Eritre–Etiyopya Liman Krizi: Jeopolitik Çatışma ve Olası Senaryolar
18.11.2025 - 11:22 | Son Güncellenme: 18.11.2025 - 11:50
Eritre ile Etiyopya arasındaki liman krizi, uzun süredir devam eden jeopolitik bir çatışma olup, kökleri eski tarihi dönemlere ve 19. yüzyılın sonlarına kadar uzanan sınır anlaşmazlıklarına dayanmaktadır. Bu kriz, kolonyal etkiler, ulusal kimlikler ve bölgesel hırslarla karakterize edilen çalkantılı bir ortak tarihten beslenmektedir. 20. yüzyılın 50'li yıllarında, Eritre, Birleşmiş Milletler tarafından dayatılan bir birlik sonucunda otonom yönetim hakkını kaybetmiş, bu durum Eritre halkının bağımsızlık arzusunu göz ardı etmiştir. Bu süreçte, Etiyopya İmparatoru Haile Selassie ile Amerika Birleşik Devletleri arasında açık bir iş birliği gerçekleşmiş, bu sayede Asmara'da "Kagnew Station" üssünü elde etmişlerdir. Haile Selassie, 1962'de Eritre'yi zorla birleştirdiğini ilan etmiştir. Bu ilhak, bağımsızlık için 30 yıllık kanlı bir savaşı ateşlemiş, Eritreliler bağımsızlık talepleriyle silahlı bir isyan başlatmıştır. Eritre'nin mücadelesi, 1991 yılında resmi olarak bağımsızlık kazanmasıyla taçlanmış ve 1993'te Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen bir referandum ile tanınmıştır. Eritre'nin bağımsızlığı, Etiyopya'nın denize doğrudan erişimini kaybetmesine neden olmuş ve bu durum daha sonra gerilimlerin artmasına katkıda bulunmuştur.
Kafkasya'nın stratejik önemi
Kafkasya bölgesi, en eski dönemlerden itibaren, Kızıldeniz'i, Hindistan Okyanusu'nu ve Aden Körfezi'ni birbirine bağlayan hayati coğrafi konumu nedeniyle stratejik önem kazanmıştır.
Babu'l Mendeb Boğazı üzerinden büyük bir kısmı geçen uluslararası deniz trafiği, Kızıldeniz'de her yıl 21.000 ticari geminin geçişine, günde ortalama 57 gemiye tekabül eder ve uluslararası ticaretin %15'ini oluşturur. Bu durum, bölgedeki ülkelerin küresel ekonomik tedarik güvenliği üzerinde doğrudan bir etkisi olmasını sağlamaktadır. Ayrıca, Kafkasya, Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Türkiye ve Körfez ülkeleri gibi bölgesel ve uluslararası güçlerin siyasi, askeri ve ekonomik nüfuz için rekabet ettiği kritik bir kesişim noktasını temsil etmektedir. Bölge, Kızıldeniz, Arabistan Yarımadası ve Doğu Afrika'nın istikrarı ile ilgili olarak da bölgesel güvenlikte merkezi bir rol oynamaktadır. Bu nedenle, Kafkasya, küresel ekonomik güvenliği sağlama konusunda temel bir faktördür ve stratejik rekabetin kalıcı bir alanı, bölgesel ve uluslararası iş birliği çabalarının odak noktasıdır.
"Assab" Limanı: Coğrafya ve jeopolitik arasında
Eritre'deki önemli bir liman kenti olan Assab, Kızıldeniz'in güneydoğu kıyısında, Cibuti sınırına yakın stratejik bir konumda yer almaktadır. Şehir, yaklaşık 12.9954 kuzey enlemi ve 42.7330 doğu boylamında bulunmaktadır. Bu konum, sadece deniz ticaretini kolaylaştırmakla kalmayıp, aynı zamanda Assab’ı Akdeniz, Arap Yarımadası ve Kafkasya boyunca eski medeniyetleri birleştiren önemli ticaret yollarının kesişim noktasına yerleştirmektedir.
Şehirde bir petrol rafinerisi bulunmaktadır, ancak bu 1997 yılında ekonomik sebeplerle kapatılmıştır. 1998 yılına kadar, Etiyopya Assab limanını dünya ticaretinin üçte ikisini ihraç etmek için kullanmaktaydı. Ancak o zamandan bu yana, Eritre ile Etiyopya arasındaki sınırın kapanması nedeniyle Assab limanı ve kenti büyük ölçüde önemini kaybetmiştir.
Assab Limanı'nın jeopolitik önemi
Assab limanının jeopolitik konumu, stratejik bir noktada yer alması nedeniyle, Kızıldeniz üzerindeki önemi sayesinde Eritre ile Etiyopya arasında hem bir çekişme hem de iş birliği alanı oluşturmaktadır. Etiyopya, tarifi yapılırken iç bölge olan bir ülke olarak, Assab limanını ihtilaflı bir ticaret yolu olarak görmektedir. Bu limanın, taraflar arasındaki güç dengesini etkileyebilecek dış yatırımlar, özellikle komşu ülkelerden gelen yatırımlar açısından da önemi büyüktür. Limanın geleceği, aynı zamanda Etiyopya’nın denize ulaşma konusundaki tarihsel arzusu, Eritre’nin egemenlik hakları ve her iki ülkenin iç politikalarıyla beraber, Afar bölgesinin rolü ile de yakından ilişkilidir. Bu karmaşık ilişki, limanın ticari potansiyeli ve bölgesel güç dinamikleri açısından belirleyici olmaktadır.
Tarihsel bağlamlar
Assab Limanı'nın tarihi, Doğu Afrika'nın jeopolitik dinamikleriyle oldukça sıkı bir bağlantı içindedir. 1846'da, yakın bir kıyı kenti olan Massawa'nın kontrolü Osmanlı İmparatorluğu'ndan, Mısır Hıdivi'ne geçmiştir. Bu transfer, Mısır sınırlarından Somaliland'deki Zeila'ya kadar uzanan arazilere dahil olmuş ve Kızıldeniz'in batı kıyısının büyük bir kısmını kapsayan bir alanı kapsamıştır. Ancak Osmanlı varlığı, Massawa gibi stratejik noktalarda sınırlı kalmıştır.
İtalya'nın bölgeye olan ilgisi, 19. yüzyılın sonlarında Assab'da varlık göstermeye başlamasıyla ortaya çıkmıştır. 1889'da Ropattino Denizcilik Şirketi, Assab limanını satın almış ve bu durum, Eritre'nin iç bölgelerindeki yerel halk tarafından büyük bir itirazla karşılanmamıştır. Bu, yabancı müdahelenin kabul edilebilirliğine veya teslimiyetine işaret eden bir durum olarak görülmüştür. Bu edinim, İtalya'nın bölgedeki koloniyal hırslarının başlangıcını temsil etmektedir ve bu süreç, 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarında meydana gelen İtalyan Sömürge Savaşları ile pekişmiştir.
Gözden Kaçmasın
Assab Uygarlığı
1922'de Britanya Savaş Bakanlığı'nın raporları, Assab'ın sadece yüzlerce küçük saman kulübeden oluşan bir köy olduğunu belirtmektedir; bunların arasında birkaç Avrupa tarzı ev ve mütevazı bir gümrük binası bulunmaktadır. 20. yüzyılın ilk yıllarına gelindiğinde, Assab limanı kıymetini kaybetmiştir. İtalya'ya güvenmeyen Etiyopya, ticaretini Cibuti'deki Fransızlarla yürütmeyi tercih etmiştir. Etiyopya-Cibuti demiryolunun tamamlanması, Assab üzerinden geçen ticaretin daha da azalmasına neden olmuştur. İç bölgelerden gelen herhangi bir önemli ticaret olmadan, yerleşim yeri tuz üretimine bağımlı hale gelmiş ve bu tuz Japonya'ya ihraç edilmiştir. Bu dönemdeki nüfus, 1000 ile 3000 arasında, bunlardan 100 ila 140'ı İtalyan olarak tahmin edilmektedir.
Faşizmin yükselişinin etkileri de gözlemlenmiştir; Britanyalı gezgin Hermann Norden, "Hükümet binalarında bayrak görmeden bile, bir gezgin buranın İtalyan kontrolünde olduğunu anlayabilir; çünkü sokakların köşelerinde siyah çocuklar faşist selam durmaktadır" diye yazmıştır.
Assab ve İkinci Dünya Savaşı
Assab'ın önemi, İkinci Dünya Savaşı sırasında belirginleşmiştir; bu süreçte, Orta Doğu'daki müttefik operasyonları için önemli bir üs olmuştur. Askeri ve lojistik tesislerin kurulması, İngiliz ve Amerikan kuvvetlerinin dahili stratejilerinin merkezini oluşturmuştur ve bu askeri miras, günümüz jeopolitik manevralarını etkilemeye devam etmektedir. Assab, 1941’de Britanyalıların İtalyanları yendiği dönemde Britanya askeri idaresi altındaydı. 1952'de, Etiyopya'nın deniz çıkışına ihtiyaç duyması nedeniyle Birleşmiş Milletler kararı doğrultusunda Eritre, Etiyopya ile federal bir birlik oluşturuldu.
Ancak 1962'de İmparator Haile Selassie, Eritre’yi zorla ilhak etmiştir ve Assab, Etiyopya'nın kontrolü ve idaresine girmiştir.
Eritre ve Etiyopya arasındaki federal birlik
Etiyopya ve Eritre arasındaki zoraki federal birlik, Eritre halkının büyük çoğunluğunun Etiyopya ile herhangi bir birleşimi reddetmesine rağmen, 1952'de Eritre'yi Etiyopya’nın limanlarına erişim imkanı sağlayan bir fırsat sunmuştur. Etiyopya, birikimli olarak federasyonu iptal etmeye başlamış ve 1962'de doğrudan ilhakını ilan etmiştir, bu da 30 yıl süren silahlı isyanın ateşini yakmıştır. Eritre'nin toprakları, 1990 yılında tam anlamıyla özgürlüğüne kavuşmuş, 1993'te gerçekleştirilen bir referandumda Eritrelilerin %98'inden fazlası bağımsızlık için oy kullanarak Eritre resmen bağımsız bir devlet olmuştur. 24 Mayıs 1993 tarihinde Eritre bayrağı dalgalanmış ve Eritre, uluslararası topluluğa katılmıştır.
Bu dönemde, Etiyopya'nın Eritre üzerindeki askeri kontrolü artmış, bu da Etiyopya'nın Assab Limanı'na erişim sağladığı süre boyunca, ülkenin genel olarak sömürgeleştirilmesi sürecinin bir parçasıydı. Etiyopya, 1964 yılında Sovyetler Birliği ve Yugoslavya'nın desteğiyle Assab'da bir petrol rafinerisi inşa etmiş ve bu limanı ticaretinde ana çıkış noktası olarak kullanmıştır.
Eritre'nin bağımsızlığından sonra (1991-1998)
Eritre'nin bağımsızlığını kazanmasının ardından, Eritre hükümeti ile dönemin Etiyopya başbakanı Meles Zenawi liderliğindeki hükümet arasında yapılan anlaşmalar neticesinde, Etiyopya Assab Limanı'nı ana dış ticaret kapısı olarak kullanmaya devam etmiştir. Raporlara göre, Etiyopya'nın %95'lik bir dış ticaret hacmi Assab Limanı üzerinden gerçekleştirilmektedir ve limanda 110 binden fazla Etiyopyalı işçi çalışmaktaydı. Ancak, iki ülke arasındaki gerginlikler çok geçmeden yeniden baş göstermiş ve 1998-2000 yılları arasında bir sınır çatışmasına yol açmıştır. Etiyopya, Eritre'nin 1998 Mayıs ayında yaptığı eylemlerin uluslararası hukuku ihlal ettiğini ve bu eylemlerin Eritre limanlarının Etiyopya tarafından sürekli kullanımının kısıtlanmasına yol açtığını öne sürmüştür. Bu durum, Etiyopya'nın ticaret dinamiklerini büyük ölçüde etkilemiştir.
2000 yılında imzalanan Cezayir Anlaşması, kolonyal döneme ait sınırları belirlemiş olsa da, deniz erişimi konusunda anlaşmazlıklar devam etmiştir. Bu durum, Etiyopya ve Eritre arasındaki karmaşık ilişkilerin ve karşılıklı ekonomik bağımlılıklarının sürmesine işaret etmektedir.
Tarihi uzlaşı (2018)
Eylül 2018’de Suudi Arabistan’ın Cidde şehrinde, Eritre ve Etiyopya arasında, yaklaşık yirmi yıl süren bir kopukluğu sona erdiren ortak barış ve dostluk bildirisi imzalandı. Bu bildirinin birinci maddesinde, iki ülke arasında savaş halinin sona erdiği ve yeni bir barış, dostluk ve kapsamlı iş birliği döneminin başladığı vurgulanmıştır. Ancak anlaşmada deniz erişimi meselesi hakkında herhangi bir bilgi yer almamakta; her iki ülkenin ortak yatırım projeleri geliştirmesi gerektiğinden bahsedilmektedir.
Bu dönemde Eritre üst düzey yöneticilerinin ve Etiyopya’nın petrol tedarik kurumu (EPSE) ile yaptıkları görüşmeler, Assab Limanı'nın kullanımını gündeme getirmiştir. O sırada güvenilir kaynaklar, EPSE'nin 2019’dan itibaren Eritre’nin Assab Limanı aracılığıyla yakıt ithalatına yönelmeyi planladığını bildirmiştir. Uzmanlardan oluşan bir ekip, Eritre’nin liman tesislerini değerlendirme görevinde bulunmuştur. Buna rağmen, barış anlaşmasının ardından süreç, tarafların beklentilerini karşılamamıştır. Eritre, 2020'nin sonlarında Etiyopya'nın Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’ne karşı yürüttüğü savaşta Etiyopya’ya destek verse de iki ülke arasındaki gerilim daha sonra yeniden artmıştır. Bu, Pretoria Anlaşması ve sonuçları üzerindeki ihtilaflarla daha da belirginleşmiştir.
Hemşeri olmadan açıkça ihtilafların ortaya çıkışı (2023)
Etiyopya'daki deniz erişimi konusundaki konuşmalar bir dizi diplomatik bağlamda sürdürülürken, Başbakan Abiy Ahmed 3 Ekim 2023'te yaptığı bir konuşmada, Etiyopya’nın deniz çıkışına olan ihtiyacını açıkça dile getirmiştir. Abiy, Etiyopya'nın hapsolmuş bir ülke olarak kalamayacağını ve 120 milyondan fazla insanın denize erişiminin mantıksız olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, Etiyopya’nın geçmişte Kızıldeniz'e kıyısı olan bir ülke olduğunu ve bu kaybın adaletsiz bir şekilde yaşandığını ifade etmiştir. Denize erişimi, ekonomik bir ihtiyaç olarak değerlendirmiş ve buna ulaşma yolları olarak takas ve uzun vadeli liman kiralama gibi öneriler sunmuştur. Abiy, eğer müzakereler başarısız olursa başka seçeneklerin ortaya çıkabileceğini de dile getirmiştir.
Daha sonra, Etiyopya'da sert bir söylem ortaya çıkmış, Assab Limanı'na dair tarihi hak iddiaları gündeme gelmiştir. Bazı açıklamalarda, Etiyopya'nın halkının Eritre'nin bağımsızlığını onaylamak için kimseye yetki vermediği öne sürülmüştür. Bu durum, taraflar arasında yeni bir gerilim ve ittifak oluşumuna yol açmış, her iki taraf da savunma durumunu artırmıştır.
Eritre’nin Etiyopya talebine cevabı
Eritre, medya aracılığıyla ve Cumhurbaşkanı Isaias Afwerki ile yapılan görüşmelerde ticari ve lojistik işbirliğine açık olduklarını belirtmiş, ancak Eritre’nin egemenliği konusunda herhangi bir müzakereyi kesin bir dille reddetmiştir. Eritre Bilgi Bakanlığı, Başbakan Abiy Ahmed'in açıklamalarına karşı; “Limana dair gürültü, sorumsuz ve gerçeklikten uzak bir söylemdir, tarih veya hukukla bir ilgisi yoktur” şeklinde bir yanıt vermiştir.
Isaias Afwerki, bu konuda yaptığı açıklamalarda, Kızıldeniz’in Eritre’ye ait olduğunu vurgulamıştır.
Suçlamalar ve ittifaklar
2025’in başlarında, iki ülke arasında gerilimler tekrar ortaya çıktığında, Etiyopya, Eritre’yi istikrarsızlaştırmakla suçlayarak Abiy Ahmed'in hükümeti ile işbirliği yapan farklı gruplara destek vermekle itham etmiştir. Özellikle Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'nin Eritre ile bir ittifak kurduğuna dair iddialar da ortaya çıkmıştır. Abiy, Eritre’nin Tigray, Amhara Otonom Bölgesi'nde Etyopya ordusuna karşı savaşan milislere destek verdiğini belirtmiştir. Eritre, Etiyopya'nın bu suçlamalarını reddederek, “askeri göstergelerinin kışkırtıcı olduğunu” belirtmiş ve Abiy Ahmed’in bu ithamlarını “sahte bir sahne” olarak tanımlamıştır. Eritre Bilgi Bakanı Yemane Gebre Meskel, bu şekildeki propagandanın genişletici eğilimleri teşvik ettiğini ifade etmiştir.
Eritre, Abiy Ahmed hükümetine karşı Tigray Halk Kurtuluş Cephesi ve Amhara bölgesindeki Fano milisleriyle ittifak kurarak, kendi güvenliğini ve çıkarlarını koruma stratejilerini geliştirmiştir. Eritre, aynı zamanda Etiyopyalı muhalefet gruplarının bazılarını da desteklemekte ve bu kapsamda Etyopya'nın nitelendirdiği “muhalefet gruplarını” barındırmaktadır.
Eritre ve Etiyopya arasındaki ilişkiler, özellikle deniz erişimi konusundaki anlaşmazlıklar ve tarihi hak iddialarıyla karmaşık bir hal almıştır. 2018’deki barış anlaşması sonrası beklenen iş birliği gerçekleşmemiş, ikili ilişkilerdeki gerginlikler artmıştır. 2023 itibarıyla, iki ülkede siyasi söylem ve askeri hazırlıklar artmış; tarihi ve ulusal kimlikler üzerinden yapılan tartışmalar, yeni bir çatışma riskine neden olmuştur. Özellikle Abiy Ahmed’in liman talepleri ve Eritre’nin buna karşı tepkisi, bölgedeki jeopolitik dengeleri etkileyebilecek büyük bir krizin habercisi olmaktadır.
Jeopolitik çatışma ve çeşitli gerekçeler
Etiyopya ile Eritre arasındaki çatışmanın ana meselesinin limanlar, özellikle de Assab Limanı olduğu yaygın bir kanı olarak görülmektedir. Ancak bu, derin çatışmaların yalnızca bir kısmını temsil etmektedir; bu çatışmalar, yıllar boyunca süren kontrol, hâkimiyet ve bölgesel nüfuz mücadelesinden kaynaklanmaktadır. 2000 yılında, savaşın sebebi olarak kamuoyuna sunulan Badme bölgesi üzerindeki mülkiyet sorunu, aslında bölgedeki hâkimiyet ve liderlik mücadelesine dayanmaktaydı. Bugün, Etiyopya yine deniz çıkışları konusunu gündeme getirirken, aynı zamanda resmi açıklamalarda, Kızıldeniz’deki bölgesel rolünü kaybettiğine de işaret etmektedir.
Kızıldeniz ve Bab el-Mandeb’e yönelik artan uluslararası rekabet çerçevesinde, Etiyopya, hapsolmuş bir ülke olmanın getirdiği stratejik sıkıntıyı kırmanın peşindedir. Regional ve uluslararası rekabetin bir parçası olarak, Assab Limanı’ndaki egemenliği tesis etmek için çalışmaktadır. Bunun için, Fransa ve Rusya ile iş birliği içinde deniz filosu oluşturma ve büyük sayıda deniz kuvvetlerini eğitme çabalarına başlamıştır. Eritre ise, ekonomik erişimin ithalat ve ihracat maliyetlerini azaltmada etkili olabileceğini ve bunun iki ülke arasında yapılan bir anlaşma ile çözülebileceğini belirtmektedir. Ancak Eritre, uluslararası deniz hukuku çerçevesinde ve egemenliği ihlal etmeden bu konuda bir çözüm bulunmasını talep etmektedir; geçmişteki İtalyan İmparatorları dönemindeki genişleme anlayışının geri getirilmesinden endişe duymaktadır.
Sonuç
Eritre'nin bağımsızlığının üzerinden 35 yılı aşkın bir süre geçtikten sonra, eski çatışmalar sona ermiş olsa da, Etiyopya ile Eritre arasındaki jeopolitik çatışma yeniden alevlenmiştir. Bu durum, tarihsel dinamiklerin ve 20. yüzyılın sonlarındaki dönüşümlerin yeniden hatırlanmasıyla tetiklenmiştir. İki ülke arasındaki yeni rekabet kurulları, her bir tarafın bölgesel ve uluslararası bağlamlardaki durumunu belirleyecektir. Güncel mesele başlıkları Assab Limanı olsa da, durumun daha derin ve karmaşık olduğuna dair işaretler mevcuttur; bu da eski gündemlerin, belki de radikal duruşların yeniden canlanması anlamına gelmektedir. İki ülkenin, egemenlik veya dışlama gibi yaklaşımlar yerine ortak menfaatleri göz önüne alan bir müzakere yaklaşımına yönelmedikçe, bu krizin daha da karmaşıklaşma olasılığı yüksektir. Eritre'nin Afrika Boynuzundaki gelecekteki istikrarı, bu çatışmayı gerginlik ve çatışma kaynağı olmaktan çıkarıp ekonomik entegrasyon ve sürdürülebilir bölgesel dayanışma çerçevesinde bir çerçeveye dönüştürebilme yeteneklerine bağlı olacaktır.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.