İran’ın 2025 Bilançosu ve 2026’ya Kırılgan Bir Geçiş

Araştırmacı Emine Gözde Toprak, İran’ın 2025’te derinleşen krizlerini ve 2026’ya uzanan kırılgan denge arayışını Fokus+ için kaleme aldı.
emine-gozde-toprak
İran’ın 2025 Bilançosu ve 2026’ya Kırılgan Bir Geçiş

31.12.2025 - 17:04  |  Son Güncellenme:  31.12.2025 - 17:12

İran İslam Cumhuriyeti krizlere yabancı bir ülke değil. 2022’nin Eylül ayında Mehsa Emini protestolarıyla görünür hale gelen iç gerilim hattı, 7 Ekim 2023’teki Aksa Tufanı sonrasında bölgesel savaş döngüsüyle birleşerek Tahran’ın aynı anda iki cephede sınamalarını başlatmıştı. İçeride meşruiyet ve yönetilebilirlik sorunu derinleşirken, dışarıda caydırıcılık mimarisi ve vekil ağlar üzerinden inşa edilen stratejik derinlik hızla aşınmaya başladı. 2025’i farklı kılan, bu iki kırılganlığın 2024 yılı boyunca birbirini besleyerek eşzamanlı biçimde zirve yapmasıydı. 

Yönetim, hem toplumsal sözleşmenin çatladığı bir zeminde ayakta kalmaya çalışırken hem de yıllardır maliyetleri dışarıda tutarak kurduğu güvenlik denkleminin yıkılmasıyla kendisini yıkıcı bir çatışma içinde buldu. Aslında İran 2025’e girerken riskleri kabaca öngörüyordu. Trump’ın İsrail’le yakın ilişkisi ve ilk döneminden farklı bir ajandayla gelse dahi Tel Aviv’in İran’a yönelik askeri seçeneklerini daha serbest bir manevra alanına kavuşturabilecek başkan profili olarak görülmesi, İran’ın risk algısını yukarı çekti. Bu nedenle yeni yıla girerken Tahran’ın ilk refleksi, tırmanmayı kontrol altında tutmak ve çatışma eşiğini mümkün olduğunca aşağıda tutmaktı. 

Bu temkinli hat, nükleer dosyanın sağladığı bir kaldıraçla desteklenmek istendi. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) raporları İran’ın nükleer programının “eşik” niteliğinin giderek güçlendiğini gösteriyordu. Tahran bu statüyü 2025 yılında iki amaçla kullanmayı hedefledi: Rejimin direnç kapasitesini ve caydırıcılık algısını tahkim etmek ve Washington’la kurulabilecek bir masada pazarlık gücünü artırmak. Fakat bu strateji İran’a geniş bir manevra alanı açmadı; daha çok “zaman satın alma” ve riskleri erteleme çabasına dönüştü. 

Nisan ayında Umman’da yeniden temas kurulması bu arayışın parçasıydı. 12 Nisan 2025’te Maskat’ta yapılan görüşmeler, yaptırımların gevşetilmesi ve tırmanma riskinin yönetilmesi gibi başlıkları tekrar gündeme taşıdı. Ancak bu diplomatik hat, 2023’ten itibaren İran aleyhine dönmeye başlayan bölgesel ivmeyi tersine çevirmeye yetmedi. Sahadaki güç dengeleri değişmişti; daha önemlisi İran’ın vekil ağlar üzerinden ürettiği caydırıcılık kapasitesi belirgin biçimde yıpranmıştı.  

2025’te ne oldu? 

2025’in en kritik gelişmesi şüphesiz, İran–İsrail hattında yıllardır süren dolaylı rekabetin açık bir askeri çatışmaya dönüşmesiydi. Haziran’daki on iki günlük çatışma, İran’ın caydırıcılık tasarımını sınayan bir eşik oluşturdu. 2024’teki karşılıklı sınırlı vuruşlar kontrollü tırmanma düzeyinde kalmıştı; Haziran 2025’te ise İsrail, coğrafyayı ve hedef setini genişleterek daha kapsamlı bir müdahale çizgisine geçti. Sürecin ilerleyen safhasında ABD de doğrudan devreye girdi: 22 Haziran 2025’te Fordo, Natanz ve İsfahan’daki nükleer tesisleri hedef alan saldırılarla çatışmaya fiilen katıldı.  

Bu çatışmanın İran açısından sarsıcı yönü, caydırıcılık mimarisinin iki ayağında aynı anda kırılganlık üretmesiydi. İlk olarak, hava savunmasının etkinliği ve kritik altyapının korunabilirliği ciddi biçimde sorgulanır hale geldi. İkinci olarak, karar verici kadrolar ile nükleer/askeri uzman havuzunun güvenliğinde ortaya çıkan açıklar kriz yönetimini zorlaştırdı. Saldırılarda üst düzey askeri isimlerin ve nükleer bilim insanlarının hedef alınması bu tabloyu daha da görünür kıldı.  

İran Dini Lideri Ali Hamaney

Çatışma boyunca Devrim Lideri Ali Hamaney’in suikast riskini azaltmak amacıyla daha korunaklı bir sığınak düzenine geçtiği iddia edildi. Tüm bu gelişmeler, İran’ın caydırıcılığının çok katmanlı bir savunma mimarisinden ziyade, esasen balistik füze kapasitesine dayanan görece dar bir taşıyıcı sütun üzerinde yükseldiğini daha net biçimde ortaya koydu. 

Çatışmanın doğrudan etkilediği ikinci alan nükleer kabiliyetlerdi. Saldırıların hedef seti İran’ın nükleer altyapısının kalbini işaret etti: Natanz ve İsfahan gibi merkezler yanında Fordo da doğrudan hedef oldu. Haziran sonunda basına sızan erken ABD istihbarat değerlendirmeleri, saldırıların programı tamamen ortadan kaldırmadığını ve gecikmenin “aylar” düzeyinde olabileceğini öne sürdü. Buna karşılık Pentagon temmuz başında “1–2 yıl” geriletme değerlendirmesi paylaştı. Bu farklı okumalar şunu gösteriyor: İran’ın nükleer kapasitesi darbe aldı; ama bilgi birikimi ve yeniden inşa potansiyeli, nükleer dosyayı 2026’da da gündemin merkezinde tutacak. 

2025’teki ikinci büyük kırılma, yaptırımların yeniden kurumsallaşmasıydı. E3’ün (Fransa, Birleşik Krallık ve Almanya) tetik mekanizmasını işletmesiyle süreç başladı; AB Konseyi de eylül sonunda nükleer bağlantılı kısıtlamaların yeniden yürürlüğe alındığını duyurdu. Bu adımların içerideki etkisi hızlı oldu; döviz piyasası ve enflasyon beklentileri üzerinde baskı arttı, bütçe dengeleri daha da sıkıştı.  

2025’te öne çıkarılması gereken üçüncü başlık, İran’ın “Direniş Ekseninin” daha da aşınması oldu. İsrail’in hedefli vuruşları Hizbullah’ın komuta-kontrol yapısını yıpratmayı sürdürdü. Kasım 2025’te Beyrut’un Dahiye bölgesine düzenlenen saldırıda Hizbullah’ın askeri kanadının liderlerinden sayılan Heysem Ali Tabatabai öldürüldü. Aynı baskı hattı Kudüs Gücü’nün dış operasyon yapılanmalarına da uzandı: Reuters, İsrail’in Kudüs Gücü’nün Birim 840 yapılanmasında görevli olduğu belirtilen Hüseyin Mahmud Marşad el-Cevheri’nin Lübnan’da öldürüldüğünü bildirdi. Bu tür nokta operasyonlar, İran’ın “ileri savunma” yaklaşımının yeniden inşasını hem daha maliyetli hem de daha kırılgan hale getiriyor. 

Yemen cephesi de 2025’te baskının yoğunlaştığı bir diğer alan oldu. Reuters’a göre ABD, 2025 baharında Husilere karşı kapsamlı bir hava kampanyası yürüttü; 17 Nisan 2025’te Ras İsa yakıt terminaline yönelik saldırı ağır can kaybı ve altyapı tahribatıyla öne çıktı. Yaz sonunda ise İsrail’in Sanaa’ya yönelik hava saldırısında Husilerin “başbakan”ı olarak anılan Ahmed Galib er-Rehavi’nin öldürüldüğü aktarıldı. Yemen hattı, İran’ın Kızıldeniz krizindeki dolaylı kaldıraçlarının tamamen ortadan kalktığı bir resim sunmuyor; ancak bu kaldıraçların korunmasının her geçen gün daha yüksek bedel ürettiğini gösteriyor. 

Yılın son perdesi ise içeride açıldı. 28 Aralık 2025’te tümenin rekor seviyelere gerilemesiyle başlayan grev ve protestolar, özellikle esnaf kesiminde görünürleşti; 30 Aralık’ta İran hükümeti protestocularla “diyalog” mesajı vermek zorunda kaldı. Bu dalga henüz çok yeni; fakat enerji darboğazı, su krizi ve kronik hava kirliliği gibi yapısal sorunların ekonomik baskıyla birleştiğinde siyasi maliyet ürettiği açık. 

2025, 2026’yı nasıl biçimlendirecek? 

2025 İran dış politikasını genişleme çizgisinden iyice uzaklaştırarak, direnç ve hasar kontrolü çizgisine yaklaştırdı. Doha Forum 2025’te konuşan Cevad Zarif’in “İsrail’in İran’ın direncini küçümsediği” vurgusu, bu zihinsel çerçeveyi özetliyor.  

Buradan 2026 için iki çıkarım öne çıkıyor. Birincisi, İran’ın önceliği yeni kazanımlar üretmekten çok kayıpların stratejik maliyetini sınırlamak olacak; yani bir hasar kontrolü dönemi. İkincisi, dış politika tercihleri içerideki ekonomik-toplumsal gerilimin dayattığı sınırlar içinde şekillenecek. Tahran, 12 günlük çatışmaya rağmen Washington’la bir anlaşma zemini aramaktan tamamen vazgeçmeyebilir. Çünkü içeride basıncı azaltacak her nefes aralığı, dışarıdaki riskleri yönetmenin de ön koşulu haline geliyor.  

İran’ın 2026’ya krizlerin bittiği bir eşikte değil; büyük krizleri aynı anda yönetmek zorunda kaldığı dar bir koridorda girdiğini söylemek mümkün.  

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.