İran–Amerika Savaşına Afrika’dan Bakış: Jeopolitik ve Postkolonyal Bir Analiz
13.04.2026 - 16:32 | Son Güncellenme: 13.04.2026 - 16:38
2026 İran-ABD ve İsrail çatışması bağlamında, Afrika ülkeleri ve Afrika Birliği’nin (AU) tutumu, kıtanın jeopolitik çeşitliliği, ekonomik kırılganlıkları ve uluslararası hukuk ilkelerine bağlılığını yansıtan dengeli ve temkinli bir yaklaşım sergilemektedir. Özellikle Afrikalı entelektüel ve akademik çevrelerde şekillenen yeni bağımsızlık ve çok kutupluluk söylemleri çerçevesinde söz konusu çatışmanın Afrika için anlamı mühimdir.
Afrika’nın bu perspektifi, büyük ölçüde kıtanın 19. ve 20. yüzyıllarda maruz kaldığı emperyal müdahaleler ve Soğuk Savaş döneminde vekâlet savaşlarına sahne olmasıyla şekillenmiştir. Bu nedenle İran–ABD gerilimi, Afrika’da yalnızca bir bölgesel kriz değil, aynı zamanda küresel güç dengelerinin yeniden dağılımının bir parçası olarak görülmektedir. Bu yazımız, İran–Amerika çatışmasını Afrika perspektifinden ele alarak, kıtanın tarihsel deneyimleri, jeopolitik konumu ve güncel dış politika yönelimleri üzerinden çok katmanlı bir analiz sunmaktadır.
Afrika’nın emperyal deneyimi
Afrika’nın uluslararası krizlere yaklaşımı, sömürgecilik sonrası dönemde gelişen “anti-emperyal bilinç” ile yakından ilişkilidir.
Gözden Kaçmasın
Afrika kamuoyunda İran, genel olarak Batı hegemonyasına karşı direnen bir aktör olarak algılanırken bu algı, özellikle postkolonyal söylemlerle beslenmektedir. Afrika’daki birçok akademik çevre, İran’ın dış politika stratejisini egemenlik savunusu olarak yorumlama eğilimindedir. Bu bakış açısı, kıtanın kendi bağımsızlık mücadeleleriyle paralellik kurmasına olanak tanır. İsrail’in İran’a yönelik saldırıları uluslararası hukuka aykırı, egemenlik ihlali ve sivil kayıplara yol açan eylemler olarak görülmüştür. Güney Afrika Dışişleri Bakanlığı (DIRCO) bu saldırıları kınamış, diyalog ve BM öncülüğünde barışçıl çözüm çağrısı yapmıştır.
Güney Afrika’da Nelson Mandela’dan beri Birleşik Amerika ile ilgili genel kanı, hem ulusal güvenliği tehdit edici hem de müdahaleci bir güç olduğu yönündedir. Bir yandan terörle mücadele, kalkınma yardımları ve diplomatik ilişkiler aracılığıyla olumlu bir imaj yaratmaya çalışırken, diğer yandan askeri üsler ve müdahaleler nedeniyle eleştirilere maruz kalmaktadır. Bu çelişkili algı, İran–ABD savaşına ilişkin Afrika’daki değerlendirmelerin de karmaşık olmasına yol açmaktadır. Benzer nedenlere bağlı olarak ABD’nin askeri operasyonu, Afrika’da yeni bir emperyal müdahale olarak yorumlanmıştır.
Afrika’nın stratejik konumu
Afrika, enerji kaynakları, deniz yolları ve genç nüfusu nedeniyle küresel güç rekabetinin merkezinde yer almaktadır. Kızıldeniz ve Hint Okyanusu hattı, İran ile Afrika arasındaki stratejik bağlantıları güçlendirmektedir. Çin ve Rusya’nın Afrika’daki artan etkisi, ABD’nin kıtadaki konumunu yeniden tanımlamasına neden olmaktadır.
Türkiye gibi aktörlerin Afrika açılımı, çok kutuplu bir düzenin oluştuğunu göstermektedir. Bu bağlamda, İran–ABD savaşı Afrika’da yalnızca dışsal bir kriz değil, aynı zamanda kıta üzerindeki güç rekabetinin yoğunlaşmasına yol açabilecek bir gelişme olarak görülmektedir.
İran–ABD çatışmasının Afrika üzerindeki en doğrudan etkisi ekonomik olacaktır. Petrol fiyatlarının yükselmesi, enerji ithalatçısı Afrika ülkelerini de olumsuz etkilemektedir. Küresel ticaret yollarındaki aksaklıklar, Afrika ekonomilerinde kırılganlık yaratmakla birlikte enerji ihracatçısı Afrika ülkeleri için kısa vadeli fırsatlar da doğabilir. Bu ikili etki, Afrika’nın küresel krizlere karşı kırılgan ama aynı zamanda fırsatçı bir konumda olduğunu göstermektedir.
Postkolonyal teori çerçevesinde analiz
Postkolonyal teori, Afrika’nın İran–ABD savaşına bakışını anlamada önemli bir araç sunar. Küresel güç mücadeleleri, eski sömürge ilişkilerinin devamı niteliğindedir. Afrika, bu mücadelelerde çoğu zaman pasif bir alan olarak konumlandırılsa da günümüzde kıta, giderek daha aktif bir aktör haline gelmektedir.

İran–ABD savaşı durumunda Afrika ülkelerinin tepkileri üç ana eksende şekillenmiştir. Çoğu Afrika ülkesi, doğrudan taraf olmaktan kaçınmakla birlikte Afrika Birliği gibi kurumlar aracılığıyla diplomatik çözüm çağrıları yapmıştır. Bu yaklaşımlar, Afrika’nın giderek daha pragmatik ve çok yönlü bir dış politika izlediğini göstermektedir. Afrika ülkeleri, tarihi bağlar, ekonomik çıkarlar ve küresel ittifaklara göre farklılaşan tutumlar benimsemiştir. Bu noktada Güney Afrika en net ve eleştirel tutumu sergileyen ülke olmuştur. Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, ABD-İsrail’in önleyici meşru müdafaa (anticipatory self-defence) doktrinini uluslararası hukuka aykırı bulduğunu belirtmiş ve saldırıları kınamıştır. BRICS üyeliği çerçevesinde İran ile yakın ilişkiler ve Filistin davasına verdiği destek, bu duruşu güçlendirmektedir. Güney Afrika, aynı zamanda Hürmüz Boğazı’nda Güney Afrika gemilerine güvenli geçiş garantisi talebinde bulunmuş ve İran’dan olumlu yanıt almıştır. Öte yandan Cezayir, ABD-İsrail saldırılarını egemenlik ihlali ve Amerikan-Siyonist saldırganlık olarak nitelendirmiş; İran’a yönelik sempatiyi yansıtan bir dil kullanmıştır. Kuzey Afrika’da anti-emperyalist gelenekle uyumlu bu tutum, İran ile uzun süredir var olan ilişkileri yansıtmaktadır.
Sonuç
İran–Amerika savaşı, Afrika açısından yalnızca uzak bir çatışma değil, küresel sistemdeki güç dengelerinin yeniden şekillenmesinin bir parçasıdır. Pakistan’ın arabuluculuğunda 7-8 Nisan 2026’da varılan iki haftalık geçici ateşkes, tarafların doğrudan çatışmasını 8 Nisan’dan beri durdurmuştur. Ateşkes, Hürmüz Boğazı’nda güvenli gemi geçişinin yeniden sağlanması koşuluna bağlanmış olup, genel olarak büyük ölçüde gözetilmektedir. Bununla birlikte, İsrail’in Lübnan’daki Hizbullah hedeflerine yönelik devam eden operasyonları, ateşkesin bölgesel kapsamı konusunda ciddi anlaşmazlıklara yol açmakta ve kırılganlığını artırmaktadır. 11-12 Nisan 2026 tarihlerinde Pakistan’ın başkenti İslamabad’da gerçekleştirilen doğrudan müzakereler, ABD heyetine Başkan Yardımcısı JD Vance başkanlığında yürütülmüş ve yaklaşık 21 saat sürmüştür. Bu görüşmeler, yıllardır ilk kez üst düzey yüz yüze temas niteliği taşımakla birlikte müzakereler, kalıcı bir anlaşma ile sonuçlanmamıştır.
Ateşkesin süresi yaklaşık 22 Nisan 2026’ya kadar devam etmektedir. Müzakerelerin başarısızlığı, çatışmanın yeniden alevlenme riskini belirgin şekilde yükseltmiştir. ABD yönetimi, İran enerji altyapısına ve kritik tesislerine yönelik yeni operasyonlar konusunda uyarılarını sürdürmekte olup, bölgeye konuşlandırılan donanma unsurları aktif durumdadır. Pakistan arabuluculuğu, Çin ve Rusya’nın dolaylı etkileri ile birlikte diplomatik sürecin devamı için zemin oluşturmaya çalışsa da, yapısal anlaşmazlıklar kalıcı bir çözümü zorlaştırmaktadır.
Bu durum, Orta Doğu’daki güç dengelerini, küresel enerji güvenliğini ve nükleer yayılma rejimini derinden etkilemeye devam etmektedir. Bu nedenle İran–ABD çatışması, Afrika için hem riskler barındıran fakat başta Amerika’nın İran’a haksız müdahalesi olarak adlandırılan çok boyutlu bir süreç olarak değerlendirilmelidir.
Kaynakça
- Gençoğlu, H. (2024, Eylül 26). What US did to Native Americans, Israel is doing to Palestinians. Cape Argus. https://capeargus.co.za/opinion/2024-09-26-what-us-did-to-native-americans-israel-is-doing-to-palestinians/ 
- Gençoğlu, H. (2024, Ekim 30). The double standards of European massacres in Africa vs. the Gaza Genocide. Cape Argus. https://capeargus.co.za/opinion/2024-10-30-the-double-standards-of-european-massacres-in-africa-vs-the-gaza-genocide/
- Katzman, Kenneth. “Iran’s Foreign Policy.” Congressional Research Service Reports, çeşitli yıllar.
- Maloney, Suzanne. “Iran’s Long Reach.” Foreign Affairs 87, no. 4 (2008): 29–44.
- Parsi, Trita. “Israel and the Origins of Iran’s Nuclear Program.” Middle East Journal 61, no. 3 (2007): 489–511.
- Walt, Stephen M. “Alliance Formation and the Balance of World Power.” International Security 9, no. 4 (1985): 3–43.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.