Güven ile Liyakat Arasında İsrail’de Güvenlik Atamaları

Dr. Ahmed El Cendi, İsrail’de güvenlik atamalarındaki liyakat ile siyasi sadakat arasındaki gerilimi Fokus+ için kaleme aldı.
guven-ile-liyakat-arasinda-israil-de-guvenlik-atamalari.jpg

22.04.2026 - 17:30  |  Son Güncellenme:  22.04.2026 - 17:39

İsrail’de üst düzey görevlere atama konusu, geçmişte olduğu gibi artık sadece idari veya organizasyonel bir mesele değil. Son yıllarda, özellikle Binyamin Netanyahu liderliğindeki hükümetler döneminde, siyasi ve güvenlik elitleri arasında en tartışmalı konulardan biri haline geldi. 

Bu gerilim, mesleki yeterlilik ve kişisel güven olmak üzere iç içe geçmiş iki kriter konusunda artan gerilimden kaynaklanıyor. 

Söz konusu gerilim, artık teorik bir tartışma olmaktan çıktı, son dönemde yapılan atamalar üzerinden somut biçimde hissedilen bir gerçeklik halini aldı. 

“Zman Yisrael” sitesinde yayımlanan, gazeteci Tal Schneider imzalı “Geçici Yetkililer Devleti” başlıklı analizde, Netanyahu’nun bu yıl sonunda yapılması planlanan seçimler öncesinde yaşanan belirsizlik ortamında önemli güvenlik atamaları yaptığına dikkat çekildi. 

Aynı zamanda, Netanyahu’nun kalıcı yetkililer atamadan uzun bir boş pozisyon listesi bırakarak "vekaleten" müdürler atama yoluna başvurduğunun da altı çizildi. 

Analize göre bu yönetim tarzı, "vekaleten görev yapan yetkilileri" her an görevden alınmaya açık hale getirerek kurumları zayıflatıyor. Bu da sorumluluğun belirsizleşmesine ve siyasi otoriteye bağımlılığın artmasına yol açıyor. 

Bu bağlamda, Netanyahu’nun son dönemdeki bazı adımları, İsrailli analistleri şaşırttı. Örneğin, Mossad Başkanı David Barnea’nın görev süresinin sona ermesine 6 ay kala, yerine askeri sekreteri Roman Gofman’ı aday gösterdi.  

David Zini ve Binyamin Netanyahu

Benzer bir durum, Mayıs 2025’te David Zini’nin iç güvenlik teşkilatı Şin Bet’in başına aday gösterilmesi ve Ekim ayında göreve başlaması sürecinde de yaşandı. Oysa Netanyahu’nun geçmişte bu tür atamaları genellikle son ana kadar ertelediği biliniyor. 

Bununla birlikte Netanyahu, birçok pozisyonu kasten boş bırakarak kalıcı atamalar yapmadı, bunun yerine geçici müdürler atadı. 

Örneğin, Gil Reich’i Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak vekaleten ve Daniel Hershkowitz’i de üst düzey yetkilileri atamaktan sorumlu olan Kamu Hizmeti Komisyonu’nun geçici başkanı olarak atadı. 

Netanyahu, Drorit Steinmetz’i de ofisinin kalıcı genel müdürü olarak atamaya çalıştı, ancak resmi konutunun bütçesiyle ilgili usulsüzlükler nedeniyle onu geçici genel müdür olarak atamak zorunda kaldı. 

Benzer bir tablo, İsrail’in en önemli sosyal güvenlik kurumu olan ve Çalışma Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren, yaklaşık 113 milyar şekellik bütçeyi yöneten Ulusal Sigorta Kurumu’nda da görülüyor. Kurum üç yılı aşkın süredir kalıcı bir genel müdür yerine vekil yönetimle idare ediliyor. 

İsrail’deki bu tablo, siyasi çekişmeler, kişisel ilişkiler ve Netanyahu’nun devlet kurumları üzerindeki kontrolünü artırma arzusunun belirleyici hale geldiğini ortaya koyuyor.  

Netanyahu’nun büyük kurumları kendi politikalarıyla uyumlu hale getirerek, kendisi ve bakanları için sorun yaratmalarını engelleme yönündeki çabası, İsrail’de benzeri görülmemiş bu olayın en etkili faktörleri haline geldi. 

Söz konusu durumun bir başka örneği, İsrail Havacılık ve Uzay Sanayii’nde yaşandı. Kurum, Ekim 2024’ten itibaren uzun süre kalıcı bir başkan olmadan yönetildi.  

Bunun nedeni, Savunma Bakanı Israel Katz’ın, eski BM Daimi Temsilcisi Gilad Erdan’ın bu göreve atanmasına karşı çıkmasıydı.  

İsrail merkezli i24’e göre, İsrail’in en büyük savunma sanayi kuruluşlarından biri olan kurumda, hükümet içi anlaşmazlıklar nedeniyle yaklaşık bir buçuk yıl süren bu boşluk, ancak Nisan ayında dolduruldu. 

Öte yandan bazı bakanların dini ve ideolojik yaklaşımları da, kadınların bakanlıklarında üst düzey görevlerde bulunmalarını engelledi. 

Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in üst düzey pozisyonlara yalnızca erkekleri atama yönündeki tutumu, Haziran 2025’te istifa eden Bütçe Dairesi Başkanı’nın yerine uzun süre yeni bir ismin getirilememesine yol açtı. 

Smotrich’in bu göreve Maharan Frozenfar’ı atama girişimi ise, üst düzey görevlerde kadın temsilinin yetersiz olduğu gerekçesiyle Yüksek Mahkeme tarafından reddedildi. 

Süreç, Smotrich’in Michal Abadi-Boiangiu’yu daha önce yürüttüğü Maliye Bakanlığı’ndaki Genel Muhasebe Dairesi’deki görevine yeniden getirerek denge sağlamasıyla sonuçlandı. 

Bu durum nihayetinde, Maharan Frozenfar’ın bütçe departmanının başına atanmasına olanak sağladı. 

Ancak mesele burada bitmiyor. Devletin yargı kurumlarıyla, özellikle de Yüksek Mahkeme ile olan çatışmalarının bir parçası olarak, bazı kritik pozisyonların bilinçli şekilde boş bırakıldığı görülüyor. 

Buna örnek olarak, İsrail’de 15 üyeden oluşması gereken Yüksek Mahkeme, emeklilik ve görev sürelerinin dolması nedeniyle dört koltuğun boş kalması sonucu 11 yargıçla çalışıyor.  

Ancak Adalet Bakanı Yariv Levin ve Netanyahu, mahkemenin tam kadro çalışmasını sağlama konusunda isteksiz bir tutum sergiliyor. Levin, boş koltukların doldurulmasını yalnızca muhafazakar eğilimli yargıçların atanması şartına bağlıyor. 

Benzer tablo bakanlıklar düzeyinde de dikkat çekiyor. Aralık 2022’de kurulan mevcut hükümette Başbakan Yardımcılığı ve Adalet Bakanlığı görevlerini üstlenen Levin, Kasım 2025’ten itibaren Çalışma, Dini İşler ile Kudüs ve Miras bakanlıklarını da geçici olarak yönetiyor. Ayrıca İçişleri Bakanlığı’na da vekalet ediyor.  

Söz konusu görevler, ultra-Ortodoks (Haredi) partilere mensup bakanların görevlerine dönmesi beklentisiyle geçici olarak Levin’e devredildi.  

İsrail Sağlık Bakanı Haim Katz

Benzer durum, 2022’de Turizm Bakanı olarak hükümete giren ve sonrasında İnşaat ve İskan, Sağlık ile Refah ve Sosyal Hizmetler bakanlıklarını da üstlenen Haim Katz örneğinde de görülüyor. 

Geçici görevlendirme uygulamasının İsrail ordusunda da yaygınlaştığı belirtiliyor. 

Savunma Bakanı Israel Katz’ın atama süreçlerine müdahalesi ve Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in seçeneklerini daraltması nedeniyle, Zamir bazı birlikler için geçici komutanlar atamak zorunda kaldı. 

Ortaya çıkan tablo, İsrail’de üst düzey atamaların giderek kamu yararını gözardı eden bir anlayışla yürütüldüğüne işaret ediyor. Vekaleten yapılan üst düzey atamaların yaygınlaşması, şüphesiz kamu yararına zarar veriyor. 

Zira mevcut hukuki düzenlemeler, kalıcı olarak atanan yöneticilere daha güçlü güvenceler sağlarken, vekil olarak görevlendirilen isimlerin görevden alınması çok daha kolay. 

Bu durum da, söz konusu kişilerin kamu yararından ziyade başbakana daha itaatkar olacağı anlamına geliyor. 

Ancak, kalıcı olarak atananları da incelediğimizde, çoğunun yetkinliğe sahip kişiler değil, Netanyahu’nun güvendiği sırdaşları olduğu açıkça görülüyor. 

Nitekim İsrailli yazarlar ve analistler, özellikle Netanyahu döneminde yapılan atamalarda en belirgin kriterin “sadakat ve güven” olduğuna dikkat çekiyor. 

Bu bağlamda, Kanal 1’de yazar ve belgesel yapımcısı olan Itai Landsberg, Netanyahu’nun İsrail’deki en hassas pozisyonlara, özellikle de Mossad ve Şin Bet istihbarat teşkilatlarına yaptığı son atamalara dikkat çekti. 

Tartışmalı hukuki süreçler ve kamuoyundaki tepkilere rağmen gerçekleştirilen bu atamalarda, göreve getirilen isimlerin istihbarat alanında yeterli deneyime sahip olmamaları eleştirilerin merkezinde yer alıyor. 

Özellikle Netanyahu tarafından atanan yeni Mossad başkanının, Genelkurmay düzeyinde kayda değer bir liderlik deneyimi bulunmayan bir subay olması, liyakatten ziyade siyasi yakınlığın tercih edildiği yönündeki değerlendirmeleri güçlendiriyor. 

Benzer kaygılar, Şin Bet’in başına getirilen David Zini için de dile getiriliyor. Kurumun eski başkanları Yoram Cohen, Ami Ayalon, Carmi Gillon ve Nadav Argaman, Zini’nin Netanyahu’nun elinde bir araç haline geleceği ve yetkilerini mesleki kriterler yerine siyasi amaçlarla kullanabileceği yönünde endişelerini dile getirdi.  

Sorun yalnızca yolsuzluk iddiaları, kontrol arayışı ya da liyakatli isimlerin sistem dışına itilmesiyle sınırlı görülmüyor.  

Bazı değerlendirmelere göre asıl mesele, bu kritik atamaları denetleyecek bağımsız ve profesyonel bir değerlendirme mekanizmasının bulunmaması.  

Örneğin, eski Mossad ve Şin Bet başkanlarından oluşabilecek bir uzman kurulun adayları incelemesi gibi bir sistemin yokluğu dikkat çekiyor.  

İronik bir şekilde, doktorlar ya da avukatlar mesleklerini icra edebilmek için belirli kurulların onayına ihtiyaç duyarken, ülkenin kaderini ellerinde tutan hassas kurumlardaki üst düzey yetkililer söz konusu olduğunda böyle bir komite bulunmuyor. 

İsrail’de mesleki veya operasyonel yeterlilikleri veya hassas görevler için adayların uygunluğunu doğrulamak için bir sistem bulunmaması, Netanyahu’nun atama süreçlerinde geniş bir alana sahip olmasına yol açıyor. 

Bu tablo, kamuoyunda zaman zaman alay ve eleştiri konusu haline gelirken, Netanyahu’nun aile çevresinin –özellikle eşi Sara Netanyahu ve oğlu Yair Netanyahu– atama süreçlerinde etkili olduğu yönündeki iddialar da tartışmaları derinleştiriyor. 

Sıklıkla Netanyahu’nun sadece ailesine danıştığı ve ardından Mossad ve Şin Bet başkanlarının atanmasını onaylama kararını hükümete bildirdiği söyleniyor. 

Netanyahu ve bakanlarının, seçilen kişinin Başbakanla yakın ilişkisi ve "kör itaati" nedeniyle ya da belki de birçok kişinin belirttiği gibi "Sara Netanyahu ile bir görüşmeyi geçerek" Mossad veya Şin Bet başkanlığına aday olabilmesi nedeniyle, etik bir bağlılık veya liyakatten söz edilmiyor. 

İsrail’de atama süreçlerinde yaşanan bu gelişmelerin yarattığı riskler, yalnızca siyasi tartışmalarla ve mesleki standartlardaki düşüşe ilişkin endişelerle sınırlı kalmıyor. Sürecin asıl tehlikesi, ortaya çıkardığı yapısal sonuçlarda görülüyor. 

Kurumların zayıflamasının yanı sıra devletin işlevlerini verimli ve bağımsız bir şekilde yerine getirme yeteneğini baltalaması, bu sonuçların başında geliyor. 

Özellikle ordu, istihbarat, yargı ve bakanlıklar gibi en kritik alanlarda mesleki standartların gerilemesi, tarafsız kalması gereken kurumların siyasallaşmasına yol açıyor. 

Sadakat kaygıları nedeniyle, bu kurumlar devlet kurumlarındaki iç siyasi çatışmalarda kullanılan araçlara dönüşüyor. 

Bununla birlikte, geçici görevlendirmelere dayalı yönetim anlayışı, idari yapının kırılganlaşmasına ve sorumluluk alanlarının belirsizleşmesine neden oluyor.  

Kurumlar arası denge ve denetim mekanizmalarının zayıflaması, karar alma süreçlerinde şeffaflığı ve hesap verebilirliği azaltıyor.  

Yukarıda belirtilenlerin tümü, nihayetinde kriz yönetiminde başarısızlığa ve devletin süregelen güvenlik sorunlarıyla başa çıkamamasına yol açıyor. 

Tüm bunların yanı sıra, siyasi bölünme derinleşiyor, yetkililere ve politikacılara olan kamu güveni azalıyor, devlet kurumları ile halk arasındaki uçurum genişliyor ve insanlar siyasi sisteme olan inancını kaybediyor. 

Sonuç olarak, sorun sadece yeni bir Mossad başkanının atanması, bir Şin Bet direktörünün seçilmesi, mahkeme yeterliliğini sağlamak için hakimlerin atanması veya hükümet bakanlıklarına yetersiz yetkililerin atanmasıyla sınırlı değil. 

Aksine, bu, kaotik atamalarla sınırlı kalmayan, büyük yolsuzluk vakalarına ve benzeri görülmemiş toplumsal bölünmelere kadar uzanan, çökmekte olan bir devletle karşı karşıya olduğumuzu gösteren sistemik bir sorundur. 

Bu sorunların geçmişte de mevcut olduğu doğru, ancak Netanyahu iktidara gelmeden önce bu kadar yoğun değillerdi.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.