Gaz mı Fren mi: Belediyeler, Girişimciler ve İktisadi Hayatın İnce Ayarı

Prof. Dr. Zeynep Burcu Uğur; belediyelerin esnaf ve pazarcılara yönelik fiyat ile ruhsat denetimlerini, serbest piyasa ekonomisinin gerçekleri, girişimciliğin iktisadi hayattaki "gaz" rolü ve denetimde ölçü ile üslubun stratejik önemi üzerinden Fokus+ için kaleme aldı.
gaz-mi-fren-mi-belediyeler-girisimciler-ve-iktisadi-hayatin-ince-ayari.jpg

16.06.2026 - 10:09  |  Son Güncellenme:  16.06.2026 - 17:22

Son günlerde Bahçelievler Belediye Başkanı Hakan Bahadır'ın sosyal medyada paylaştığı iki denetim videosu geniş yankı uyandırdı. İlk videoda Başkan Bahadır ve ekibi, Suriyeli bir esnafın dükkânına giriyor, ruhsat soruyor, ruhsat olmayınca ve açıkta tatlı satışı yaptığını görünce dükkan mühürleniyor. Olay burada kalsa sorun yok ama muhasebeciye niye işletmenin ruhsatı olmadığı, muhasebeciye de işlem başlatacağı gibi tehditleri de sıralayınca iş çığrından çıkmaya başlıyor. "Bu ülkenin kaidelerine uyacaksınız" sözleriyle paylaşılan görüntüler, bir kesim tarafından kuralların herkese eşit uygulanması olarak alkışlandı. Hâlbuki bu video, elinin emeği ile geçinmeye çalışan bir göçmen esnafın kamuoyu önünde hedef gösterilmesi anlamına geliyor. 

İkinci videoda ise bu kez adres bir semt pazarıydı. Başkan Bahadır, bir pazarcıya domatesin alış faturasını sordu. Pazarcının domatesin kilogramını 20 liradan aldığını öğrenince, "20 liraya aldığın domates 50 liraya satılır mı?" diyerek tepki gösterdi. Pazarcı ise ürünün bir kısmının çürüdüğünü, fire verdiğini, gerçek maliyetinin çok daha yüksek olduğunu anlatmaya çalıştı. Kimi vatandaşlar bu çıkışı "halkın yanında durmak" olarak yorumladı. Hâlbuki belediye başkanının fiyat denetimi yapması, serbest piyasa ekonomisi mantığı ile yönetilen ekonomimizin kurallarına aykırı.  

Bu yazıda belediye başkanının iletişim dilini, kamera karşısındaki tavırları ya da siyasal mesajları tartışmayacağım. Olayın iktisadi tarafını ele almayı hedefliyorum.  

Ekonomiyi bir arabaya benzetirsek, girişimciler bu arabanın gazıdır. Dükkân açan Suriyeli esnaf da, sabahın dördünde hale gidip domates seçen Türk pazarcı da aynı şeyi yapar: Risk alır. Sermayesini ortaya koyar. Zarar etme ihtimalini kabul eder. İnsanların ihtiyaç duyduğu ürünleri pazara getirir. Kimi zaman kazanır, kimi zaman zarar eder ama ekonomik hayatı ayakta tutan hareketi üretir. 

Elbette arabanın frene de ihtiyacı vardır. Kimse hijyen denetimlerinin yapılmamasını, ruhsatsız işletmelerin kontrol edilmemesini ya da tüketicinin korunmamasını savunmuyor. Belediye; ruhsatı denetlemeli, hijyeni denetlemeli, ölçü ve tartının doğruluğunu kontrol etmeli, kamusal düzeni sağlamalıdır. Bunlar kamu otoritesinin meşru görevleridir. Fakat frenin görevi arabayı durdurmak değil, güvenli şekilde ilerlemesini sağlamaktır. Eğer kamu otoritesi kendi varlık sebebini sürekli denetim yapmakta ve hata aramakta görmeye başlarsa bir noktadan sonra gazın fonksiyonunu unutup sadece frene basmaya başlar. Sonuçta araba ilerlemez. İlerlemeyen bir ekonomide ise denetlenecek dükkân, kontrol edilecek pazar kalmaz. Olan da o korunmaya çalışıldığı iddia eden tüketiciye olur çünkü çoğu ihtiyacı karşılanamaz hâle düşer. 

Serbest piyasa ekonomisinde kamunun vazifesi ikincildir çünkü ekonominin asli unsuru üretim ve tüketimdir. Denetim ikincildir. O yüzden bir insan belediye başkanı da olsa, seçilmiş de olsa, bu ona iktisadi hayat konusunda astığım astık kestiğim kestik tavrı takınmaya izin vermez. 

Devleti ve kamuyu iktisadi hayatın başat aktörü hâline getiren komünist ülkeler bedelini çok ağır ödediler. O yüzden Bahçelievler Belediye Başkanı’na tavsiyem, biraz daha alçak gönüllülüktür.  

Özellikle fiyat meselesinde bu hassas denge daha da önemlidir çünkü fiyatlar masa başında belirlenen rakamlar değildir. Domatesin fiyatı sadece alış faturası değildir; fire vardır, nakliye vardır, tezgâh kirası vardır, bozulma riski vardır, satılamama ihtimali vardır. Sabah yüksek başlayan fiyatın akşama doğru düşmesi, pazarcının elindeki malı zarar etmeden bitirme çabasıdır. Yaşayan bir organizma olan iktisadi hayatı tek bir faturaya indirgemek, onun karmaşıklığını görmezden gelmektir. Nasıl ki insanın nabzı saniyeden saniyeye değişiyorsa, fiyatlar da değişkendir. Bunun en belirgin örneğini borsada görebilirsiniz.  

“Denetim yapıyoruz, halkı koruyoruz” kisvesi altında aslında halkın ihtiyacı olan ürünleri pazara getiren girişimciyi hedef hâline getirirseniz, sonunda ülke ekonomisi kaybeder. Çünkü kamuoyu önünde tahkir edilen girişimciler üç farklı tepki verebilir: 

Birincisi, girişimciler çalışmamayı veya daha az çalışmayı tercih edebilirler. "Nasıl olsa emeğimin karşılığı olarak tahkir ediliyorum" diyerek üretmekten, ticaret yapmaktan ve risk almaktan vazgeçip ‘ev genci’ veya ‘ev insanı’ olmayı seçebilirler. 

Bu da aslında düşük bir ihtimal değil; OECD ülkeleri arasında ne istihdamda ne de eğitimde olan gençlerin oranını gösteren NEET oranında %30 ile en yüksek ikinci orana sahip ülkeyiz. Bu figürden hareketle ülkemizde hâlihazırda 15-29 yaş arasında yaklaşık 5 milyon genç, ‘ev genci’ statüsünde; yani birçok insan zaten bu yolu tercih ediyor.  

İkincisi, girişimciler formel ekonomik faaliyetten çekilip yardım mekanizmalarından medet umar hâle gelebilirler. Çalışmak yerine çeşitli yardım kuruluşlarından destek alarak hayatlarını sürdürmeye çalışabilirler. 

Üçüncüsü ise en tehlikeli ihtimaldir: İnsanların normal yollardan alın teri dökerek “kâr” etmeleri sömürü olarak sunulmaya başlanınca suça yönelebilirler. Elbette herkes böyle davranmaz. Ancak üretim ve girişim cesaretinin sistematik biçimde cezalandırıldığı toplumlarda bu risklerin arttığı da bir gerçektir. İktisat Nobeli’ni alan Gary Becker’ın bu mekanizmanın önemli olduğuna dair bulguları vardır.  

Bu nedenle mesele denetim veya görevini yapma meselesi değildir. Mesele, ekonomik hayatın gerçeklerinin de farkında olarak denetimin dozu ve denetlenirken gösterilen üslubu iyi belirlemektir. Belediye sadece fren olmamalıdır. 

Şunu unutmamak gerekir: Arabayı hareket ettiren fren değil, gazdır. Bir ülkenin refahını artıranlar da çoğu zaman ekran karşısında girişimciyi azarlayanlar değil; dükkân açanlar, tezgâh kuranlar, üretim yapanlar ve bütün riskleri üstlenerek iktisadi hayatı canlı tutanlardır. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.