Filistin’deki Soykırıma Sessizlik Batı’nın Ahlaki İflası mı?

Dr. Halim Gençoğlu, Batı’nın Filistin’deki soykırım karşısındaki sessizliğini ve spor dünyasındaki çifte standartları Fokus+ için kaleme aldı.
Halim Gençoğlu
250820ZK_Web_-_Filistin%E2%80%99deki_Soyk%C4%B1r%C4%B1ma_Sessizlik_Bat%C4%B1%E2%80%99n%C4%B1n_Ahlaki_%C4%B0flas%C4%B1_m%C4%B1_-Dr._Halim_Gen%C3%A7o%C4%9Flu.jpg

20.08.2025 - 16:46  |  Son Güncellenme:  05.09.2025 - 11:42

İnsan hakları, adalet ve uluslararası hukukun kutsallığını savunduğunu iddia eden bir dünyada, İsrail işgali altındaki Filistinlilerin yaşadığı zulüm, zamanımızın en büyük ikiyüzlülüklerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Atılan her bombayla, toprağa verilen her çocukla, susturulan her stadyumla birlikte, küresel kurumların özellikle Batı’nın tepkisi utanç verici bir sessizlik içinde kalıyor. Ve bu çifte standart, belki de en açık şekilde spor dünyasında kendini gösteriyor. Çünkü spor gibi "siyaset dışı" kabul edilen bir alanda bile zulüm ya meşrulaştırılıyor ya da tamamen yok sayılıyor. 

En çarpıcı örneklerden biri, Filistinli sporcuların başına gelenler. Filistinli spor kuruluşlarının ve insan hakları gruplarının verdiği bilgilere göre, bugüne kadar en az 421 Filistinli futbolcu ve spor personeli İsrail güçleri tarafından öldürüldü.  

Bu isimlerin çoğu doğrudan saldırılarda ya da sivil altyapıya yönelik bombardımanlarda hayatını kaybetti. Spor sahasında hayal kuran nesiller daha sahaya adım atmadan yok edildi. Buna rağmen, dünyanın en büyük futbol kurumu olan FIFA tamamen sessiz kalıyor. Ne bir soruşturma ne bir yaptırım ne de bir basın açıklaması… 

Oysa benzer durumlarda küresel spor kurumları ne kadar hızlı harekete geçebiliyor. Ukrayna işgali sonrası Rus kulüpleri uluslararası organizasyonlardan menedildi. Güney Afrika, apartheid rejimi döneminde yıllarca uluslararası spordan izole edildi. Peki ya İsrail? Sessizlik… 

Sessizlik ahlaki değil siyasi 

Bu çifte standart tesadüf değil tamamen siyasidir. Gazze’de, Batı Şeria’da ve daha pek çok yerde İsrail’in işlediği suçlar karşısında Batı’nın sessiz kalışı, “özgürlük, insan hakları ve demokrasi” değerlerinin samimiyetini sorgulatıyor. 

Gazze

İsrail’in nüfusu yaklaşık 9 milyon. Ancak dünyada, İsrail devletinin politikalarına açıkça karşı olan en az 90 milyon insan olduğunu söylemek abartı olmaz. Bu sadece Müslüman ülkelerde değil; Latin Amerika’dan Avrupa’ya, Kuzey Amerika’dan Afrika’ya kadar geniş bir yelpazede milyonlarca insanın ortak vicdanını yansıtıyor. 

Bu oran, İsrail’in sıradan bir devlet gibi işleyemeyecek kadar ciddi bir meşruiyet krizi yaşadığını gösteriyor. Giderek daha fazla insan, İsrail’i bir "apartheid rejimi" olarak görüyor ve bu görüş, sadece halklar arasında değil, devlet düzeyinde de karşılık bulmaya başladı. 

Sessizlik bir tutumdur 

Bu sessizlik sadece yok sayma değil, aynı zamanda bir suça ortak olma halidir. Batılı liderler, başka ülkelerdeki insan hakları ihlallerine karşı saniyeler içinde açıklama yaparken, İsrail’e gelince suskunlaşıyorlar. Neden Filistinlilerin yaşam hakkı için aynı tepki verilmiyor? Neden hastanelerin, okulların, stadyumların bombalanması "meşru müdafaa" olarak gösteriliyor? Bu sessizlik tarafsız değil ahlaki bir çöküşün tezahürüdür. Sömürgeci bir rejimi görmezden gelmeyi seçmek, adaletten vazgeçmek demektir. 

BM, Uluslararası Ceza Mahkemesi, FIFA, IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi) gibi kurumların sessizliği, sadece Filistin’e değil, küresel düzene olan güveni de çökertiyor. Kurallar sadece düşmanlara uygulanıyor, müttefiklere uygulanmıyorsa bu kurallar artık adalet aracı değil; sömürgeci birer silaha dönüşmüş demektir. Adalet seçici olamaz. İnsan hakları ya evrenseldir ya da hiçbir anlamı yoktur. İsrail’in Filistin’deki suçlarına karşı harekete geçmemek sadece Filistinlilere değil, Batı’nın kendisine de ihanettir. 

Hesaplaşma yakındır 

Dünya artık eskisi kadar kör değil. Her yeni zulüm anı kayda geçiyor, belgeleniyor, paylaşılıyor. Özellikle genç kuşaklar arasında bu adaletsizliğe karşı büyüyen bir bilinç var. Artık soru, İsrail’in suçlarının unutulup unutulmayacağı değil; dünyanın bu zulmü daha ne kadar görmezden geleceğidir. 

Eğer Batı, bu sessizliğe devam ederse hem ahlaki liderliğini hem de tarih önündeki itibarını sonsuza dek kaybedecektir. Bu sessizlik sadece bir eksiklik değil bir suç ortağı olma durumudur. Öyle görünüyor ki, Filistin özgür olana kadar, küresel düzen ahlaki bir yıkım içinde kalacaktır. 

Kaynakça 

1. Said, E. W. (1979). The Question of Palestine. Vintage Books. 

2. Finkelstein, N. G. (2003). The Holocaust Industry: Reflections on the Exploitation of Jewish Suffering. Verso. 

3. Pappe, I. (2006). The Ethnic Cleansing of Palestine. Oneworld Publications. 

4. Khalidi, R. (1997). Under Siege: PLO Decisionmaking During the 1982 War. Columbia University Press. 

5. Abu-Lughod, L. (2013). Do Muslim Women Need Saving? Harvard University Press. 

6. Ashrawi, H. (2009). This Side of Peace: A Personal Account. Simon & Schuster. 

7. Barghouti, M. (2006). I Saw Ramallah. Anchor Books. 

8. Nusseibeh, S. (2007). The Story of My Life: A Palestinian Memoir. Penguin Books. 

9. Samaan, K. (2010). The Political Economy of the Palestinian Authority. Cambridge University Press. 

10. Ghanem, A. (2015). Palestinian Identity and Nationalism in the 21st Century. Routledge. 

11. Karmi, G. (2009). The Palestinian Question: A Historical Overview. Journal of Palestinian Studies, 38(1), 16-31. 

12. Shamlawi, M. (2007). The Politics of Resistance in Palestine. Middle East Journal, 61(2), 221-235. 

13. Khalidi, R. (2010). The Failure of the Two-State Solution. The New York Review of Books, 57(13), 45-50. 

14. Bennis, P. (2009). Understanding the Palestinian-Israeli Conflict: A Primer. Interlink Publishing Group. 

15. Morris, B. (2004). Righteous Victims: A History of the Zionist-Arab Conflict, 1881-2001. Vintage Books. 

16. Gençoğlu H. (2024) Palestine in the Ottoman Archival Sources, South Africa. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.