Futboldan Siyasete: Bir Afrika Uluslar Kupası Öyküsü
30.01.2026 - 14:38 | Son Güncellenme: 30.01.2026 - 14:46
Futbolseverler 21 Aralık 2025 ve 18 Ocak 2026 tarihleri arasında 35.’si gerçekleşen Afrika Uluslar Kupası maçlarını izleme şansını yakaladılar. Turnuvada başarı Senegal’in oldu. Ev sahibi Fas’ın maç sonuna doğru kazandığı penaltıya tepki olarak sahadan çekilen Senegal uzatmalarda bulduğu golle maçı 1-0 kazandı ve kupayı aldı. Açıkçası Senegal’in 1-0’dan sonra kaçırdığı gol sahadan çekilmesinden çok daha ilginçti. Bu sonuçla birlikte Senegal 2021’deki zaferinin ardından ikinci kez kupayı futbol federasyonu müzesine götürdü. 2015 yılındaki turnuva ev sahipliğinden Batı Afrika’daki ebola salgını nedeniyle vazgeçen Fas ise ikinci oldu.
Afrika Uluslar Kupası her ne kadar sadece bir futbol turnuvası gibi gözükse de yine futbol sadece asla futbol değildir sözünün bir uygulaması olarak karşımıza çıkıyor. Futbol Afrika kıtasında yalnızca bir spor dalı değil; kimlik, direniş, birlik ve siyasal ifade alanı olarak beliriyor. Bu gerçekliğin en güçlü yansımalarından biri sayılan ve 1957’den beri düzenlenen Afrika Uluslar Kupası ise Afrika futbolunun zirvesi olmanın yanında kıtanın sömürgecilik sonrası siyasi mücadelelerinin, ulus-devlet inşa süreçlerinin, iç çatışmalarının ve küresel siyasetteki konum arayışlarının bir yansıması olarak şekilleniyor.
Tarihsel süreç
Afrika Uluslar Kupası’nın ortaya çıkışı doğrudan sömürgecilik karşıtı hareketlerle ilgili. 1957 yılında yalnızca Mısır’ın, Sudan’ın ve Etiyopya’nın katılımıyla ilk kez düzenlenen turnuvada ortak amaç bir ulusal bilinç yaratmaktı. Dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdünnasır futbolu Pan-Arap ve Pan-Afrika ideolojisinin bir parçası olarak değerlendiriyordu. Ona göre Afrika Uluslar Kupası’nın yaratacağı ulusal bilinç o dönemde Gana ve Liberya dışında henüz kolonyalizm altındaki diğer Afrika ülkelerine örnek oluşturacaktı. Kupa aynı zamanda futbolu yönetmekten çok sahiplenen, şekillendiren ve dünyaya dayatan sözde uluslararası ama gerçekte batılı FIFA’ya da bir meydan okumaydı. Afrika ülkelerinin futbol federasyonları bu yapıya karşı kendi seslerini duyurabilecekleri bir platform arayışı içindeydiler. Afrika Futbol Konfederasyonu’nun kurulması ve Afrika Uluslar Kupası’nın düzenlenmesi bu bağlamda yalnızca sportif değil aynı zamanda politik bir meydan okumaydı.
1957 yılından sonra birer birer bağımsızlıklarını kazanan Afrika ülkeleri için en büyük sorunlardan biri etnik, dilsel ve kültürel açıdan parçalı toplumları tek bir ulusal kimlik altında birleştirmekti. Bu bağlamda Afrika ülkeleri Cemal Abdülnnasır’ın yolunu izlediler ve Afrika Uluslar Kupası’na katılmaya karar verdiler. Afrika’da yeni kurulan devletler ulusal futbol takımlarını bir ulusal vitrin olarak kullandı. Bayrak, milli marş ve takım forması bir anda devletin somutlaşmış sembollerine dönüştü. O dönemlerde ulusal takım formalarında federasyon armaları yoktu. Onun yerine formaların üzerinde ülke isimleri ve ülke bayrakları vardı. (Bu açıdan Türkiye ulusla futbol takımı da Afrika ülkelerinin o dönemki forma yapılarıyla benzerlik gösterir. Türkiye ulusal formasında federasyon logosu yerine ulusal bayrağının motiflerini kullanan tek Avrupa ulusal takımıdır). Örneğin Gana 1960’larda Kwame Nkrumah liderliğinde futbolu ulusal gururun temel unsurlarından biri haline getirdi. Nkrumah’ın Gana formasını kendi tasarladığı da bilinmektedir. Gana’nın Afrika Uluslar Kupası’ndaki başarıları Pan-Afrika ideolojisinin pratik bir yansıması olarak sunuldu. Daha sonraları Kamerun, Nijerya, Cezayir ve Senegal gibi ülkelerde de futbol iç siyasi farklılıkları askıya alan, halkı ortak bir hedef etrafında toplayan bir duygusal Afrika birlik alanı işlevi gördü.
Ne var ki, Afrika Uluslar Kupası sadece bir ulusal bilinç yaratmak için kullanılmadı. Özellikle 1960 ve 1980 yılları arasındaki otoriter rejimler turnuvayı propaganda aracı olarak kullanmaya çalıştılar. Birçok Afrika ülkesindeki askeri darbeler, tek parti rejimleri ve uzun süreli iktidarlar sadece futboldaki değil diğer spor alanlarındaki ulusal takım başarıları siyasi meşruiyet üretmenin bir yolu olarak değerlendirdiler. Örneğin Zaire’nin (bugünkü Kongo Demokratik Cumhuriyeti) Cumhurbaşkanı Mobutu Sese Seko ülkesinin futbol takımının eleme gruplarındaki başarılarını kendi yönetiminin bir sonucu olarak değerlendirdi. Mobutu “Ben olmasaydım bu takım asla maç kazanamazdı” bile dedi. Böylece Mobutu futbolu ve ulusal takımı kullanıp bir güçlü lider – güçlü ulus söylemi hazırladı. Benzer şekilde Mısır’da Hüsnü Mübarek 2006, 2008 ve 2010 yıllarında kazanılan üç şampiyonluğu rejimin istikrar söylemini güçlendirmek için kullandı. Mübarek Mpobutu gibi “Ben olmasaydım bu takım asla maç kazanamazdı” demedi ama “Gösterdiğimiz istikrar olmasaydı bu takım asla maç kazanamazdı” dedi.
Gözden Kaçmasın
Her ne kadar siyasi rejimlere meşruiyet sağlamak için kullanıldıysa da Afrika Uluslar Kupası kıtadaki derin krizlerden hiçbir zaman bağımsız olamadı. İç savaşlar, darbeler, diplomatik gerilimler ve güvenlik sorunları turnuvayı defalarca etkiledi. Bazı ülkeler iç savaş nedeniyle turnuvaya katılamadı ya da ev sahipliği hakkını kaybetti. Örneğin 1996 Afrika Uluslar Kupası’nda Nijerya, Güney Afrika’daki turnuvayı apartheid sonrası hükümetle yaşanan siyasi gerilimler nedeniyle boykot etti. Bu boykot futbolun diplomatik bir araç olarak nasıl kullanıldığının açık bir göstergesiydi. Ayrıca bazı turnuvalar ciddi güvenlik endişeleri altında oynandı. 2010 yılında Togo milli takımına yönelik Cabinda saldırısı turnuvanın güvenlik ve siyaset eksenindeki kırılganlığını dramatik biçimde ortaya koydu. Her şeye rağmen ülkeler turnuvaya her zaman ev sahipliği yapmak istediler. Afrika Uluslar Kupası’na ev sahipliği yapmak birçok Afrika ülkesi için uluslararası alanda saygınlık kazanmanın bir yolu olarak görüldü.

Ev sahipliği, altyapı yatırımları, diplomatik görünürlük ve turizm açısından önemli bir fırsat olarak algılandı. Bu nedenle ev sahipliği süreçleri çoğu zaman siyasi pazarlıklara sahne oldu. Örneğin Güney Afrika, 1996 Afrika Uluslar Kupası’na ev sahipliği yaparak apartheid sonrası dönemde normalleşmiş bir devlet imajı sunmayı amaçladı. Turnuvayı kazanması ise bu sembolik dönüşümü daha da güçlendirdi. Güney Afrika’nın 2010 Dünya Kupası’nı düzenlemesi de aslında 1996 yılında düzenlediği Afrika Uluslar Kupası’nın bir sonucuydu. Fas, Mısır ve Kamerun gibi ülkeler de ev sahipliğini bölgesel liderlik iddialarının bir parçası olarak değerlendirdiler. Ancak bu süreçler her zaman sorunsuz ilerlemedi. Altyapı eksiklikleri, ekonomik krizler ve siyasi istikrarsızlıklar nedeniyle turnuvalar ertelendi veya ülke değişikliğine gidildi. Fas’ın 2015 yılında ebola nedeniyle ev sahipliğinden vazgeçmesi bu duruma uygun bir örnek oluşturdu.
Öte yandan, Afrika Uluslar Kupası yalnızca siyasal elitlerin değil aynı zamanda halkın da siyasal duygularını ifade ettiği bir alandı. Tribünler zaman zaman protestoların, rejim karşıtı sloganların ve toplumsal taleplerin sahnesine dönüştü. Özellikle Kuzey Afrika ülkelerinde futbol taraftar grupları siyasal muhalefetin önemli aktörleri haline geldi. Mısır’da Ultras grupları Arap Baharı sürecinde aktif rol oynadılar. Afrika Uluslar Kupası sırasında ulusal takımın başarısı halkın rejime yönelik eleştirilerini geçici olarak bastırsa da aynı zamanda kitlesel hareketlenme potansiyelini de artırmaya yaradı. Bir ülkenin yurttaşları maçlarda bir araya gelip siyasilere tepki gösterebiliyorlardı.
Tıpkı postkolonyalizmin ilk dönemlerindeki sert batı karşıtlığının zaman içinde yumuşayarak batı bağımlılığına, hatta batı yanlılığına dönüşmesi gibi Afrika Uluslar Kupası da ilk başlardaki Afrikalı ulus bilinci yaratma amacından zaman içinde sapmaya başladı. Bu sapma Fas’ın ev sahipliğindeki turnuvada daha da çok belirginleşti. Afrika ülkelerinde Afrikalı işçilerin yaptığı sevimli stadyumlar yerine Çinlilerin ya da Avrupalıların yaptığı ışıklı ve dijital stadyumlarda oynanan maçlar turnuvayı adeta bir Avrupa Şampiyonası gibi gösterdi. Bu noktada Fas’ın 2030 yılındaki Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacak olmasının da bir pay var tabii ki ama turnuvanın oynadığı 9 stadın 4’ünün yeni yapılmış olması ve Brezilyalıların 2014 Dünya Kupası’nda protesto ettikleri gibi futbol ruhunu öldürecek derecedeki modernlikle bezenmesi çok eleştiri aldı. Ek olarak, turnuvada oynanan maç topu ITRI’nın İtalyanlar’a karşı kolonyalizm mücadelesini kazanan Etiyopya’nın bayrak renklerini benimseyerek ortak Afrika renkleri haline gelen sarı-kırmızı-yeşil yerine Fas’ın bayrak renklerini yeşil ve kırmızı içermesi de tartışıldı. 2023 yılındaki turnuvanın ev sahibi Fildişi Sahili Pokou adını verdiği topu bayrak renkleri yeşil ve turuncu figürlerle tasarlamıştı. Böylece 1980’lerle birlikte Afrika’da zayıflamaya başlayan Pan Afrikanizm ve güçlenmeye başlayan ulusalcılık ne yazık ki Afrika Uluslar Kupası’nda da görüldü. Bu noktaya Fas’ın 1984 yılında Afrika Birliği Örgütü’nü Batı Sahra’yı üye kabul ettiği için terk etmesi ve aslında Faslı kimliğini Afrikalı kimliğine tercih etmesi de eklenebilir. Son olarak ise özellikle 2008’den beri devam eden kronik sorun batılı şirketlerin kupaya sponsor olması bu sefer artmış şekilde görüldü. Eskiden Fransız telekom şirketlerinin sponsorluğu altında geçen kupa bu sefer içlerinde Türkiye’den Acıbadem Hastanesi’nin bile olduğu bir şirketler topluluğu tarafından sponsorlandı. Afrika Futbol Federasyonu yumuşayan postkolonyalizm içinde bir zamanlar meydan okunan batılı FIFA’yı o kadar benimsedi ki geçmiş 34 turnuva aralık ve ocak aylarında oynanırken FIFA’nın isteği üzerine 2027’den itibaren haziran ayında oynanması kararlaştırıldı.
Afrika Uluslar Kupası her ne kadar iyice Batılılaşsa ve dijitalleşse de yine de Afrika halklarının çok sevdiği futbolun en yüksek düzeyi konumunda. Günümüzde Afrika ülkelerinin hangisine giderseniz gidin gençlerin düzenli olarak koştuklarını görürsünüz. Onlar sadece futbol oynamak için değil, aynı zamanda ülkelerini bir gün Afrika Uluslar Kupası’ndan temsil etmek için de koşuyorlar. Bu koşu da sadece sportif değil aynı zamanda neokolonyalizme karşı biraz da umutsuz siyasi bir nitelik de taşıyor. Afrika Uluslar Kupası daha çok şampiyon verecek ama gerçek şampiyon 1993 yılında kaza geçiren Zambiya ulusal takımının hayatta kalan tek futbolcusunun 2012 yılında Zambiya Futbol Federasyonu başkanı olarak Zambiya futbol takımının kazandığı kupayı kucaklamasıdır. Futbol asla sadece futbol değildir, üstelik Afrika’da.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.