Hz. Adem’in Kudüs’teki Mescidi

Doç. Dr. Eldar Hasanoğlu, Hz. Adem’in Kudüs’teki mescidi üzerine İslam, Yahudi ve Hristiyan kaynaklarındaki rivayetleri Fokus+ için kaleme aldı.
Eldar Hasanoğlu
251014MT%C3%87_Web_-_Hz._Adem%E2%80%99in_Kud%C3%BCs%E2%80%99teki_Mescidi-Do%C3%A7._Dr._Eldar_Hasano%C4%9Flu.jpg

15.10.2025 - 12:54  |  Son Güncellenme:  19.10.2025 - 15:17

Kuran-i Kerim’e göre dünyada ibadet için inşa edilmiş ilk yapının Mekke’de olduğu “Gerçek şu ki, insanlar için yapılmış olan ilk ev, alemler için hidayet ve bereket olan Mekke’deki evdir.” (Ali İmran, 96) ayeti ile sabittir.  

Yeryüzünde yapılmış ikinci mabedin ise Kudüs’te olduğu hadislerde geçmektedir. Sahabeden Ebuzer tarafından rivayet olunduğu üzere, sorulan soruya cevaben Hz. Peygamber (sav) yeryüzündeki ilk mescidin Kabe olduğunu, ikincinin ise Mescid-i Aksa olduğunu buyurmuş ve ikisinin inşası arasında kırk sene zaman bulunduğunu ifade etmiştir. Arap belagat sanatında bazı sayılar gibi kırk sayısı da mecazen kullanılmakla birlikte, konuyla ilgili bilgiler bir araya getirildiğinde burada süreyi ifade eden kırk rakamının gerçek zaman dilimini belirttiği anlaşılmaktadır.  

Mekke’deki ve Kudüs’teki bahis konusu iki mescidin kim tarafından inşa edildiği, yapım şartları vs. detaylarla ilgili ayetlerde ve hadislerde zengin bilgi bulunmamakla birlikte, İslam uleması anlatımlarıyla bu konudaki bilgi eksikliğini gidermiştir.  

İslam kaynakları

İslam tarihi kaynaklarında İbn Abbas’tan naklen Kabe’nin Hz. Adem tarafından inşa edildiği rivayet edilmiştir. Bu kaynaklar Hz. Adem’in Kudüs’ü iki ziyaretinden bahseder. Kabe’nin inşasında kullanmak için Tur-i Zeyta/Zeytindağı’ndan taş getirmek amacıyla seyahati, ilk ziyarettir. İkinci ziyareti ise Mescid-i Aksa’yı inşa etmek için yapmıştır. Kaynaklara göre Kudüs’teki mescidin inşasında Hz. Adem’e Hz. Cebrail rehberlik etmiş, onu nereye yapacağını göstermiştir. Binaenaleyh, tarihte ilk insan Hz. Adem zamanından itibaren Mekke’nin ve Kudüs’ün dini hüviyetinin tescillendiği ve her ikisinin tevhit inancı üzere olduğu ortaya çıkmaktadır.

Kudüs

İslam kaynaklarında Kudüs hakkında çizilen resim bu doğrultudayken, Kudüs’ü kıble bilen Yahudiliğin ve Hristiyanlığın kaynaklarında satır arasında kalan bilgilerden bu söylemin doğruluğunun teyit edilmesi ilginçtir. Bahis konusu iki dine mensup uzmanlar tarafından Kudüs üzerine kaleme alınan çalışmalarda şehrin dini tarihi İbraniler ile başlatılır ve şehirdeki ilk mabet Hz. Davut ve Hz. Süleyman zamanına tarihlendirilir.  

Genel olarak Kudüs’ün tarihi hakkındaki literatüre hakim olan bu yaklaşımın -bilinçsiz bir şekilde- Müslüman ulema tarafından da tekrar edildiği gözlemlenmektedir. Tarihçilerin bu sunum tarzına karşın, söz konusu iki dinin temel kaynaklarında yer alan bilgi parçacıkları bir araya getirildiğinde, Yahudilik ve Hristiyanlığın Hz. Adem ile Kudüs arasında bağ kurdukları görülmektedir. Bu durum, İslam’ın Kudüs hakkındaki görüşünün Yahudilik ve Hristiyanlık tarafından da desteklendiği anlamına gelmektedir.

Yahudi kaynakları

Yahudi temel kaynaklarına göre Hz. Adem cennetten çıkarılınca yeryüzünde geldiği nokta Kudüs olmuştur. O, Moriya tepesine gelmiş ve burada tövbe etmiş, günahının affı için kurban kesmiştir. Bu mevki İslam kaynaklarında Harem-i Şerif diye bilinen yerdir. Hz. Adem’in kurbanını sunduğu sunak sonraki kuşaklarda da hep ayin yeri olarak dini amaçlarla kullanılmıştır. Bu dini seçkinliğinden dolayı olsa gerek Hz. Nuh zamanında yeryüzü tufan suları altında kalırken bu mevki suyun altında kalmaktan korunmuştur. Orta çağın en meşhur Yahudi alimi Musa ibn Meymun (öl. 1204) Yahudi geleneğinde Hz. Adem’in yaptığı sunak hakkındaki rivayetleri bir araya getirmiştir. Bu rivayetlerden anlaşıldığı üzere, bahis konusu sunak dini merkez özelliğini hep sürdürmüştür. İbn Meymun, Habil ve Kabil’in de kurbanlarını burada sunduklarını belirtmiş, kutsal metinlerde Hz. Nuh’un tufanın ardından kurban kestiği bilgisine atıfta bulunarak kurbanın bu sunakta kesildiğini ifade etmiştir.  

O, yine bu sunakta Hz. İbrahim’in oğlunu kurban kesmeye kalkıştığını yazmıştır. İbn Meymun’a göre Hz. Süleyman’ın yaptırdığı mabet de tam bu sunağın olduğu yerde inşa edilmiştir. O, Yahudi inancına göre gelecek olan Mesihi çağda bu nokta yine asli hüviyetine kavuşturulacağını, Mesih’in mabedi burada yeniden inşa edip sunağı tekrar ihya edeceğini ifade etmiştir. Görüldüğü üzere, İslam’dan farklı olarak Yahudi kaynaklarında Hz. Adem’in Kudüs’te yaptığı mescidin faziletleriyle ilgili rivayetler daha zengindir ve konuyu kronolojik bir sistem içerisinde sunmaktadır.

Hristiyan kaynakları

Hristiyan kaynaklarında Hz. Adem’in Kudüs’te defnedildiği anlatılmaktadır. Bu bilgi, onun bir süreliğine de olsa Kudüs’te yaşadığını ortaya koymaktadır. Hatta Hristiyan inancının temelinde Hz. Adem ile Kudüs arasındaki bu bağ durmaktadır. Hristiyanlığa göre Hz. Adem cennetteyken yasak meyveyi yemiş ve işlediği bu günahtan dolayı cennetten çıkarılmıştır. Bu, asli günah doktrini diye ifade edilir.  

Bu doktrine göre insanlık bu asli günahı tevarüs ettiği için Tanrı peygamberler gönderip onları arındırmak ve günahın yükünden kurtarmak istemiştir. Ancak insanlar ilahi kurallara uymayınca teslis inancındaki Oğul uknumu bedenleşmiş ve İsa Mesih olarak yeryüzünde yaşamış, çarmıha çekilerek ölmüştür. İncillere göre İsa Mesih çarmıhta can veriyorken görevli asker elindeki mızrağı onun sol böğrüne saplamış ve bu yaradan akan kan aşağıya, çarmıhın dibine damlamış ve tam o mevkide defnedilmiş olan Hz. Adem’in kafatasının üzerine gelmiştir. Hristiyan teolojisinde bu durum asli günahın kefaretinin kan ile ödendiği olarak yorumlanır. Her ne kadar İslamiyet bu anlatıyı ve inancı kabul etmese de, Hristiyanlığın özünü teşkil eden bu bilgi Hz. Adem ile Kudüs arasında bağ olduğu bilgisini sunmakla İslamiyetteki Hz. Adem ve Kudüs ilişkisini teyit etmektedir.

Hz. Adem’den sonraki süreçte Kudüs’teki mescidi hakkında İslam kaynaklarında bilgi bulunmamakla birlikte, ulema burayı peygamberler şehri olarak tanımlamışlardır. Bu nitelik nübüvvet nurunun şehirden hiç çekilmediğinin beyanıdır. Kaynaklarda yer alan İsrailoğulları’nın buraya geldiği ve mabet inşa ettikleri bilgisi, Yahudi kaynaklarıyla paralellik arz etmektedir. Benzer şekilde, Sami ırkın atası sayılan Sam’ın Kudüs’te olduğu bilgisi her iki dinin kaynaklarında yer alır. Yahudilik Kudüs’te Sam’ın hizmetkar olduğu bir mabedin bulunduğunu ve onun aslında Hz. Adem’den geldiğini inancını taşır. İslam uleması Kudüs’ün bir yerleşim yer olarak inşa eden kişinin Sam olduğunu, şehrin ortasındaki yükseklikte bir mescit inşa ettiğini, ancak onun sonradan yıkıldığını, nitekim Hz. Süleyman tarafından inşa edilen mabedin tam olarak onun yerinde yapıldığını ifade etmişlerdir. İsra ve Miraç gecesi Hz. Peygamber’in (sav) ziyaret ettiği ve peygamberlere imamlık yapıp namaz kıldırdığı bu mevki günümüzde Harem-i Şerif veya Mescid-i Aksa olarak bilinmektedir.  

Anlaşıldığı üzere, Harem-i Şerif ve Mescid-i Aksa ilk peygamberden son peygambere kadar ibadet mekanı olmuştur. Günümüzde de üzerinde barındırdığı camiler ve mescitlerle, dergah ve zaviyelerle Hz. Adem zamanındaki asli hüviyetini sürdürmektedir.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.