Esed Sonrası Suriye: Yeni Yönetim Zorlukları Aşabilecek Mi?

Uluslararası Hukuk Araştırmacısı Abbas Kabbari, Esed rejiminin devrilmesinin ardından Suriye’nin karşılaştığı Golan Tepeleri’ndeki İsrail işgali, Suriyeli mültecilerin durumu ve ülkenin yeniden inşası gibi zorlu sorunları Fokus+ için kaleme aldı.
Esed Sonrası Suriye Yeni Yönetim Zorlukları Aşabilecek Mi

19.12.2024 - 15:52  |  Son Güncellenme:  29.01.2026 - 09:44

Suriyeli devrimci güçler, geçtiğimiz günlerde başta başkent Şam olmak üzere Suriye topraklarının çoğunu kontrol altına aldı ve Beşar Esed ülkeden kaçtı. Devrim, Kasım 1970’te Hafız Esed’in askeri darbesiyle başlayan ve 2000 yılında iktidarı oğlu Beşar’a devretmesiyle 53 yıldır süren acıların ardından Esed ailesi ve Suriye Baas Partisi’nin iktidarına son verdi.  

Beşar Esed rejimi, 13 yıl boyunca devrimi bastırmak için işkence odaları veya varil bombası gibi en korkunç yöntemleri kullandı. Aynı zamanda Şii ve Rus milislerin desteğiyle halka karış korkunç katliamlara karıştı. Şam’ın muhalifler tarafından kurtarılması, rejimin hapishane ve sorgu merkezlerinin acımasızlığını, aynı zamanda insanların korku ve açlıkla bastırıldığını ortaya çıkardı.

Temel sorunlar

Rejimin devrilmesi ve Esed’in ülkeden kaçmasının ardından Suriye ve dünyayı yakından ilgilendiren bir dizi sorun ortaya çıktı. Devrimci muhaliflerin bu sorunlarla baş etmedeki başarısı, herkese Suriye devriminin bu kez başarıya ulaşması için gerçek bir şans olduğu izlenimini veriyor.

Golan Tepeleri  

Halep, İdlib, Hama, Humus ve Şam devrimciler tarafından kurtarıldı. Ancak aynı zamanda akıllara da şu sorular geldi: Peki Golan ne olacak? Devrimci gruplar burayı İsrail’in elinden kurtarabilecek mi?

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) Ekim 1973’te yaşanan Arap-İsrail Savaşı’nın ardından İsrail ve Suriye arasındaki “ayrılmayı” içeren tampon bölge için onayladığı kurallar devam edecek mi? Peki ya BM kararıyla tanımlanan tampon bölgenin akıbeti ne olacak?

İsrail işgal güçleri, muhalif grupların Şam’a girmesi ve Beşar Esed ile askerlerinin kaçmasından sonraki ilk saatlerde, İsrail ile Suriye arasındaki tampon bölgeyi ele geçirdi ve böylece Golan Tepeleri’ndeki işgalini genişletti.

Bu bağlamda İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Esed rejimin devrilmesi ve Suriye ordusunun sınırdan çekilmesiyle, Golan Tepeleri’nde tampon bölge ve silahtan arındırılmış bölgenin sınırlarını belirleyen 1974 tarihli Kuvvetlerin Çekilmesi Anlaşması’nın çöktüğünü söyledi. Bu anlaşma, Birleşmiş Milletler Ayrılma Gözlem Gücü’nün (UNDOF) taraflar arasındaki ateşkesi korumak için hazır bulunduğu bir tampon bölge oluşturuyordu. 

Netanyahu söz konusu açıklamasında, “Bugün Orta Doğu’da tarihi bir gün. Esed rejimi İran’ın şer ekseninin merkezi bir halkasıdır ve bu rejim düşmüştür” dedi. İsrail Başbakanı ayrıca, “Bu anlaşma çöktü, Suriye askerleri mevzilerini terk etti” diyerek, bu nedenle sınırlarını savunma hakkına sahip olduklarını öne sürdü.

İsrail’in bu eylemleri, Golan’ın “Suriyelilerin geri alma hakkına sahip olduğu, işgal edilmiş bir toprak olduğuna” dair gerçeği değiştirmiyor.

Esed’in bu gerçeği inkar etmesi de işgal altındaki bu toprakları geri almaya karar vermeleri halinde, Suriye’deki yeni yönetim için bir zorunluluk olarak görülmemelidir. Buna karşılık, Netanyahu konuya ilişkin İbranice yaptığı açıklamada Golan’ı ve tampon bölgeyi ele geçirmeye yönelik adımlarını duyururken, aynı zamanda İngilizce yaptığı bir diğer açıklamada ise güçlerinin tampon bölgede kalışının sükunet sağlanana kadar geçici olduğunu öne sürdü.

Öte yandan, Ebu Muhammed el-Culani olarak bilinen Heyet Tahrir Şam (HTŞ) lideri Ahmed eş-Şera, İsrail güçlerinin ülkenin güneyine girmesini kınadı. Ahmed eş-Şera geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada, “İsrail Suriye’de açıkça çatışma sınırlarını aştı, bu da bölgede haksız bir tırmanış tehdidi oluşturuyor” ifadelerini kullandı.

Suriye’nin yıllar süren savaştan yorgun olduğuna vurgu yapan Ahmed eş-Şera, “Bu aşamada öncelik yeniden yapılanma ve istikrardır, daha fazla yıkıma yol açabilecek anlaşmazlıklara çekilmek değil” diye konuştu. Açıklamasında son olarak, BMGK’ya İsrail’i saldırılarını derhal durdurmaya zorlaması yönünde çağrıda da bulundu.

Bu, bir yandan uluslararası toplumu sorumlulukları konusunda yükümlü tutarken, diğer yandan Golan Tepeleri’ndeki durumu geçici de olsa gerçekçi bir şekilde ele almak ve istikrara kavuşturmak anlamına gelmektedir ki, bu da çelişkili çağrışımlar yapmaktadır. Ancak aynı zamanda bu, Beşar’ın geride bıraktığı ve öncelik verilmesi gereken ciddi koşullara maruz kalan yeni Suriye için de uygundur.

Suriyeli mülteciler

BM raporlarına göre, Suriye krizinin başlamasından bu yana yerinden edilen veya yurt dışına çıkmak zorunda kalan Suriyeli mültecilerin sayısı yaklaşık 14 milyona ulaştı. Dünyadaki en büyük mülteci gruplarından biri olan Suriyeliler, “göç ettikleri ülkelere yerleşmek ya da gönüllü olarak Suriye’ye geri dönmek” olan iki seçenekle karşı karşıya kaldı.

Öte yandan, kurtarılmış bölgelere dönüş, Suriyelilerin ticaret, çalışma, eğitim, barınma ve ulaşım maliyetlerinin yönetilmesi konularında pratik zorluklar olduğu için her iki seçeneğin de önünde bazı sorunlar bulunuyor.

Suriyelilerin göç ettikleri ülkelerde kalma kararıyla ilgili olarak bugün yaşanan en büyük sorun, Avrupa Birliği (AB) üyesi bazı ülkelerin Suriyelilerin sığınma başvurularını askıya alma yönündeki resmi kararlarıdır. Buna ek olarak, diasporadaki Suriyelilere yönelik hoşnutsuzluk işaretleri de var ve bu durum, zamanla Avrupa’daki yönetici sınıfa hakim olan sağcı eğilimler tarafından güçlendirilen bir ırkçılık dalgasına dönüşebilir.

Bu konu, yeni Suriye yönetiminin dikkatini gerektiriyor. Bir yandan ülkenin yeniden inşası konusunda hızla harekete geçilmeli, diğer yandan da Suriyelilerin bulundukları ülkelerle bir halkla ilişkiler kampanyası başlatılması gerekiyor. Ancak bu çaba bireysel kalmamalı, mültecilerin dönüşüne yönelik bir komisyon veya koordinasyon komitesi şeklinde kolektif bir çaba olmalıdır. Bu, Esed rejimi altında Suriye devletine uygulanan ambargonun ardından başarılı bir diplomatik eylem için gerekli bir yapı taşıdır.

Bölgesel çevre ve komşu ülkeler

Bu sorun, çetrefilli meseleler ve çatışan iradelerle dolu sıkıntılı bir bölgede yer alan Suriye’nin kurtuluşundan sonra karşı karşıya olduğu en karmaşık sorunlardan biridir.

İronik bir şekilde, en az hararete sahip çatışma noktaları, açık düşmanlık ve tanımlanmış riskler taşıdığı için İsrail’e komşu olan bölgedir.

Çatışma noktalarından bahsederken, Suriye devriminin başarısını, ülkelerindeki yönetimin istikrarına doğrudan bir tehdit olarak gören komşu Arap hükümetlerine de değinmek gerekir. Bu ülkeler, Suriye devriminin, bazı rejimlerin askeri darbeler veya yapay siyasi bölünmeler yoluyla eski yönetim biçimlerini yeniden kurmak için kolektif baskı uyguladığı Arap Baharı devrimlerinden biri olduğunu düşünebilir. Arapların Suriye konusundaki uzlaşısı da Esed’in Suriye halkına karşı eylemlerine sessiz kalarak ya da karşı çıkmayarak destek vermek yönündeydi.  

Suriye Yeni Yönetim Zorlukları Aşabilecek Mi?

Öte yandan yeni Suriye, diğer bölgelerdeki devrimlerin yeniden canlandırılması için katalizör görevi görebilecek başarılı bir devrim modeli sunma riski taşıyor.

Yeni Suriye için “kıvılcım noktası” teşkil eden bir diğer mesele de bölgedeki Şii varlığıdır. Bu mesele şimdiye kadar çatışmanın her iki tarafında da akıllıca ele alınmış olsa da mevcut diplomatik ilişkilere rağmen tırmanması muhtemeldir. Aynı şey Rusya’nın varlığı için de geçerlidir.

Bu çerçevede, Suriye’nin yeni yönetiminin işleri istikrara kavuşturmak için ihtiyaç duyduğu konular üç genel açıdan ele alınabilir. Bunlardan ilki, Türkiye ve Katar ile ittifakı güçlendirmek, aynı zamanda bu ittifakın kapsamını diğer ülkeleri, kurumları ve resmi olmayan kuruluşları da kapsayacak şekilde genişletmek için çalışmaktır. Yeni yönetimin ikinci olarak, tersine göç dalgalarına ve Suriyelilerin gönüllü geri dönüşüne uyum sağlamak amacıyla yeniden inşa ve devlet yönetimine yönelik resmi yapıları oluşturması gereklidir. Üçüncü olarak da devletin siyasi kimliğine ve dünyaya yönelik genel yönelimine karar verilmesi oldukça önemlidir.

Böylece, şu anda Suriye sahnesini içeriden havaya uçurmak için kurulan ittifak hedeflerine ulaşmayı ve ülkedeki durumu rejim ve devrim zemininde değil, toprağı kontrol eden askeri unsurlar arasındaki iç çatışma zemininde çatışmaya dönüştürmeyi başaramaz.

Son olarak, Suriye’ye barış, istikrar ve ilerleme, halkına da Beşar’ın varil bombaları ve Batılı ülkelerin adaletsiz kararları altında kaybettikleri dengelerini yeniden kuracakları huzur ortamı diliyoruz.   

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.