Etiyopya’da Yeni Savaş Riski: Kriz Çok Cepheli Çatışmaya Dönüşebilir mi?

Yazar Mohammed Saleh, Etiyopya’da yeniden yükselen savaş riskini, Pretoria Anlaşması’nın uygulanmasında yaşanan sorunları, Amhara ve Oromia’daki çatışmaları, Eritre ile giderek artan gerilimi ve ülkedeki çok cepheli krizin Afrika Boynuzu’nu etkileyebilecek daha geniş bir bölgesel çatışmaya dönüşme ihtimalini Fokus+ için kaleme aldı. 
odak-etiyopya-da-yeni-savas-riski-kriz-cok-cepheli-catismaya-donusebilir-mi

12.08.2026 - 12:00  |  Son Güncellenme:  12.08.2026 - 12:14

Etiyopya’nın Batı Tigray bölgesi, 1 Ağustos sabahına top sesleri ve savaş uçaklarının gürültüsüyle uyandı. Etiyopya-Sudan sınırındaki Şeririna bölgesinde şiddetli çatışmalar yaşandığına dair haberler gelirken, Etiyopya güçleri Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’ne (TPLF) ait bir askerî üssü hedef aldı. Etiyopya makamlarına göre söz konusu üste, Addis Ababa’nın bazı unsurlarının Sudan topraklarında konuşlandığını öne sürdüğü 70. Kolordu’ya bağlı bir birlik bulunuyordu.

Yaklaşık bir gün süren yoğun çatışmaların ardından bölgede yeniden görece sakinlik sağlandı. Ancak taraflar, çatışmayı kimin başlattığı ve ilk ateşi kimin açtığı konusunda birbirlerini suçladı.

Çatışmaların hem süre hem de coğrafi alan bakımından sınırlı kalmasına rağmen taşıdığı önem, yaşanan askerî hareketliliğin çok ötesine geçiyor. Zira gelişmeler, Pretoria Anlaşması’nın uygulanmasındaki sorunların sürdüğü, Amhara’daki gerilimin yükseldiği, Etiyopya-Eritre ilişkilerinin giderek kötüleştiği ve Sudan’daki savaşın etkilerinin devam ettiği son derece kırılgan bir güvenlik ve siyasi ortamda yaşandı.

Bu tablo ise daha kritik bir soruyu gündeme getiriyor: Etiyopya yeni bir savaş turuna mı sürükleniyor, yoksa ülke sınırlarının dışına taşabilecek daha geniş çaplı bir krizin başlangıcıyla mı karşı karşıyayız?

Krizin arka planı

Tigray Halk Kurtuluş Cephesi, Soğuk Savaş’ın sona erdiği dönemde bölgede yaşanan siyasi dönüşümlerin ardından onlarca yıl boyunca Etiyopya’daki iktidar koalisyonunun en etkili siyasi gücü oldu. Ancak Abiy Ahmed’in 2018’de iktidara gelmesi ve iktidar koalisyonunu yeniden yapılandırması, Tigraylı siyasi elitlerin etkisinin azalmasına yol açarken devlet içindeki güç dengelerinin yeniden şekillenmesinin de önünü açtı.

Abiy Ahmed

Siyasi rekabet zamanla Etiyopya devletinin yapısına ilişkin daha derin bir anlaşmazlığa dönüştü. Abiy Ahmed’in benimsediği bazı politikalar, Tigraylı elitlerin önceki onlarca yılda oluşturduğu modelle birçok noktada çelişiyordu.

Bu süreçte ülkenin geleceğine ilişkin temel sorular öne çıktı: Etiyopya, etnik topluluklar ve bölgesel yönetimler temelinde kurulan federal yapısını sürdürecek miydi, yoksa daha güçlü bir siyasi merkeziyetçiliğe mi yönelecekti?

Tigray Halk Kurtuluş Cephesi, 1995 Anayasası’yla bölgesel yönetimlere tanınan yetkilerin korunmasını en güçlü biçimde savunan siyasi aktörlerden biri oldu.

Gerilim, Tigray bölgesel yönetiminin federal hükûmetin koronavirüs salgını nedeniyle ülke çapındaki seçimleri erteleme kararına rağmen Eylül 2020’de bölgesel seçimleri düzenlemesiyle zirveye çıktı.

Birkaç hafta sonra, Kasım 2020’de Tigray güçlerinin bölgede bulunan federal ordunun Kuzey Komutanlığı’na saldırmasının ardından savaş başladı. Böylece siyasi ve anayasal anlaşmazlık açık bir askerî çatışmaya dönüştü.

İki yıl süren savaşın ardından taraflar, Kasım 2022’de Afrika Birliği’nin arabuluculuğu ve başta ABD olmak üzere uluslararası aktörlerin desteğiyle çatışmaların durdurulmasını öngören Pretoria Anlaşması’na vardı.

Ancak anlaşma geniş çaplı savaşı sona erdirse de krizin temel nedenlerini ortadan kaldırmadı.

Savaş neden yeniden gündeme geldi?

Birinci neden: Pretoria Anlaşması’nın uygulanmasına ilişkin anlaşmazlıklar

Tigray’ın başkenti Mekelle’de geçici yönetimin kurulmasının ardından Pretoria Anlaşması’nın hükümlerinin uygulanmasında yaşanan güçlükler giderek belirginleşmeye başladı. Uygulamaya ilişkin ayrıntılar, taraflar arasındaki güven eksikliğini daha da artıran yeni bir sorun alanına dönüştü.

Anlaşmazlık özellikle birkaç temel başlık üzerinde yoğunlaşıyor.

Tartışmalı bölgeler

Güney ve Batı Tigray bölgeleri, en hassas meselelerden biri olmayı sürdürüyor. Bu bölgeler üzerindeki anlaşmazlık yalnızca Tigray ile federal hükûmet arasında yaşanmıyor; aynı zamanda Tigray ile Amhara arasındaki gerilimle de doğrudan bağlantılı.

Yerinden edilenlerin geri dönüşü

Tigray tarafı, koşulların 4 Kasım 2020 öncesindeki duruma döndürülmesini istiyor. Bu talep, Tigraylı nüfusun tartışmalı bölgelere geri dönmesi anlamına geliyor.

Ancak bu talep, Amhara’daki bazı güçler ile devlet kurumları içindeki bazı çevrelerin itirazıyla karşı karşıya.

Tigray güçlerinin geleceği

Silahsızlanma, terhis, entegrasyon ve Tigray’a bağlı silahlı güçlerin yeniden yapılandırılması konusu, taraflar arasındaki güven eksikliği nedeniyle çözümü en zor başlıklardan biri olmayı sürdürüyor.

Federal hükûmet ile Tigray yönetimi arasındaki ilişki

Merkezî hükûmet ile Tigray yönetimi arasındaki siyasi ilişkinin ve tarafların yetki sınırlarının nihai biçimi henüz netleşmiş değil.

Bu durum, Etiyopya federal sisteminin geleceğine ilişkin daha geniş çaplı tartışmayı yeniden gündeme taşıyor.

Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF)’nin geleceği

TPLF’nin hukuki ve siyasi statüsü de taraflar arasındaki bir diğer anlaşmazlık konusu.

Ulusal Seçim Kurulu’nun cepheye yönelik aldığı kararlar tartışma yaratırken TPLF bu adımları reddediyor ve Pretoria Anlaşması’na ilişkin kendi yorumunda ısrar ediyor.

Dolayısıyla Pretoria Anlaşması savaşı durdurmayı başarsa da birçok temel meseleyi çözümsüz bıraktı. Bu durum, gerilimin nedenlerini ortadan kaldırmadığı gibi çatışmanın yeniden ortaya çıkabileceği bir zemin de yarattı.

İkinci neden: Amhara cephesi

Etiyopya’daki mevcut krizi, federal hükûmet ile başta Fano grupları olmak üzere Amhara’daki silahlı güçler arasındaki çatışmaya değinmeden anlamak mümkün değil.

Nisan 2023’ten bu yana Fano grupları, Amhara bölgesinin geniş kesimlerinde hükûmet güçleriyle aralıksız çatışıyor.

Hükûmetin bölgesel özel kuvvetleri yeniden yapılandırarak federal veya bölgesel güvenlik güçlerine entegre etme kararı, çatışmaların doğrudan tetikleyicilerinden biri oldu. Zira bu adım, Amhara çevrelerinde bölgenin askerî gücünü kaybedebileceği yönünde endişelere yol açtı.

Ancak çatışmanın kökleri yalnızca özel kuvvetler meselesiyle sınırlı değil. Krizin arkasında birkaç temel başlık bulunuyor:

  • Başta Tigray ile yaşanan anlaşmazlıklar olmak üzere tartışmalı toprak ve bölgeler üzerindeki ihtilaflar.
  • Amhara’nın Etiyopya yönetiminde tarihsel olarak oynadığı role rağmen bazı Amhara elitlerinin kendilerini dışlanmış hissetmesi nedeniyle merkezi hükûmet ile Amhara elitleri arasındaki gerilim.
  • Tigray Savaşı sırasında federal ordunun yanında savaşan Amhara güçlerinin ve silahlı yapıların geleceğine ilişkin anlaşmazlıklar ile savaş sonrasındaki beklentiler.
  • Bölgedeki çok sayıda silahlı grubun silah bırakmayı veya hükûmetin belirlediği güvenlik düzenlemelerine dâhil olmayı reddetmesi.

Böylece Amhara, özellikle Tigray’da yeni bir krizle eş zamanlı olarak gerilimin yükselmesi hâlinde federal hükûmeti yıpratabilecek ikinci iç cephe hâline geldi.

Üçüncü neden: Eritre ile gerilim

Eritre faktörü mevcut krizdeki en tehlikeli değişkenlerden biri olarak öne çıkıyor.

Tigray Halk Kurtuluş Cephesi

İşin dikkat çekici yanı ise Eritre’nin Tigray Savaşı sırasında Abiy Ahmed’in en önemli müttefiklerinden biri olmasıydı. Eritre, Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’ne karşı Etiyopya güçlerine doğrudan destek verdi.

Ancak savaşın sona ermesi ve Pretoria Anlaşması’nın imzalanması, Addis Ababa ile Asmara arasında giderek artan bir uzaklaşma sürecini beraberinde getirdi.

2025’in başından itibaren iki ülke arasındaki gerilim birçok başlıkta yükseldi.

Eritre güçlerinin sınır bölgelerindeki varlığı

Etiyopya, Eritre’yi kendi topraklarının bazı bölgelerinde askerî varlığını sürdürmek ve ülke içindeki silahlı gruplara destek vermekle suçluyor.

Etiyopya’nın Kızıldeniz’e erişim arayışı

Kızıldeniz’e erişim meselesi, Abiy Ahmed’in politikalarında merkezî bir stratejik konuya dönüştü.

Abiy Ahmed, Etiyopya’nın denize kıyısı olmayan bir ülke olarak kalmasının uzun vadeli stratejik bir sorun oluşturduğunu defalarca dile getiriyor.

Ancak Etiyopya’nın Eritre üzerinden denize erişim sağlama yönündeki herhangi bir girişimi, özellikle de Assab Limanı’nın gündeme gelmesi, Asmara’da Etiyopya’nın Eritre kıyıları üzerindeki eski taleplerini veya emellerini yeniden canlandırabileceği yönünde ciddi endişelere yol açıyor.

Bu nedenle Kızıldeniz meselesi, Etiyopya ile Eritre arasındaki siyasi anlaşmazlığı stratejik bir çatışmaya dönüştürebilecek en kritik dosyalardan biri hâline geldi.

Tigray Savaşı sonrası ittifakların değişmesi

Ortaya çıkan en dikkat çekici tablo, dünün müttefiklerinin bugünün rakiplerine, dünün rakiplerinin ise ortak çıkarlar etrafında birbirine yaklaşan aktörlere dönüşmesi.

Önceki savaşta aynı cephede mücadele eden Etiyopya ile Eritre, bugün giderek büyüyen bir gerilimin karşı taraflarında yer alıyor.

Öte yandan Eritre ile Etiyopya hükûmetine karşı olan bazı güçler arasındaki temas ve çıkar kesişimleri artmış durumda.

Bu aktörler arasında Tigray Halk Kurtuluş Cephesi, Amhara’daki silahlı güçler, Oromo Kurtuluş Ordusu ve Benishangul-Gumuz bölgesindeki bazı gruplar bulunuyor.

Bu çıkar kesişiminin siyasi temasların ötesine geçerek doğrudan askerî iş birliğine dönüşmesi hâlinde Etiyopya krizinin niteliği köklü biçimde değişebilir.

Etiyopya ikinci bir Tigray Savaşı’na mı sürükleniyor?

Mevcut gelişmeler, Etiyopya’da yeni bir savaşın çıkması hâlinde bunun 2020-2022 yılları arasında yaşanan Tigray Savaşı’nın birebir tekrarı olmayacağını gösteriyor.

Siyasi ve askerî ortam değişmiş, güç merkezleri çeşitlenmiş ve ittifaklar ağı genişlemiş durumda.

Daha da önemlisi, çatışma artık yalnızca federal hükûmet ile Tigray Halk Kurtuluş Cephesi arasındaki mücadeleden ibaret değil.

Tigray bugün hükûmete karşı olan diğer güçlerle daha geniş bir ilişkiler ağı kurabilecek konumda görünürken Abiy Ahmed hükûmeti aynı anda Amhara ve Oromia’da ciddi sorunlarla karşı karşıya. Buna Eritre ile artan gerilim de ekleniyor.

Ancak bu tablo, geniş çaplı bir savaşın kaçınılmaz olduğu anlamına gelmiyor.

Tüm taraflar önceki savaş sırasında ülkenin ödediği ağır bedelin farkında. Ayrıca mevcut güç dengeleri hiçbir tarafa kısa sürede kesin bir askerî zafer elde edebileceğine dair açık bir güvence sunmuyor.

Bu çerçevede üç temel senaryo öne çıkıyor.

Birinci senaryo: Çok cepheli savaş

Bu senaryo en kötü ihtimali temsil ediyor.

Oromo Kurtuluş Ordusu

Buna göre kuzeyde Tigray’da, Amhara’da Fano güçleriyle ve muhtemelen ülkenin batı ve orta kesimlerinde Oromo Kurtuluş Ordusu’yla eş zamanlı ve geniş çaplı çatışmalar başlayabilir. Buna bölgesel aktörlerin kendi hedefleri doğrultusunda krize müdahil olması da eklenebilir.

Böyle bir durumda artık sınırlı bir iç savaştan değil, özellikle Eritre’nin doğrudan devreye girmesi hâlinde bölgesel savaş niteliğine yaklaşabilecek çok taraflı bir çatışmadan söz etmek gerekir.

İkinci senaryo: Sınırlı ancak süreklilik gösteren çatışmalar

Kısa vadede en güçlü ihtimal bu senaryo olarak görülüyor.

Bu senaryoya göre Tigray’da veya tartışmalı bölgelerde sınırlı çatışmalar yaşanırken Amhara’daki savaş devam edecek, ancak gerilim ülke çapında kapsamlı bir savaşa dönüşmeyecek.

Bu ihtimali destekleyen birkaç önemli faktör bulunuyor. Tarafların kısa sürede askerî üstünlük sağlayabilecek kapasiteden yoksun olması, güçler arasındaki denge, birbirine bağlı çok sayıda kriz başlığının bulunması ve hükûmet karşıtı cephedeki iç anlaşmazlıklar bunların başında geliyor.

Böyle bir durumda Etiyopya, gerilim ve görece sakinlik dönemlerinin birbirini takip ettiği, ancak nihai bir siyasi çözüme ulaşılamayan kesintili bir yıpratma savaşı sürecine girebilir.

Üçüncü senaryo: Müzakerelere dönüş ve krizin kontrol altına alınması

Bu senaryo en olumlu seçenek olmakla birlikte mevcut siyasi ortamda gerçekleşme ihtimali en düşük seçenek olarak görülüyor.

Bunun hayata geçebilmesi için Afrika merkezli ve uluslararası arabuluculuk girişimlerinin ülkenin yeni bir savaşa sürüklenmesini engellemesi, Pretoria Anlaşması’nın uygulama mekanizmalarının yeniden devreye alınması ve anlaşmanın uygulanmasını aksatan sorunlara somut çözümler getirilmesi gerekiyor.

Özellikle tartışmalı bölgeler, yerinden edilenlerin geri dönüşü ve Tigray güçlerinin statüsü konusunda güvence sağlanması büyük önem taşıyor.

Bunun yanı sıra tüm tarafların gerçek tavizler vermesi, rakibini yenme anlayışından uzaklaşıp herkesin asgari çıkarlarını koruyabilecek siyasi bir formül arayışına yönelmesi gerekiyor.

Sonuç

Etiyopya’daki son gelişmeler, ülkenin federal hükûmet ile Tigray Halk Kurtuluş Cephesi arasındaki anlaşmazlığın ötesine geçen yeni bir istikrarsızlık dönemine girdiğini gösteriyor.

Bugünkü kriz; Amhara ve Oromia’daki iç gerilimleri, Eritre ile giderek yükselen tansiyonu, Sudan’daki savaşın etkilerini ve Kızıldeniz’de artan nüfuz mücadelesini aynı anda içinde barındırıyor.

Tüm bu veriler, yeni bir savaşın çıkması hâlinde bunun önceki Tigray Savaşı’ndan çok daha karmaşık olacağına işaret ediyor. Bunun temel nedeni ise cephelerin ve aktörlerin çoğalmasının yanı sıra iç çatışmaların bölgesel hesaplarla giderek daha fazla iç içe geçmesi.

Bununla birlikte geniş çaplı bir savaşın çıkması kaçınılmaz değil. Siyasi manevra, arabuluculuk ve gerilimi kontrol altına almak için hâlâ bir alan bulunuyor.

Kısa vadede en güçlü ihtimal, sınırlı çatışmalar ile kesintili bir yıpratma savaşının devam etmesi olarak öne çıkıyor.

Ancak siyasi girişimlerin başarısız olması veya Eritre’nin siyasi baskının ötesine geçerek doğrudan müdahaleye yönelmesi hâlinde çatışmaların daha geniş bir alana yayılma riski varlığını koruyor.

Krizin kontrol altına alınması ise Pretoria Anlaşması’nın yeniden işler hâle getirilmesine, tartışmalı bölgeler meselesinin çözülmesine, yerinden edilenlerin durumunun ele alınmasına ve Tigray, Amhara ile Oromia’yı kapsayan daha geniş bir siyasi diyalog mekanizmasının oluşturulmasına bağlı.

Buna Etiyopya ile Eritre arasındaki gerilimin temel nedenlerinin çözülmesi de eklenmeli.

Bugün ihtiyaç duyulan şey yalnızca yeni bir savaşın başlamasını önlemek değil, savaşların tekrar tekrar ortaya çıkmasına yol açan nedenleri ortadan kaldırmak.

Aksi hâlde Etiyopya’daki çok cepheli iç kriz, ülke sınırlarını aşarak Afrika Boynuzu’nun tamamının istikrarını tehdit eden bölgesel bir krize dönüşebilir.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.