Hürmüz Anı ve Bölgesel-Küresel Güç Dengelerinin Yeniden Kurulması

Yazar Kutub Elaraby, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan krizin İran-ABD gerilimini nasıl yeni bir aşamaya taşıdığını, bölgesel güvenlik arayışlarını ve küresel güç dengelerindeki değişimi Fokus+ için kaleme aldı.
web-odak-hurmuz-ani-ve-bolgesel-kuresel-guc-dengelerinin-yeniden-kurulmasi-kutub-elaraby

01.07.2026 - 10:39  |  Son Güncellenme:  01.07.2026 - 11:03

Tarihte bazı kırılma anları vardır. Büyük dönüşümler üretir, öncesi ve sonrasıyla yeni bir dönem başlatır. 1648 Vestfalya Barışı, Katolikler ile Protestanlar arasında 30 yıl süren Avrupa’daki din savaşını sona erdiren anlardan biriydi. Bu barış, yeni bir uluslararası hukuk düzeninin kurulmasının da önünü açtı.

ABD’nin, Japonya’nın 1941’de Pearl Harbor’daki donanmasını batırmasının ardından İkinci Dünya Savaşı’na girmesi de başka bir dönüm noktasıydı. 

Bu gelişme, müttefiklerin savaşı kesin bir hamleyle kazanmasını sağladı. Burada kastedilen, Japonya’ya karşı nükleer bombaların kullanılmasıydı. Bu saldırılar Japonya’yı teslim olmaya zorladı, onunla birlikte aynı eksendeki diğer güçler de çöktü. Savaşın bu şekilde sona ermesi ise sembolü Birleşmiş Milletler olan yeni bir uluslararası düzen doğurdu. Bugün bu düzenin kendisi ciddi bir sarsıntı yaşıyor.

Ardından Süveyş Anı geldi. Bu an, Britanya İmparatorluğu’nun etkisini sona erdiren ve onun yerini ABD’nin aldığı kritik bir kırılma oldu.

 

Süveyş Anı, kısaca Mısır’a karşı İngiltere, Fransa ve İsrail tarafından düzenlenen üçlü saldırıyı ifade ediyor. Bu saldırı, Mısır’ın Süveyş Kanalı’nı millîleştirme kararına ceza olarak gerçekleştirildi. 

Kanal, 1859’da faaliyete geçmesinden bu yana Fransız-İngiliz mülkiyeti ve yönetimi altındaydı. Saldırı bazı Mısır topraklarının, kanalın deniz yolu hattı dâhil, işgal edilmesine neden oldu. Ancak Sovyetler Birliği ve ABD’nin müdahalesi, saldırgan ülkeleri geri çekilmek zorunda bıraktı. Bu gelişmenin ardından güç dengeleri değişti ve ABD, İngiltere’nin yerine Batı’nın büyük gücü hâline geldi.

Süveyş’ten Hürmüz’e değişen güç dengeleri 

Hürmüz Boğazı’ndaki kriz de Süveyş krizine benziyor. İkisi de uluslararası deniz geçiş noktası. İkisi de bölgesel ve küresel güçler arasında bir karşı karşıya geliş alanı. İran ve onunla birlikte dünya, Hürmüz Boğazı’nın Tahran’ın elinde son derece tehlikeli bir silah olduğunu gördü. Bu silah, İran’ın nükleer kapasitesinden daha az önemli değil. Üstelik İran bu boğazı kazmadı, ona bütçesinden özel bir pay da ayırmadı. Buna rağmen onu bir baskı kartı olarak elinde tuttu ve rakiplerine acı veren bir araca dönüştürdü.

Hürmüz, uğruna savaşın çıktığı nükleer programdan bile önce müzakere konusu hâline geldi. Boğazda seyrüsefer özgürlüğüne ilişkin anlaşma, savaş öncesinde tamamen serbest olan bu alan hâlâ siyasi ve hukuki tartışmaların konusu. Bununla da kalmıyor; İran ile ABD arasında sık sık askerî sürtüşmelere yol açıyor. Bu mesele, iki ülke arasındaki çerçeve anlaşmanın her an çökmesine neden olabilir.

Hürmüz Anı, 100 günden fazla süren bir savaşı ifade ediyor. Savaş, ABD ve İsrail’in Tahran’a yönelik saldırısıyla başladı. Ardından İran, bölgedeki Amerikan hedeflerine ve askerî üslerine karşılık verdi. İsrail içinde de askerî ve sivil hedefleri vurdu. Bunun yanında Körfez ülkelerindeki sivil ve askerî hedefler de saldırıların parçası oldu. Bazı Körfez ülkeleri de askerî operasyonlara katıldı.

Savaş, ilk aşamada 13 Haziran’da çerçeve anlaşmanın imzalanmasıyla sona erdi. Anlaşma, Lübnan dâhil tüm cephelerde savaşın durdurulmasını kapsıyordu. Buna rağmen Lübnan, ABD arabuluculuğunda İsrail ile ayrı bir çerçeve anlaşma imzaladı. Ancak her iki anlaşma da hâlâ kırılgan. Her an çökme ihtimali taşıyor. Öte yandan bu durum, savaşın ardından bölgede yaşanan ve yaşanacak değişimlerin büyüklüğünü azaltmıyor.

Savaşın hemen ardından, bölgeyi kuşatan risklere karşı ortak bir siyasi ve güvenlik sistemi kurma yönünde adımlar atılmaya başlandı. Körfez ülkeleri, İran’ın emelleri ve tehditleri karşısında kendilerini gerçekten koruyacak yollar aramaya hız verdi. Amerikan yönetimi ise bu korkuları değerlendirerek kendisini yeniden Körfez ülkelerinin koruyucusu olarak sunmaya çalıştı. Oysa savaş boyunca İran’ın bu ülkelere yönelik saldırıları karşısında söz konusu korumayı sağlayamamıştı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Bahreyn’in başkenti Manama’da Körfezli mevkidaşlarıyla bir araya geldi. Onlara, Tahran ile yürütülen müzakerelerde güvenliklerinin merkeze alınacağı yönünde yeni bir güvence mesajı verdi. Kahire de 21 Haziran’da Mısır, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan dışişleri bakanlarının katıldığı bir toplantıya ev sahipliği yaptı. Toplantının amacı, İran’a, İsrail’e, özellikle Gazze ve Lübnan dosyalarına, Sudan savaşına, Libya’daki siyasi krize ve benzeri bölgesel sınamalara karşı ortak tutumlar geliştirmekti.

Bu gelişmeler, belki de Washington’dan ve diğer büyük güçlerden daha bağımsız karar alabilen bölgesel bir siyasi ve güvenlik yapısının inşası için başlangıç olabilir.

Süveyş Anı nasıl İngiliz nüfuzunun sonunu getirdiyse, Hürmüz Anı da Amerikan nüfuzunun gerilemesine kapı araladı. Bu gerileme, geçmişte İngiltere’de olduğu gibi hızlı yaşanmayacak. Ancak işaretleri birer birer ortaya çıkıyor.

Washington, devasa askerî ve istihbari imkânlarına rağmen savaşın iki temel hedefine ulaşamadı. Bunlardan ilki İran’ın nükleer projesini yok etmekti. İkincisi ise molla rejimini devirmekti. Buna karşılık İran rejimi, savaştan önceki tüm beklentilerin üzerinde bir pozisyonla çıktı. Hatta müzakere masasında Washington’a karşı açık bir denklik görüntüsü verdi ve birçok talebini kabul ettirmeyi başardı.

Washington, İran rejimine saygı duyduğunu kabul etti ve ona dokunmama sözü verdi. Ayrıca askerî yollarla yok etmeyi başaramadığı nükleer proje üzerinde müzakere etmeyi kabul etti. Oysa İran, merhum lideri Humeyni’nin fetvası uyarınca 2003’ten bu yana askerî nükleer silaha sahip olmayacağını taahhüt ediyor. Büyük ihtimalle yeni nükleer anlaşma da eski ABD Başkanı Barack Obama’nın 2015’te imzaladığı ve Trump’ın 2018’de iptal ettiği anlaşmanın dışına fazla çıkmayacak. Bu da Trump için yeni bir başarısızlık anlamına gelecek.

Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier

Amerikan gücünün zayıfladığı hissi yalnızca Washington’un Orta Doğu’daki dostları ve rakipleriyle sınırlı değil. Bu his, Avrupalı müttefiklerini de kapsıyor. Burada Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’in Amerikan saldırısını açıkça eleştiren sözlerini hatırlamak gerekiyor. İtalya Başbakanı da Trump’ı, rakiplerine karşı yeterince sert davranmamakla suçladı. Burada kastettiği İran’dı. Buna karşılık Trump’ın dostlarına karşı ölçüyü kaçırdığını söyledi. Tüm bunlara ek olarak ABD içinde de Trump’a yönelik eleştiriler artıyor. Özellikle İran karşısındaki siyasi geri adımları bu eleştirileri daha da büyütüyor.

Bu Amerikan başarısızlığı, başta Çin olmak üzere başka uluslararası güçlerin lehine işliyor. Çin savaş ve müzakere sürecini izlemekle yetindi. Ancak belki de İran tarafına bu sonuca ulaşması için askerî ya da istihbari destek de verdi. Öte yandan Avrupa Birliği de bugün Amerikan korumasından uzak, kendine ait bir güvenlik sistemi arayışında.

Genel tabloya bakıldığında, Hürmüz Anı’ndan sonra siyasi ve güvenlik haritaları yeniden şekillenme yoluna girmiş durumda.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.