HDK'li 3. İsmin Sudan Ordusuna Katılması ve Burhan’ın Suudi Arabistan Ziyaretinin Anlamı
30.04.2026 - 15:15 | Son Güncellenme: 30.04.2026 - 15:22
Sudan’da Hızlı Destek Kuvvetleri’nden (HDK) ayrılan ve El Kubba (Al-Qubba) olarak bilinen Tümgeneral Nur Ahmed Adam, Sudan ordusuna katıldı.
Aynı dönemde, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Abdulfettah Burhan da, Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez turuna çıktı.
Bu eş zamanlı gelişme, sahadaki askeri dinamiklerle bölgesel dengelerin iç içe geçtiğini ve iç savaşın seyrinin artık bölgesel güvenlik hesaplarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu gösteriyor.
Burhan’ın, HDK’den ayrılan El Kubba’yı ülkenin en kuzeyindeki Dongola kentinde bizzat karşılaması dikkat çekti.
Karşılama biçimi ve ordunun bu olaya gösterdiği yoğun ilgi, sıradan bir protokol adımının ötesine geçti.
Bu tablo, yalnızca bir subayın saf değiştirmesinden ziyade, HDK içindeki güç dengelerine yönelik çok katmanlı siyasi ve askeri bir mesaj olarak değerlendirildi.
Burhan ile El Kubba’nın görüşmesine dair samimi görüntüler, yalnızca iç kamuoyuna değil, savaşın iki tarafındaki askeri çevrelere ve süreci yakından izleyen uluslararası aktörlere de hitap etti.
Ordu Komutanı Burhan’ın, HDK’den ayrılan birini karşılamak için uzak bir şehre bizzat gitmesi, onu sadece onurlandırmakla kalmadı, aynı zamanda o isme “kritik kırılma noktası” rolü atfetti.
Özellikle de El Kubba’nın “kapıların açık olduğu” mesajı, HDK’nin içeriden çözülmesine yönelik bir stratejinin işareti olarak yorumlandı.
Bu noktada temel soru öne çıkıyor: Bu gelişme, HDK içinde gerçek bir askeri çözülmenin başlangıcı mı, yoksa siyasi bir mutabakatın sahaya yansıtılmış hali mi?
Sadece bir firardan daha fazlası
Bu hamle, Tümgeneral Nur, yani El Kubba’nın kişiliğinden bağımsız olarak anlaşılamaz.
El Kubba, sıradan bir subay değil, Darfur’daki silahlı hareketlerin erken dönemlerinden itibaren sahada yer almış bir isim. Önce sınır muhafızları içinde bulundu, ardından HDK’nin oluşum sürecinde aktif rol oynadı.
Sahadaki deneyimi, Darfur coğrafyasına hakimiyeti ve kabileler arası ilişkiler ağı, onu yalnızca bir askeri figür değil, aynı zamanda stratejik bir aktör haline getiriyor.
El-Kubba’nın adı, Darfur’daki kritik askeri operasyonlarla da anılıyor. Özellikle El-Faşir’in düşüşüne giden süreçte rol aldığı ve HDK içindeki üst düzey isimlerle yakın koordinasyon içinde çalıştığı ifade ediliyor.
Bu isimler arasında, HDK lideri Muhammed Hamdan Dagalo’nun (Hamideti) kardeşi Abdurrahim Hamdan Dagalo da bulunuyor.
Ayrıca 2021’de Darfur’daki BM misyonunun çekilmesinin ardından oluşturulan ortak güç yapılarında görev aldı.
Bu da, onun yalnızca sahadaki bir komutan değil, bölgedeki “devlet sonrası” güvenlik düzeninin parçası olduğunu gösteriyor.
Bu nedenle El-Kubba’nın Sudan ordusuna katılımı, askeri dengeler kadar siyasi ve bölgesel denklemler açısından da yakından izleniyor.
Böylesi bir ismin HDK’den ayrılığı, yaklaşık 130 tam teçhizatlı savaş aracı ve askerlerden oluşan bir kuvvetle birlikte taraf değiştirmesinin sahadaki etkisi hafife alınamaz.
Söz konusu gelişme, HDK’nin iç bütünlüğünde bir gedik açarken, örgüt yönetimi açısından da kritik soruları gündeme getiriyor: Sıradaki kim? Bu bir istisna mı, yoksa daha geniş bir çözülmenin başlangıcı mı?
Düşmanla sadece mücadele değil, onu parçalamak
Başka bir açıdan bakıldığında, General Burhan’ın hamlesi, devam eden savaşın doğasına dair derin bir stratejik bir anlayışı yansıtıyor.
Sahadaki durum, artık klasik anlamda iki ordu arasındaki bir çatışma değil, sadakat testine ve düzenli veya düzensiz silahlı kuvvetlerin omurgasını oluşturan orta düzey liderleri kazanma mücadelesine dönüştü.
El Kubba’nın başkent yerine Dongola’da karşılanması da sembolik bir anlam taşıyor.
Sudan’ın kuzeyi bu bağlamda bir “geçiş alanına”, taraf değiştirenler için güvenli bir zemin ve yeni ittifakların kurulduğu bir sahaya dönüşüyor. Bu tür adımlar, potansiyel ayrılıklar için psikolojik eşiklerin aşılmasını kolaylaştırıyor.
Burhan’ın iletmek istediği mesaj, HDK’den ayrılan herkesin eski bir hain olarak değil, yeni bir “ulusal projenin” potansiyel ortağı olarak değerlendirileceğiydi.
Bu yaklaşım stratejik açıdan akıllıca olsa da risk barındırıyor. Çünkü bu unsurların orduya entegrasyonu, kurum içi dengeleri zorlayabilecek hassas bir süreci beraberinde getiriyor.
HDK’nin tepkisi
Bu gelişmeye HDK yönetiminin tepkisi hızlı ve sert oldu. El Kubba’nın rütbesinin elinden alınması, emekliye sevk edilmesi ve gıyabında idama mahkum edilmesi, geri kalanlara açık bir caydırıcılık mesajı içerdi.
Ancak bu tür sert adımların, ters etki yaratma ihtimali de bulunuyor. Çünkü sert cezalar çoğu zaman örgüt içindeki tedirginliği açığa vurur. Bu durum, ayrılmanın imkansız değil, aksine güç kullanılarak karşılanması gereken geçerli bir seçenek olduğunu işaret eder.
Askeri tarih, ayrılmanın bedelinin aşırı yükseltildiği dönemlerde, bunun çoğu zaman çözülmeyi durdurmak yerine hızlandırdığına işaret ediyor. Bazıları için caydırıcı olan cezalar, diğerleri için “geç kalmadan ayrılma” motivasyonu yaratabilir.
Stratejik hamle mi, abartı mı?
Öte yandan bu gelişme, Sudan ordusunu destekleyen çevrelerde de tartışmaya neden oldu.
Emekli Tümgeneral Osama Abdel Salam, yapılan karşılamayı “yanlış hesaplama” olarak nitelendirdi.
Askeri bir gelişmenin bu ölçüde abartılması ve siyasi bir gösteriye dönüştürülmesinin, verilen mesajları çarpıtabileceği ve önceliklerin bulanıklaşmasına yol açabileceğini de dile getirdi.
Bu görüş, hem askeri çevrelerde hem de kamuoyunda yeni soruları beraberinde getiriyor: Ordu, ayrılıkları yönetirken gerçekten bu ölçüde sembolik adımlara ihtiyaç duyuyor mu? Yoksa bu yaklaşım, istikrarsız motivasyonlarla gerçekleşebilecek yeni kopuşları “medyatik teşviklere” dönüştürme riski mi taşıyor?
Dahası, Ordu Komutanı Burhan’ın bizzat karşılaması, başkalarıyla tekrarlanması zor bir emsal oluşturabilir veya askeri kurum içinde karşılaştırmalara yol açabilir. Bu da, uzun ve karmaşık bir savaş bağlamında hassas bir konu.
Ahlaki boyut: Açık kalan yara
Askeri hesapların ötesinde, meselenin kamuoyu farkındalığı ve kolektif hafıza ile ilgili boyutu da bulunuyor.
Bazı aktivistlerin dikkat çektiği gibi, sivillerin çektiği acılara ortak olanların verdiği “samimi” görüntüler, yerinden edilmiş insanlar ve mülteciler açısından rahatsız edici bir tablo oluşturabiliyor.
Evlerini ve yakınlarını kaybeden kesimler, bu görüntüleri adaletin hızlıca göz ardı edilmesi ya da en azından ertelenmesi olarak yorumlayabiliyor.
Bu da askeri liderliği zor bir denklemin içine sokuyor: Bir yandan sahada avantaj sağlamak için örgütlerden ayrılıkları teşvik etmek, diğer yandan mağdurların güvenini korumak.
Askeri zorunluluk ile adalet ihtiyacı arasında
Bu noktada, Sudan’da geçiş dönemi adaletinin geleceği konusunda derin endişeler ortaya çıkıyor.
Silahlı çatışmalarda rol almış askeri liderlerin, açık bir hesap verme süreci olmadan sisteme entegre edilmesi, “sadakat karşılığı cezasızlık” algısını güçlendirebilir. Bu model, Sudan’ın geçmişinde ağır sonuçlar doğurdu.
Sorun yalnızca mağdurların haklarıyla sınırlı değil. Adaletin ertelenmesi ya da göz ardı edilmesi, gelecekte kurulacak herhangi bir siyasi uzlaşının da kırılgan olmasına neden olabilir.
Geçiş dönemi adaleti istikrar için bir ön koşul ve savaşı sona erdirme ihtiyacı ile hesap verebilirliği dengelemeyen herhangi bir yaklaşım, taktiksel olarak başarılı olabilir, ancak stratejik olarak kaçınılmaz olarak başarısız olacaktır.
Domino etkisi mümkün mü?
Sudan kamuoyunda en çok sorulan soru ise şu: El Kubba’nın ayrılığı, HDK içinde zincirleme bir çözülmenin başlangıcı olabilir mi?
Cevap o kadar basit değil. Bu güçlerin yapısı çok karmaşık kabile ve kişisel bağlara dayanıyor ve bu da hızlı bir çöküşü tahmin etmeyi zorlaştırıyor.
Ancak askeri baskılar, savaşın uzun sürmesi ve kaynakların tükenmesi, bazı komutanları hesaplamalarını yeniden gözden geçirmeye itebilir.
Eğer ordu, HDK’den ayrılanlar için güvenli ve cazip bir model oluşturabilirse, güç dengelerinde değişimler yaşanabilir. Ancak süreç yalnızca sembolik adımlarla sınırlı kalır ve sahaya ve siyasete yansımazsa, etkisi sınırlı olabilir.
Savaş sonrası: Asıl sınav
Her halükarda, bu gelişmeler medyanın savaş sonrası döneme ilişkin daha geniş kapsamlı sorulara olan ilgisini artırıyor.
Daha önce düzensiz silahlı yapılarda yer almış komutanların orduya ya da yeni güvenlik düzenine entegre edilmesi, ciddi bir hukuki ve kurumsal çerçeve gerektiriyor.
Geçmiş deneyimler, Sudan’da ve benzer örneklerde, sağlam temellere oturmayan uzlaşıların yeni krizlerin tohumlarını ektiğini gösteriyor. Bu nedenle atılan adımların başarısı, kısa vadede sağladığı kazanımlarla değil, uzun vadede ne kadar sürdürülebilir olduğuyla ölçülecek.
El Kubba’nın geri dönüşü, Sudan’daki savaşın doğasını yansıtan önemli bir eşik niteliğinde. Bu savaşta siyaset ile askeri dinamikler, sembolik mesajlarla sahadaki gerçeklik ve zorunluluklarla etik tartışmalar iç içe geçmiş durumda.
Yaşanan gelişme, HDK içinde önemli bir kırılma olarak da okunabilir, daha uzun ve karmaşık bir sürecin ilk adımı da olabilir. Ancak kesin olan şu ki, savaş artık yeni bir evreye girmiş durumda.
Cephelerin yalnızca silahla değil, verilen mesajlar ve kurulan ittifaklarla da şekillendiği bir döneme geçilmiş bulunuyor.
Burhan’ın Suudi Arabistan ziyaretinin etkileri
Sahadaki bu dönüşümlerle eş zamanlı olarak, Abdulfettah Burhan’ın Suudi Arabistan ziyareti, sürece önemli bir bölgesel boyut ekledi.
Ziyaretin zamanlaması ve içeriği, Sudan liderliğinin özellikle Kızıldeniz ve Körfez’de bölgesel güvenlik denklemindeki konumunu yeniden teyit etme konusundaki istekliliğini yansıtıyor.
ABD–İsrail–İran geriliminin yükseldiği bir ortamda Sudan, Arap güvenlik mimarisinin parçası olmaya istekli bir taraf olarak öne çıkıyor.
Ziyaret aynı zamanda iki yönlü bir mesaj taşıyor. Bunlardan ilki, Sudan’ın bölgesel düzeyde güvenilir bir ortak olduğunu vurgulamak. İkincisi ise Arap komşularıyla ilişkilerini güçlendirerek isyanı sona erdirmeye yönelik iç çabalarını desteklemek.
Olası silah anlaşmaları
Son dönemde, Sudan’ın potansiyel silah tedarikine ilişkin çeşitli iddialar da gündeme geldi. Suudi Arabistan güvencesiyle Sudan-Pakistan askeri işbirliği yapılacağı ve ardından bu sürecin askıya alındığı yönündeki haberler öne çıktı. Ancak bu haberler, kesin bir teyitten yoksun, medya spekülasyonu olarak kaldı.
Savaş ortamlarında bu tip iddialar sıkça ortaya çıkar, bilgi ile değerlendirme birbirine karışır ve sızıntılar çoğu zaman “algı savaşının” parçası haline gelir.
Sonuçta silahlanma konusu, devletlerin egemenlik alanına giren ve kamuoyuna yansıyanın ötesinde karmaşık hesaplarla şekillenen bir mesele olmayı sürdürüyor.
İçsel kararlılık ve bölgesel yeniden konumlanma
Sudan yönetiminin temel hedefi, içerde isyanı sona erdirmek ve istikrarı yeniden tesis etmek olarak öne çıkıyor.
Sahadaki komutanların orduya katılımı, kurumsal bir çerçevede yönetilebilirse bu süreci hızlandırabilir ve savaşın sivillere yönelik bedelini azaltabilir.
Bu bağlamda El Kubba’nın dönüşü, “El Safanna” olarak bilinen saha komutanı Ali Rizkullah’ın ayrılıklarına ilişkin haberler ve Sudan’ın Körfez’e, özellikle de Suudi Arabistan’a açılımı, dış politikada yeni bir konumlanmaya işaret ediyor.
El Kubba ve El Safanna’nın yanı sıra onlardan önce Komutan Kikel’in ayrılığı, isyanın sona erdirilmesinde pratik bir adım olabilir.
Burhan’ın Suudi Arabistan ziyareti, salt siyasi desteğin ötesine geçerek, Arap güvenlik çerçevesi içinde stratejik bir yeniden konumlandırmaya yol açabilir.
İçeride istikrarı sağlama, dışarıda ise uluslararası ortaklıkları güçlendirme yönünde eş zamanlı adımlar, isyanı sona erdirme sürecini sadece askeri bir mücadele olmaktan çıkarıp kapsamlı bir projeye dönüştürüyor.
Bu iki paralel hat üzerinden şekillenen yeni tabloda, isyanın hareket alanı daralırken, devlet otoritesinin yeniden tesis edilme ihtimali güç kazanıyor.
Bu çerçevede artık temel soru, savaşın sona erip ermeyeceği değil, bu sonun nasıl yönetileceği ve askeri bir zafer ile savaş sonrası düzenlemeler arasında nasıl bir denge kurulacağıdır.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.