Etiyopya’nın Nahda Barajı Hamlesi: Mısır’ın Su Güvenliği Tehlikede mi?
11.09.2025 - 16:39 | Son Güncellenme: 11.09.2025 - 16:50
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, geçtiğimiz günlerde Nahda Barajı (Büyük Etiyopya Rönesans Barajı) projesinin tamamlandığını ve bu yıl tarihi bir törenle açılacağını duyurdu.
Ahmed, törene Mısır ve Sudan’ı da davet edeceğini belirterek, barajın Mısır’a su akışını etkilemeyeceğini ve tehdit oluşturmadığını, aksine ortak fırsatlar sunduğunu vurguladı.
Mısır Nil’in bir armağanıdır
Ünlü tarihçi Herodot’a atfedilen ünlü “Mısır Nil’in bir armağanıdır” sözü, Nil ve Mısır'ın birbirinden ayrılamaz olduğunu ve Mısır’ın kaderinin eski çağlardan beri Nil ile bağlantılı olduğunu gösterir.
Gözden Kaçmasın
Ancak Nil “sadece Mısır’a ait” değil. Nehir, diğer on Afrika ülkesinin de can damarı konumunda ve hepsine içme ve sulama suyu sağlıyor.
Nehrin kuzey yönündeki sakin akışı, ticari nehir taşımacılığı için mükemmel fırsatlar sunuyor.
Bu bağlamda Nahda Barajı, Mısır için varoluşsal bir kriz teşkil ediyor ve ulusal güvenliği üzerinde derin bir etki doğuruyor. Çünkü Etiyopya, isterse Nil Nehri dışında önemli su kaynakları bulunmayan Mısır’ın su kaynaklarını tamamen kesebilir.
Mısır, 114 milyar metreküpü aşan bir talebe rağmen, yıllık bir milyar metreküpten az yağış ile su kıtlığı çekiyor.
Bu nedenle Etiyopya’nın Nahda Barajı gibi barajlar inşa etme yönündeki tek taraflı hamleleri, Kahire açısından doğrudan bir tehdit olarak görülüyor.
Mısır, Sudan ve Etiyopya arasındaki İlkeler Bildirgesi Anlaşması
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Aralık 2015’te tarım projelerinin lansmanı sırasında yaptığı konuşmada, Mısır, Sudan ve Etiyopya arasında imzalanan İlkeler Bildirgesi Anlaşması kapsamında yürütülen Nahda Barajı müzakerelerine değinmiş, “İçiniz rahat olsun, işler yolunda ve güven verici bir şekilde ilerliyor” ifadelerini kullanmıştı.
Anlaşmanın önsözünde yer alan ve üç ülkenin bağlı kalmayı taahhüt ettiği 10 ilke; iyi niyet, karşılıklı çıkarların gözetilmesi, zarar vermeme taahhüdü, işbirliği, güvenin tesis edilmesi ve uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözümünü içeriyor.
Ancak anlaşmada, ihlali halinde uluslararası alanda bağlayıcı yaptırımlar doğuracak hükümler bulunmuyor.
Anlaşmanın en kritik hükümleri, 5. ve 8. maddelerde yer alıyor.
Beşinci madde, barajın ilk dolumu ve yönetimi konusunda işbirliği öngörüyor ve Etiyopya’yı, ortak etütlerin hazırlanmasından itibaren 15 ay içinde ilk dolumu gerçekleştirme yükümlülüğü altına sokuyor.
İkinci önemli husus ise “baraj güvenliği” ile ilgili 8. maddede yer alıyor.
Ancak Etiyopya, bu yükümlülüklerin hiçbirine uymadı ve hem ilk dolum hem de sonraki aşamalarla ilgili anlaşmaları ihlal etti.
Bu gelişmeler üzerine Mısır, Etiyopya’nın Eylül 2021’de barajın beşinci dolum aşamasının ardından BM Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) başvurarak, Etiyopya’nın tek taraflı politikalarını reddetti ve bunları uluslararası hukuk ihlali olarak nitelendirdi.
Son on yılda Etiyopya, Nahda Barajı konusunda tek taraflı kararlarını sürdürdü ve başta İlkeler Bildirgesi olmak üzere tüm anlaşmaları hiçe saymaya devam etti.
Mısır ve Sudan’ın kınamalarına ve şikayetlerini uluslararası platformlara taşımasına rağmen, Etiyopya barajın inşasını tamamladı ve Nil üzerindeki su payları üzerinde kontrol sağladı.
Burada önemli bir soru ortaya çıkıyor: Etiyopya İlkeler Bildirgesi Anlaşması’ndan ne ölçüde yararlandı?
Etiyopya, Mısır ve Sudan ile imzaladığı İlkeler Bildirgesi Anlaşması’ndan birçok yönden fayda sağladı.
Bunlardan en önemlisi, barajı inşa etme hakkı için uluslararası meşruiyet sağlayan bir çerçeve kazanması ve Nil ile ilgili yatırımlarından yararlanma hakkının onaylanmasıydı.
Söz konusu anlaşma, Etiyopya’ya yönelik eleştirilerin dozunu düşürdü. Çünkü Addis Ababa’nın yatırım alternatifleri varken, Mısır ve Sudan’ın Nil’e gerçek bir alternatifi bulunmuyordu.
Bu süreç, Kahire ve Hartum’un, Etiyopya’nın baraj inşasının doğuracağı zararları dünyaya anlatma çabalarının da etkisini zayıflattı. Ayrıca Mısır’ın askeri caydırıcılık kozlarını kaybetmesine yol açtı.
Nil sularına ilişkin tarihi haklar
Mısır, Nil üzerindeki haklarını tarihi anlaşmalara dayandırıyor.
Son 150 yılda 15 anlaşmaya imza atan Kahire için en önemlisi, 1929 tarihli İngiltere ile yapılan anlaşma oldu.
Ancak bunlar arasında en önemli anlaşma Mısır’ın, Sudan, Uganda ve Tanzanya ülkelerini temsil eden işgalci konumundaki İngiltere ile imzaladığı 1929 tarihli anlaşmadır.
Anlaşma, dönemin Mısır Başbakanı Muhammed Mahmud ile İngiliz Yüksek Komiseri George Lloyd arasında yazışmalara dayanıyordu.
Bu anlaşmada, Mısır’ın Nil üzerindeki doğal ve tarihi hakları tanınmış, Kahire’nin onayı olmadan hiçbir sulama veya enerji projesi yapılamayacağı hükme bağlanmıştı.
Anlaşma ayrıca, Mısır’ın ve İngiliz işgali altındaki diğer ülkelerin Nil’i kontrol etme konusunda önceliğini garanti altına alıyordu.
Öte yandan Sudan, İngiliz işgalinden bağımsızlığını kazandıktan ve ilk ulusal hükümetini kurduktan sonra, Nil suları konusunda Mısır ile görüşmeler başladı.
Bunun sonucunda, Mısır ile Sudan arasında önemli hükümler içeren 1959 tarihli bir anlaşma imzalandı.
Mısır’da Asvan Barajı ve Sudan’da Roseires Barajı’nın inşasını öngören anlaşmada, Mısır’ın yıllık Nil suyu payı 55,5 milyar metreküp olarak belirlenirken, Sudan’ın payı 18,5 milyar metreküp olarak kararlaştırıldı.
Dolayısıyla Mısır ve Sudan, Nil sularına ilişkin haklarının tarihsel olarak sabit olduğuna ve bu hakkın, su anlaşmalarının değiştirilemeyen sınır anlaşmalarına eşdeğer olduğunu belirten 1989 tarihli Uluslararası Adalet Divanı kararıyla desteklendiğine inanıyor.
Buna karşılık, Etiyopya liderliğindeki Nil Havzası ülkeleri, bu tarihi anlaşmaların kendileri için adil olmadığına ve haklarını temsil etmediğini düşünüyor.
Söz konusu ülkeler, bunun işgal sırasında imzalandığı, tüm ülkelerin hakları için kapsamlı bir çerçeve oluşturmadığı, yukarı havza ülkelerinin aleyhine aşağı havza ülkelerine öncelik verdiği için bu anlaşmanın kendileri için bağlayıcı olmadığını savunuyor.
Aynı zamanda bu ülkeler, bazen ikili anlaşmalar yoluyla, bazen de karşı ittifaklar kurma girişimleriyle bunu değiştirmeye çalıştı.
Entebbe Anlaşması
Bu farklılıkların sonucunda, Temmuz 2009’da Mısır’da düzenlenen Nil Havzası toplantısında yukarı havza ülkeleri (Etiyopya, Kenya, Uganda, Tanzanya ve Ruanda), yalnızca kendilerini kapsayacak bir Nil Havzası Komisyonu kurulmasını önerdi. Mısır ve Sudan bunu reddetti.
Konu hakkındaki anlaşmazlık, o zamandan beri hararetli bir şekilde devam ediyor.
Mayıs 2010’da ise beş yukarı havza ülkesi, Uganda’nın Entebbe kentinde, özellikle Mısır olmak üzere aşağı havza ülkelerinin haklarını kısıtlayan bir anlaşma imzaladı.
Sonuç olarak, 1929 ve 1959 Nil anlaşmaları göz ardı edildi ve söz konusu anlaşma, altıncı devlet olan Güney Sudan’ın Temmuz 2024’te onaylamasının ardından yürürlüğe girdi.
Ancak buna rağmen, ne Mısır ne de Sudan bu anlaşmayı kendileri için bağlayıcı kabul etmiyor.
Nahda Barajı’nın inşası
Nahda Barajı’nın inşasına ilişkin fikir yeni değildi. Bilakis Etiyopya İmparatoru Haile Selassie’nin 1953 yılında Etiyopya’nın elektrik üretmek için Nil Nehri üzerinde büyük bir baraj inşa etme niyetine dayanan eski bir hayaldi.
İmparator o zamanlar, araştırmaların yürütülmesi için ABD Islah Bürosu’nun (USBR) yardımını almıştı.
Nitekim, ABD Islah Bürosu mevcut barajın bulunduğu yer de dahil olmak üzere birkaç yer belirledi ve o zamandan beri Etiyopyalı politikacıları bu hayali sürdürdü. Ancak ülkedeki iktidar değişiklikleri nedeniyle gecikti.
Proje, Etiyopya’nın fizibilite çalışmalarını yeniden başlatması ve mevcut yeri seçmesi ile 2009 yılında yeniden gündeme geldi ve ardından 2010 ile 2011 yılları arasında uluslararası şirketlere ihale verildi.
Sonuç olarak Etiyopya, 5 milyar dolarlık bütçeyle barajın inşasını Mısır ve Sudan’a danışmadan başlattı. Bu süreç, Entebbe Anlaşması’nın pratik bir uygulaması olarak yorumlandı.
Ancak asıl soru şu: Barajın inşa amacı ne? Mısır’ı susuz bırakma konusunda gizli bir hedef mi var?
Etiyopya, barajın elektrik tedarik programı için hayati önem taşıdığını vurguluyor.
74 milyar metreküp kapasiteye sahip baraj, 5.000 megavatın üzerinde elektrik üretebiliyor ve yıllık 1 milyar dolar gelir getirmesi bekleniyor.
Etiyopya Başbakanı Ahmed konuya ilişkin açıklamasında, barajın Kahire ve Hartum’da endişe veya korkuya neden olmasını istemediğini yineledi.
Buna karşılık Mısır hükümeti, tarihi haklarından vazgeçmeyeceğini ve Etiyopya’daki kalkınma aşağı havzadaki ülkelerin hakları pahasına gerçekleştiği için bu yöndeki her türlü girişimi kesin bir dille reddediyor.
Mısır Sulama Bakanı Hani Suveylim’e göre Kahire, Addis Ababa’nın Nahda Barajı’nın tamamlanacağını duyurmasını, uluslararası su yollarının adil kullanımı ve ciddi zararların önlenmesine yönelik kurallara ilişkin uluslararası hukukun açık bir ihlali olarak değerlendirdi.
Mısır’ın bu konudaki endişeleri, Nil suyundaki payının azalması olasılığına odaklanıyor.
Son dönemde, başta hükümete yakın gazeteci Mustafa Bekri olmak üzere rejim yanlısı bazı medya mensupları, Nahda Barajı inşasının, Nil Nehri suyunun İsrail’e ulaştırılmasını amaçlayan bölgesel planlar çerçevesinde gerçekleştiğini öne sürdü.
Hatta İsrail’in “Nil’den Fırat’a kadar uzanan Büyük İsrail” hedefine ulaşmak için Etiyopya’yı Mısır'a baskı yapmak için kullandığı iddia edildi.
Bir diğer grup gazeteci ise İsrail’i, Nahda Barajı krizinde Mısır’ın yanında durmaya çağırdı.
Örneğin siyasetçi ve gazeteci Osama Al-Ghazali Harb, Mısır eski Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ın tüm Arap dünyasının kapılarını İsrail’e açmasından bu yana Tel Aviv için yaptıklarına dikkat çekti.
Harb bu nedenle, İsrail’in, Mısır’ın Nahda Barajı konusundaki hayati mücadelesinde daha belirgin ve net bir tavır takınmasını talep etti.
Böylece Nahda Barajı krizi, Mısır için somut bir gerçeklik haline geldi ve ülkeyi her an karanlık bir kaderle karşı karşıya bırakma potansiyeli taşıyor.
Mısır, su güvenliğinin temelini kalıcı olarak kaybetmiş durumda. Etiyopya’nın egemenlik kararlarını veto etmesiyle birlikte, stratejik krizler yeni bir boyut kazanarak ülkenin siyasi, ekonomik ve sosyal geleceğini tehdit eder hale geldi.
Mısır, 2015 yılında anlaşmayı imzaladıktan sonra geçen on yıllık zorlu müzakere sürecinin ardından, iyi niyet, kötü yönetim ya da kasıtlı ihmal sonucu bu durumu adeta altın tepside Etiyopya’ya sunmuş oldu.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.