad’da yürütülen görüşmelerin kesintiye uğraması, yalnızca diplomatik bir başarısızlık olarak değil, aynı zamanda Orta Doğu ve çevre bölge için ciddi bir uyarı olarak görülüyor. Taraflar arasındaki güven eksikliğinin derinleşmesi, çatışmanın yeniden geniş çaplı bir savaşa dönüşme riskini artırırken, bu senaryonun küresel güvenlik ve ekonomik istikrar üzerinde ağır sonuçlar doğurabileceği belirtiliyor. Diplomatik müzakereler yürütülmesi ve diyalog kanallarının açık olması, mevcut krizin çözümü için tek seçenek olarak öne çıkıyor. Zira ABD ve İran’ın, özellikle Hürmüz Boğazı ve İran’ın nükleer programı gibi temel başlıklarda geri adım atmaya yanaşmadığı görülüyor. Eğer bu sorunlar masaya oturularak çözülmezse, giderek daha tehlikeli hale gelecek ve sadece ABD ve İran için değil, tüm bölge için de birçok zorluğu beraberinde getirecek.  

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.