FETÖ’nün Amerika’daki İflası

Gazeteci Ertuğrul Cingil; FETÖ elebaşının ölümünün ardından Pensilvanya'da patlak veren sahte vasiyet ve kirli miras kavgalarını, finansal kaynakları eriyen paravan vakıf ile okulların perde arkasındaki çöküşünü ve değişen ABD dengeleri karşısında "kullanım ömrü dolan" terör örgütünün Amerika’daki kaçınılmaz iflasını Fokus+ için kaleme aldı.
odak-feto-nun-amerika-daki-iflasi-ertugrul-cingil.jpg

15.07.2026 - 10:33  |  Son Güncellenme:  29.07.2026 - 13:25

15 Temmuz 2016 gecesi, milletimiz yalnızca FETÖ’cü hainler tarafından gerçekleştirilmek istenen bir askerî darbe girişimini durdurmadı. Aynı zamanda devletin bütün kurumlarını ele geçirerek Türkiye’yi içeriden teslim almak isteyen, küresel bağlantılara sahip bir terör örgütünün en büyük planını da bozdu. 

O gece vatanına sahip çıkan milletimiz topyekûn sokaklara çıkarak tankları, uçakları ve silahlı hainleri kendi elleriyle durdurdu. Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en büyük ihanetlerinden birini milletin iradesiyle bertaraf etti. Ancak 15 Temmuz sadece Ankara’da, İstanbul’da ya da Gölbaşı’nda yaşanmadı. Asıl kırılma, binlerce kilometre ötede, terör örgütünün merkezi olan Pensilvanya’da başladı. Çünkü o gece çöken yalnızca bir darbe planı değildi; yarım asır boyunca “mutlak itaat”, “gizlilik” ve “kutsallık” algısı üzerine inşa edilen örgütsel düzen de geri dönülmez biçimde sarsıldı. 

Bugün, darbe girişiminin üzerinden geçen on yılın ardından FETÖ’nün en büyük yenilgisi yalnızca Türkiye’de değil, kendisini en güvende hissettiği Amerika’da yaşanıyor. 

Sahte vasiyet kavgası ve kirli ifşalar 

Yıllarca mensuplarına “dava”, “fedakârlık” ve “himmet” masalları anlatan örgüt, elebaşı Fetullah Gülen’in ölümünün ardından ciddi bir liderlik krizi yaşıyor. Gülen gibi kendisine sözde ruhani güçler atfeden “kült” bir elebaşı yerine “Âli heyet” denilen kolektif yapıyı koymaya çalışan örgüt; kliklere, hiziplere ve çıkar gruplarına bölünmüş durumda. 

Bir dönem “mahrem yapı” diye adlandırılan kapalı hiyerarşi, bugün örgütün içinden peş peşe ortaya dökülen kirli ifşalarla darmadağın olmuş hâlde. Pensilvanya’da görülen Gülen’in vasiyet davası bunun en somut ve çarpıcı örneği oldu. 

FETÖ elebaşı Fetullah Gülen

Elebaşının ölümünün ardından sızdırılan ve sahteliği tescillenen İngilizce vasiyetname, yapının içindeki "hanedanlaşma" ve "paraya çökme" hırsını deşifre etti. Gülen’in kardeşi Mesih Gülen’in, Cevdet Türkyolu ve Adem Kalaç gibi "damatlar çetesine" karşı Pensilvanya’da açtığı miras iptal davası, yapının kurumsal hücrelerini birbirine düşürdü. Türkyolu’nun tepkiler üzerine Golden Generation Vakfı’ndan istifa etmek zorunda kalması, iç tasfiyenin ve paniğin en somut kanıtı oldu. 

Örgütün tepe kadrosunun, tabandan toplanan ve gayrimenkule dönüştürülen milyarlarca dolarlık varlığı, aile korumalı özel vakıflara (Cascade Trust vb.) aktararak kişisel servet hâline getirmeye çalıştığı ortaya çıktı. Bu durum, örgütün kolektif bir yapıdan, oligarşik bir "mülk yağmalama şebekesine" evrildiğini gösteriyor. 

Pensilvanya’da devam eden dava, daha düne kadar Gülen’in en yakınındaki isimlerin, birbirlerini nasıl vakıflara çökmekle, gayrimenkulleri ele geçirmekle ve himmet paralarını kontrol altına almakla suçladığını ortaya koyuyor. Örgüt içerisinde dalga dalga büyüyen ve tabanda ciddi sorgulamalara neden olan bu durum, FETÖ’nün ideolojik çözülmesinin en açık göstergesi hâline geldi. 

FETÖ’nün CEO’su Uzun Cevdet’in çıkar çarkı 

FETÖ yıllarca dünyanın dört bir yanında “hizmet” adı altında milyarlarca liralık kaynak topladı. Örgüt üyeleri evlerini sattı, maaşlarını bağışladı ve çocuklarının geleceğini örgüte emanet etti. Bugün ise aynı örgüt tabanı “Toplanan bu paralar nerede?” sorusunun peşine düşmüş durumda. 

Vakıfların yönetimi, okulların gelirleri, gayrimenkuller, şirketler, bağış hesapları; hepsi örgüt içi hesaplaşmanın konusu hâline geldi. Örgüt içinden Gülen’in özel yazışmalarını yapan başmollası Osman Şimşek ve yeğeni Ebuseleme Gülen başta olmak üzere yapılan, sosyal medya üzerinden patlayan önemli ifşalar tüm kirli çamaşırları ortaya döküyor. 

FETÖ'nün CEO'su durumundaki Cevdet Türkoğlu (solda)

Özellikle örgütün “CEO’su” durumunda olan Cevdet Türkyolu etrafında yoğunlaşan yolsuzluk suçlamaları ve farklı grupların vakıf yönetimleri üzerindeki hâkimiyet mücadelesi, örgütün “manevi” değerleri istismar eden çıkar odaklı bir yapı olduğunu tüm çıplaklığıyla gösteriyor. 

Gülen’in yeğeni ile evli olduğu için en yakınındaki isim hâline gelen Cevdet Türkyolu, hiçbir profesyonel mesleği olmamasına rağmen yıllarca örgütün mali kaynaklarını yöneten isimlerin başında geliyor. Nitekim Anadolu Ajansı Amerika Temsilcisi olarak görev yaptığım yıllarda (2015-2018) Türkyolu’nun Pensilvanya ve Florida’da bulunan 7 ayrı gayrimenkulünü ekibimizle bizzat görüntülemiştik. 

Değerleri 100 ila 450 bin dolar arasında değişen bu gayrimenkullerin ikisi Türkyolu’nun üzerine kayıtlı iken diğerleri eşi, kızı ve oğlu üzerinde görülmekteydi. Bu arada o yıllarda Türkyolu’nun Türkiye’de bulunan 39 mülküne de akrabalarının üzerine aktarılma aşamasında ilgili kurumlar el koymuştu. Ayrıca Türkyolu’nun örgüt parasıyla FETÖ çiftliğinin aşçısı Murat Hokka ile birlikte Amish ürünleri satan "Natürlich" isimli şirketi kurarak örtülü ticaret girişimini de ortaya koyan haberler hazırlamıştık. 

Aradan geçen yıllarda Türkyolu, Amerika’daki servetini artırarak örgüt üyelerinin paylaştığı son bilgilere göre 19 ayrı gayrimenkulün sahibi durumuna geldi. Kurduğu bu çıkar ağı yıllardır tartışılsa da Türkyolu, FETÖ içerisindeki ağırlığını ve gücünü artırarak devam ettiriyor. Hatta Gülen hayatta iken en yakın talebelerinden Osman Şimşek’in, 12 ayrı ülke imamından gelen yolsuzluk şikâyetlerini kendisine iletmesi nedeniyle Türkyolu tarafından yumruklanarak Pensilvanya’daki çiftlikten kovulduğunu da açıkladı. Yani bir zamanlar “himmet” isteyen yapı, bugün yolsuzluk ve çıkar bataklığında debeleniyor. 

FETÖ’nün sarsılan ağları ve finansal kriz 

ABD’deki varlığını eğitim kurumları, STK’ler, lobi şirketleri ve ticari girişimlerle sürdüren FETÖ; Amerika’da yolsuzluk, ifşalar ve liderlik kriziyle boğuşurken finansal anlamda da tam bir darboğaza girmiş durumda. On yıl önce Washington’da yüz binlerce dolarlık kampanya bağışlarıyla kongre üyelerini ballı gezilerde ağırlayan, sözde kültür merkezleriyle algı yönetimi yapan FETÖ, bugün ABD’de geniş katılımlı etkinlik dahi düzenleyemez hâlde. 

Himmet gelirlerinin düşmesiyle birlikte profesyonel lobi şirketlerine ödenen ücretler kesilmiş, Washington ve New York’taki birçok paravan vakıf, biriken borçları nedeniyle kapılarına kilit vuracak noktaya gelmiş durumda. Bir zamanlar tabanından “para sağma makinesi” gibi çalışan örgütün örümcek ağına benzeyen sözde sivil toplum kuruluşları ciddi şekilde kan kaybetmekte.  

FETÖ'ye bağlı vakıf ve kurumların eyaletlere göre dağılımı (AA)

Bağımsız gazetecilik kuruluşu ProPublica internet sitesinin verileri; siyasetten kültüre, ticaretten eğitime kadar 100’ün üzerinde FETÖ örgütünün finansal kaynaklarındaki ciddi çöküşüne işaret ediyor. Örgütün Amerika’daki en geniş yapılarından biri olan Niagara Foundation, 2015’te 1 milyon 150 bin dolar gelire sahipken 2024’te yüzde 90’lık bir düşüşle 113 bin dolara geriledi.  

Terör örgütünün çatı kuruluşlarından Barış Adaları Enstitüsünin (Peace Islands Institute) gelirleri ise 2015’te 1 milyon 122 bin dolardan yaklaşık yüzde 70 oranındaki düşüşle 2024'te 383 bin dolar oldu. Atlantic Institute (Alpharetta, GA) ise 2015’te 326 bin dolar gelire sahipken 2024'te yüzde 65'lik bir azalış yaşayarak 114 bin dolara düştü. 

Örgütün dinler arası diyalog çalışmalarını yürüten Ortak Değerler İttifakının (Alliance for Shared Values) geliri ise 2015’te 1 milyon 230 bin dolar iken 2023’te yüzde 30'luk bir düşüşle 891 bin dolar oldu. 

Terör örgütünün Amerika’daki en önemli finans ve organizasyon ağlarından biri olarak gösterilen sözleşmeli okul (charter school) sistemi de artık geçmişteki rahat hareket alanına sahip değil. Ülke genelinde sayıları 150’yi aşan ve 800 millyon doları bulan gelir kapısı durumundaki sözleşmeli okullar üzerinde mali denetimler, hukuki süreçler, finansal ihtilaflar ve kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin incelemeler daha fazla baskı oluşturuyor. 

New York Yüksek Mahkemesi’nin, FETÖ’nün Amerika’daki en büyük okullarından Brooklyn Amity School’un Bank Asya’dan 2011 yılında aldığı 15,5 milyon dolarlık krediyi faiziyle birlikte TMSF’ye geri ödemesine hükmetmesi örgüt üzerinde şok etkisi oluşturdu. Emsal oluşturma potansiyeli taşıyan haziran ayındaki bu karar ve sözleşmeli okulların yaşadığı tablo, örgütün uzun yıllar boyunca en güçlü olduğu alanlardan birinde bile hareket kabiliyetinin daraldığını gösteriyor. 

Etki alanı daralıyor, korku büyüyor 

Yıllarca Türkiye ile ABD arasındaki her diplomatik kriz, FETÖ açısından yeni bir manevra alanı anlamına geliyordu. S-400 krizinden CAATSA yaptırımlarına, Suriye’deki görüş ayrılıklarından F-35 programından çıkarılma sürecine kadar iki ülke arasındaki her kriz FETÖ’nün ekmeğine yağ sürdü. Bu gergin atmosfer, FETÖ’nün Washington’daki lobi faaliyetlerine hareket alanı sağlarken Türkiye aleyhine oluşturulmaya çalışılan siyasi iklimden faydalanmasına imkân veriyordu. 

Türkiye’nin tüm hukuki girişimlerine ve diplomatik temaslarına rağmen iadesi talep edilen 728 üst düzey FETÖ yöneticisi, “hukuki süreç” bahane edilerek Amerika koruması altında örgütlerini yönetmeye devam etti. Ancak bugün uluslararası denklem ve Trump yönetiminin göçmen ve yabancılara karşı tutumu değişiyor. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ABD Başkanı Trump NATO 2026 Ankara Zirvesi'nde

Trump’ın Türkiye ziyareti, NATO müttefikliği çerçevesinde yeniden hız kazanan temaslar, savunma ve bölgesel güvenlik alanlarında artan diyalog ve iki ülke arasında daha yapıcı bir diplomatik atmosfer oluşması, örgütün hareket alanını da daraltıyor. Bu olumlu diplomatik iklim, FETÖ yöneticilerinin iade süreçlerini tekrar canlandırabilir. Nitekim Adalet Bakanlığı, Amerika başta olmak üzere 119 ülkede 2 bin 950 terör örgütü üyesi için iade taleplerini yeni belgelerle güncelledi. 

Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin daha istikrarlı bir zemine oturması, FETÖ’nün yıllarca faydalanmaya çalıştığı siyasi boşlukların giderek daralmasına neden oluyor. Ayrıca elebaşının ölümünün ardından tamamen başsız kalan ve klik savaşlarına batan örgüt; CIA, FBI ve Pentagon gibi derin yapılarda "maliyeti getirisinden yüksek bir aparat" olarak kodlanmaya başlanıyor. ABD için kullanım ömrü dolarak işlevini yitirmeye başlayan örgütü korumanın diplomatik faturası, Trump’ın pragmatik yönetiminin rasyonel kâr-zarar analizlerine takılabilir. 

Elbette bu değişen tablo, ABD’nin FETÖ konusunda Türkiye’nin tüm taleplerini hemen karşılayacağı veya hukuki süreçlerin kısa sürede sonuçlanacağı anlamına gelmiyor. ABD’de iade süreçleri yargı mekanizmaları içinde yürütülüyor ve iki ülke arasında bu konuda hâlen ciddi görüş ayrılıkları bulunuyor. Ancak diplomatik iklimin değişmesi; terörle mücadele, mali denetim, bilgi paylaşımı ve adli iş birliği gibi alanlarda daha fazla temas kurulmasına zemin hazırlayabilir. Yani FETÖ bugün bir taraftan kendi iç sorunlarıyla boğuşurken aynı zamanda Washington’da daralan diplomatik manevra alanının baskısını daha güçlü hissediyor.  

FETÖ’de sığınak arayışı ve eksen kayması 

Son dönemde Avrupa merkezli faaliyetlerin daha görünür hâle gelmesi, Amerika’da sıkışmaya başlayan örgütün ağırlık merkezini Avrupa’ya taşıma potansiyelini artırıyor. Avrupa Konseyi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bulunduğu bölgede geçen ay düzenlenen göstermelik eylemler, Washington’da kaybedilen meşruiyet zeminini Avrupa insan hakları retoriğiyle ikame etme çabasından ibaret. Ancak bu taktiksel hamle, yapısal çöküşü durdurabilecek bir derinliğe sahip değil. 

Hem Amerika içerisinde Trump politikaları kaynaklı zorluklar hem de örgüt içerisinde ayyuka çıkan çekişme ve çıkar kavgaları nedeniyle FETÖ’nün bölgesel bir kırılma yaşaması da muhtemel. Bu noktada örgüt içerisinde liderlik çekişmesinin etkili isimlerinden Abdullah Aymaz’ın başını çektiği grubun, Amerika’da daralan hareket alanına karşı operasyon merkezini Brüksel ve Almanya eksenine kaydırma çabaları öne çıkıyor. 

Millet kazandı, örgüt çözülüyor 

On yıl önce millet, tankların önüne yatarak yalnızca bir darbeyi durdurmadı. Bir millet, vatanına ve kendi kaderine sahip çıktı. Milletin iradesiyle durdurulan karanlık ihanet örgütü, artık kendi iç hesaplaşmalarının yükü altında eziliyor. 

Bir zamanlar Türkiye ile ABD arasındaki gerilimlerden siyasi alan üretmeye çalışan örgüt, bugün hem içeride parçalanmanın hem de dışarıda değişen jeopolitiğin baskısı altında parçalanmayla karşı karşıya. “Altın nesil” söylemiyle dünyaya hoşgörü ve diyalog mesajı verenler, bugün miras dosyaları, vakıf kavgaları, mali tartışmalar ve liderlik çekişmeleriyle kirli bir sona doğru ilerliyor. 

Türkiye Cumhuriyeti’nin on yıldır kesintisiz sürdürdüğü kurumsal, istihbarî ve hukuki takip; örgütü sadece operasyonel olarak bitirmemiş, aynı zamanda Amerika başta olmak üzere sığındıkları ülkelerde gördükleri rüyaları kâbusa çevirmiştir.  

Kuşkusuz tarihin en sinsi terör yapılarından biri olan FETÖ’nün içine girdiği bu parçalanma ve çöküş süreci rehavete kapılmayı gerektirmez. Ülkesinin bağımsızlık sembolü Meclis’ini bombalayarak halkın üzerine bomba yağdıracak kadar karanlık zihniyete sahip FETÖ’nün farklı ülkelerdeki ağları ve çeşitli yapılanmaları tamamen ortadan kalkmış değildir. 

15 Temmuz'da vatan uğruna şehit düşen, gazi olan kahramanlarımız ve gelecek nesillerimiz için mücadelenin kararlılıkla hem içeride hem de dışarıda sürdürülmesi gerekmektedir.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.