Hindistan-Pakistan Gerilimi: Eski Sorunlar, Değişen Stratejiler

Araştırmacı Aydın Güven, Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilimin önceki krizlerden farklı olarak istihbarat, hava savunma ve su politikaları ekseninde sertleşmesini Fokus+ için kaleme aldı.
Hindistan-Pakistan_Gerilimi:_Eski_Sorunlar,_Değişen_Stratejiler

12.05.2025 - 13:17  |  Son Güncellenme:  20.05.2025 - 10:08

Hindistan ve Pakistan arasında 7 Mayıs’ta başlayan çatışmalar 10 Mayıs’ta varılan bir ateşkesle şimdilik donduruldu. İki ülke arasındaki gerilim, son yıllarda belirli aralıklarla tırmanış gösteren ve uluslararası gündemi meşgul eden bir sorun. Ancak bu yazıda, yaşanan çatışmaların daha az konuşulan yönlerine odaklanacağım. Özellikle son sürecin geçmişten farklı olarak daha sert yöntemlerle yürütülmesi, su meselesinin giderek daha büyük bir baskı unsuru haline gelmesi ve iki ülkenin askeri stratejilerinde istihbarat ve hava savunma kapasitelerine daha fazla odaklanması, bu yazıda dikkat çekeceğim temel noktalar olacak.

Olaylar bu noktaya nasıl geldi?

7 Mayıs 2025 sabahı, Hindistan "Operasyon Sindoor" adı altında Pakistan ve Pakistan kontrolündeki Keşmir’e dokuz hedefe yönelik füze saldırıları gerçekleştirdi. Hindistan, bu saldırıların Pahalgam'da gerçekleşen ve 26 sivilin hayatını kaybettiği saldırıya misilleme olarak terör kampları ve altyapılarına yönelik olduğunu açıkladı. Saldırılar, Pakistan hava sahasına girilmeden Hindistan topraklarından yapılırken, herhangi bir askeri üssün hedef alınmadığı da belirtildi.

Hindistan ordusu, saldırının orantılı ve ölçülü olduğunu; yeni bir askeri tırmanışa yol açacak şekilde planlanmadığını ifade etti. Ancak Pakistan, saldırıların sivil yerleşimleri ve dini yapıları hedef aldığını belirterek, meşru müdafaa hakkı kapsamında Hindistan’a hem karadan hem havadan bir dizi saldırı düzenlediğini açıkladı. Kısa süre içinde Pakistan, Hindistan’a ait beş savaş uçağını düşürdüğünü iddia etti. Olaylar, sınır hattındaki çatışmalar ve karşılıklı saldırılarla şiddetlenerek devam ediyor. Bu seferki çatışmalar hem benimsenen stratejiler hem de kapsam açısından 2016 ve 2019 çatışmalarını geride bırakmış durumda.

Uri (2016), Pulwama (2019) ve Pahalgam (2025)

Hindistan ve Pakistan arasındaki Keşmir merkezli sorunlar, önümüzdeki dönemlerde de muhtemelen gündemde kalmaya devam edecek. Bunun en belirgin nedenleri arasında, su sorununun çözüme kavuşturulamamış olması ve tarafların birbirlerini sınır ötesi terörle suçlamayı sürdürmeleri öne çıkıyor.

Pakistan, Hindistan’ın Afgan Taliban’ını ve Beluç ayrılıkçı gruplarını destekleyerek ülkesinde terör operasyonları düzenlettiğini iddia ederken, Hindistan da Pakistan’ı Keşmir’deki güvenlik güçlerine yönelik terör eylemlerini desteklemekle suçluyor.  

Bu tür gerilimler genellikle sınırlı sınır çatışmalarıyla sonuçlanıyordu. Ancak, son çatışmalarda dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var: İki ülke arasındaki sürtüşmeler her ne kadar beklenen bir durum olsa da bu seferki çatışmaların seyri ve izlenen yöntemler önceki dönemlere kıyasla hem daha farklı hem de daha sert. 1999 Kargil Savaşı’ndan bu yana Keşmir’de çok sayıda sınır çatışması yaşandı. 2016’da Uri’de gerçekleştirilen saldırıda çok sayıda Hindistan askeri hayatını kaybetti. Bu saldırılardan sonra Hindistan su kaynaklarını kesebileceğini gündeme getirip, Indus Sular Anlaşması’nı askıya alabileceklerini belirtmişti.

Benzer şekilde, 2019 Pulwama saldırısında Hindistan’ın, Pakistan destekli olduğunu iddia ettiği grupların saldırısı sonucu çok sayıda Hindistan askeri hayatını kaybetti. Bu saldırılara karşılık olarak Hindistan, Balakot’a hava saldırısı düzenledi. Ancak saldırılar, istenen başarıyı getirmediği gibi iki Hindistan savaş uçağı düşürülmüş, bir pilot esir alınmıştı.

Ancak o zamandan beri her iki tarafın da askeri kapasitesini geliştirdiği ve yeni stratejiler benimsediği açıkça görülüyor. Hindistan, 7 Mayıs saldırılarında farklı taktikler kullanarak hem operasyonel kabiliyetini geliştirdiğini hem de istihbarat başarısını ortaya koyarken, Pakistan da hava savunma kapasitesini artırmış durumda.

Ülkelerin başarısı ve başarısızlığı: İstihbarat ve hava savunma sistemleri

Öncelikle Hindistan’ın, saldırılardan önce Pakistan’da kapsamlı bir istihbarat çalışması yürüttüğünü görüyoruz. Bu durumu Hindistan istihbaratının başarısı olarak görebiliriz. 22 Nisan saldırılarından yaklaşık iki hafta sonra, önceden belirlenmiş dokuz hedefe yönelik operasyonlar gerçekleştirdi. Hindistan, hedeflerin terör örgütlerine ait olduğunu iddia ederken, Pakistan bu bölgelerin sivil yerleşim alanları olduğunu savundu. Ancak burada önemli olan nokta şu ki bu hedefler iki hafta içerisinde belirlenebilecek yerler değil. Hedef alınan yerler arasında Pakistan sınırının daha iç kesimlerinde yer alan noktalar da bulunuyor.

Örneğin, Pakistan’ın Pencap eyaletine bağlı Bahawalpur şehri, Hindistan sınırının yaklaşık 100 km içinde yer alıyor. Hindistan, Keşmir’de daha önce saldırılar gerçekleştiren ve terör örgütü olarak nitelendirdiği Jaish-e-Mohammed (JeM) örgütünün lideri Masood Azhar’ın ailesinin hedef alındığını ve 10 kişinin öldürüldüğünü öne sürdü. Bu iddialar henüz doğrulanmamış olsa da saldırının lokasyonu ve Pakistan hava sahasına girilmeden gerçekleştirilmesi, Hindistan’ın hem istihbarat hem de derin operasyonel kabiliyetini gözler önüne serdi.

Bu çatışmanın geçmiş saldırılardan farklı olduğunu gösteren bir diğer unsur da kullanılan teknolojik envanter oldu. Hindistan, ilk kez Fransız yapımı Rafale jetlerini kullandı. Pakistan ise Çin yapımı JF-10 ve JF-17 Thunder savaş uçaklarıyla karşılık verdi. Pakistan’ın Hindistan’a ait uçakları kısa sürede düşürdüğünü açıklaması sürpriz olmasa da düşürülen uçak sayısının fazla olması dikkat çekti. Özellikle iki veya üç uçağın Rafale olduğu yönündeki iddialar tartışmaları alevlendirdi.

Bir diğer önemli nokta da düşürülen tüm uçakların Çin yapımı JF-10 tarafından hedef alınması meselesi. Bu durum, ABD ve diğer ülkelerin Çin’in askeri teknolojisini yeniden değerlendirmesine yol açabilir. Ayrıca Pakistan’ın, Çin’den aldığı uçaklarla hava kapasitesini güçlendirdiği ve beklenenden daha iyi bir performans sergilediği söylenebilir.

Bu çatışmaların çok değinilmeyen bir diğer boyutu da psikolojik savaş etkisi. Hindistan uçaklarının düşürülmesinin toplumda ciddi bir psikolojik baskı yarattığını görüyoruz. Zira 2019 yılında da Pakistan iki Hindistan uçağını düşürmüş ve bir pilotu esir almıştı. Pilotun daha sonra barış jesti olarak iade edilmesi, sosyal medyada Hindistan’ın hava kuvvetlerinin zayıflığına dair tartışmaları alevlendirmişti. Şimdi ise benzer bir senaryonun tekrarlanması Hindistan’da askeri baskıyı artırmış durumda. 2020 yılında Fransa’dan alınan gelişmiş Rafale jetlerinin etkin kullanılmadığı eleştirileri de Hindistan’ın hava kuvvetlerini baskılayan bir başka unsur olarak öne çıkıyor.

Su meselesi daha da şiddetlenecek

Hindistan’ın, Pahalgam terör saldırılardan hemen sonra Indus Suları Anlaşması’nı askıya alması, önceden planlanmış bir adım gibi görünüyor. Bu durum, Hindistan’ın saldırılardan haberdar olduğu anlamına gelmiyor. Daha ziyade, Hindistan’ın olası saldırılara nasıl bir strateji geliştireceğini gözden geçirdiği ve geleneksel politikasını bir nebze sertleştirdiği şeklinde yorumlanabilir.

Bugüne kadar yapılan yorumlarda genellikle suların kesilmesinin Pakistan ekonomisi üzerindeki etkisi tartışıldı. Evet, bu durum Pakistan ekonomisine ciddi zararlar verebilir. Ancak bundan daha az konuşulan ama daha önemli bir nokta var: Hindistan’ın baraj ve kanal altyapısını hızla güçlendirme çabası. Daha önce de belirtildiği gibi, Hindistan’ın şimdilik suyu uzun vadede tutabilecek altyapısı bulunmuyor. Nitekim beklendiği gibi, Hindistan suları açmak zorunda kaldı. Çünkü bölgedeki altyapı çalışmaları sürse de nehirlerin yönünü değiştirebilecek veya suyu kendi tarımı için kullanabilecek seviyede bir kanal sistemi henüz yok. Dolayısıyla Hindistan’ın bu altyapı çalışmalarını hızlandırdığı da göz ardı edilmemeli. Çatışmalar şu an daha da alevlensin ya da alevlenmesin, Hindistan’ın birkaç yıl içinde bu altyapı sorununu çözmesi kaçınılmaz gibi görünüyor. Bu gerçekleştiğinde, iki ülke arasındaki su merkezli gerilimlerin daha da artması muhtemel.

Bölgesel ve küresel güçler olayın neresinde?

Kamuoyunda ABD ve Çin’in Hindistan ile Pakistan’ı kasıtlı olarak savaşa sürüklediği yönünde hatalı bir tespit var. Öncelikle hem Hindistan hem de Pakistan’ın dış güçlerin çıkarlarına dayanarak kapsamlı bir savaşa girecek kadar stratejik otonomiden yoksun olmadığını belirtmek gerekiyor. Her iki ülke de kendi stratejik hesaplamalarını yaparken belirli bir bağımsızlık alanına sahip.  

Ancak, ABD ve Çin’in bölgedeki etkisi, Hindistan ve Pakistan’ın stratejik tercihlerini doğrudan olmasa da dolaylı yoldan etkileyebiliyor. Tarafların Indo-Pasifik stratejileri bağlamında olay ele alındığında ABD’nin, uzun vadede Hindistan’ı Çin’e karşı bir denge unsuru olarak konumlandırırken, askeri ve ekonomik iş birliğini güçlendirmeye devam ettiğini söylemek mümkün. Bu durum, Çin’i Pakistan ile daha fazla iş birliği yapmaya itiyor. Çin, Pakistan’a askeri yardımlarını artırırken aynı zamanda stratejik yatırımlarını da derinleştiriyor. Bu durum, Hindistan ve Pakistan’ın savunma stratejilerini ve diplomatik hamlelerini yeniden değerlendirmelerine neden oluyor. Ancak başta da belirttiğim gibi, bu politikalar uzu vadeli stratejiler olup son olayların etkisinde gelişen politikalar değildir.

Ayrıca hem Çin hem de ABD’nin bölgede önemli ekonomik ve stratejik yatırımları bulunuyor. Bu nedenle, her iki ülke de Hindistan ve Pakistan arasında topyekûn bir savaşı istemiyor. Bölgede yaşanacak geniş çaplı bir çatışma, yalnızca askeri dengeleri değil, aynı zamanda iki büyük gücün ekonomik çıkarlarını da ciddi şekilde sarsabilir. Bu yüzden ABD ve Çin’in, gerilimi kontrol altında tutarak mevcut dengeleri korumaya çalışması bekleniyor.

Bu süreçte Rusya’nın konumu da dikkat çekici. Soğuk Savaş’tan bu yana Hindistan’ın en büyük askeri tedarikçisi olan Moskova, Ukrayna savaşı sonrası Batı ile ilişkilerinde derin bir kopuş yaşadı. Hindistan’ın, Batı’nın yaptırım tehditlerine rağmen Rusya ile ticaret ve savunma iş birliğini artırması, Moskova’nın Keşmir meselesinde Hindistan’a daha fazla destek vermesine yol açabilir. Bu durum, aynı zamanda Hindistan’a uluslararası arenada Rusya’yı yanında tutma fırsatı veriyor. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.