Ecevit’in Dedesi Mustafa Şükrü Efendi ve Osmanlı’nın Çin Nasihat Heyeti
17.11.2025 - 15:18 | Son Güncellenme: 17.11.2025 - 15:23
Medrese hocası, Meclis-i Tetkikat-ı Şer’iyye üyesi ve Huzur Dersleri mukarriri olarak tanınan Mustafa Şükrü Efendi (1851-1924), Sultan II. Abdülhamid döneminde Çin’e gönderilen “Nasihat Heyeti”nde din adamı sıfatıyla görev almıştı. Bu heyet, Boksör Ayaklanması sırasında Çinli Müslümanlara hilafet nasihati vermek amacıyla oluşturulmuştur ve Osmanlı diplomasisinin Pan-İslamist politikalarının bir yansımasıdır. Bülent Ecevit, Türk siyasi tarihinin en etkili figürlerinden biri olarak bilinirken dedesi Mustafa Şükrü Efendi onun biyografisine daha bir derinlik katar. Bu makalemizde, Mustafa Şükrü Efendi’nin biyografisi, Çin’e gönderilen heyetin tarihi bağlamı ele alınacaktır.
Mustafa Şükrü Efendi’nin hayatı
Mustafa Şükrü Efendi, 1851 yılında Kastamonu’nun Daday ilçesine bağlı Gülam köyünde doğmuştur. Babası Mehmet Ali Efendi olup, Kürdizade olarak bilinen bir aileden gelmektedir. Medrese eğitimini tamamladıktan sonra İstanbul’a yerleşmiş, Beyazıt Camii ve Medresesi’nde müderrislik yapmıştır. Fıkıh usulü alanında uzmanlaşan Şükrü Efendi, 1911 tarihli Menar adlı eseri tahşiye ederek neşretmiştir ki, bu kitap, Osmanlı matbaacılığının önemli örneklerindendir.
Kariyerinde idari roller de üstlenen Mustafa Şükrü Efendi, 1894’te Meclis-i Tetkikat-ı Şer’iyye’ye üye seçilmiştir. Bu meclis, fetvaların incelenmesi ve şer’i meselelerin çözümüyle görevli olup, Osmanlı hilafet sisteminin yargı kolunu temsil etmekteydi. Ayrıca huzur derslerinde mukarrirlik yaparak padişahın dini eğitimine katkıda bulunmuştur. Şükrü Efendi’nin entelektüel mirası, torunu Bülent Ecevit’in kültürel birikiminde de yankı bulmuş, Ecevit dedesinin “Çinli Hoca” lakabını aile hikayelerinde birçok yerde iftiharla anmıştır.
Abdülhamid’in Çin diplomasisi
Sultan II. Abdülhamid (1876-1909), Pan-İslamist politikalarıyla hilafeti uluslararası bir araç haline getirmiştir. Bu bağlamda, Uzak Doğu’daki Müslüman topluluklara yönelik diplomatik girişimlerde bulunmuştur. 1900’de patlak veren Boksör Ayaklanması, Çin’de milliyetçi ve anti-batılı bir hareket olarak Batı sömürgeciliğine karşı bir direniş sergilemişti. Boksörler Yihequan adlı bir tarikat olarak, Hristiyan misyonerlere ve yabancılara saldırılar düzenlemiş, bu da sekiz Batılı gücün (Almanya, Rusya, İngiltere, Fransa, ABD, Japonya, İtalya, Avusturya-Macaristan) Pekin’i işgaline yol açmıştır. Alman İmparatoru II. Wilhelm’in talebiyle Abdülhamid, Çinli Müslümanları isyana katılmamaları konusunda uyarmak için bir heyet göndermeye karar vermişti. Bu “Nasihat Heyeti” hilafetin manevi otoritesini kullanarak kan dökülmesini önlemeyi ve Osmanlı nüfuzunu artırmayı amaçlamaktaydı. Heyet, 18 Nisan 1901’de İstanbul’dan ayrılmış, masrafları Almanlar tarafından karşılanmıştı.
Bu heyet, askeri, ilmi ve diplomatik unsurlardan oluşuyordu. Başkanlığını Mirliva Hasan Enver Paşa (Nazım Hikmet’in dedesi) yapmıştı. Diğer üyeler arasında Kolağası Yaver Ömer Nazım Bey (Enver Paşa'nın eniştesi), tercüman Viçinço Kinyoli, Kadı Hacı Tahir Efendi ve hizmetkarlar yer almıştı. Görevi, Çin Müslümanlarına şu nasihatleri iletmekti: “Şer’i haklara riayet, Çin İmparatoru’na sadakat ve Batılılara karşı isyandan kaçınma!”
Hakikaten heyet, Şanghay’a 3 Haziran 1901’de varmış fakat ayaklanma bastırıldığı için sınırlı bir etki doğurmuştu. Alman Mareşal Waldersee ile görüşmeler yapılmış, Müslüman mezarlıklarına el konulması sorunu çözülmüştü. Heyet, 21 gün Çin’de kalmış ve Rusya üzerinden geri dönmüştür. Raporlarında, hilafetin Uzak Doğu’daki etkisinin sınırlı olduğunu belirtmişlerdir.
Gözden Kaçmasın
Heyetin görevi ve yolculuk süreci
Nasihat Heyeti’nin resmi görevi, II. Abdülhamid’in selamını ileterek Çin Müslümanlarına “isyana katılmama” nasihati vermekti. Bu, hilafetin manevi otoritesini kullanarak kan dökülmesini önlemeyi ve Osmanlı nüfuzunu artırmayı amaçlıyordu. Heyet, Rus gemisiyle yola çıkmış, Süveyş’te Alman gemisine binmiş, Kolombo ve Singapur’da duraklamış, Japon vapuruyla Çin’e ulaşmıştı. Dönüşte Japonya, Kore, Vladivostok ve Sibirya üzerinden Odesa’ya varmış, 5 Ağustos 1901’de İstanbul’a dönmüştür. Yolculuk dört ay sürmüş, heyet üyelerine 500 Osmanlı altını harcırah ödenmişti.
Raporlarda, Singapur’daki Osmanlı tebaası (Rum, Ermeni, Musevi) ve nüfusun üçte birini teşkil eden Müslüman nüfusun vurgulanması dikkat çeker. Burada 7 cami bulunmakta, Cuma namazlarında Türk bayrağı çekilmekteydi. Mirliva Hasan Enver (Nazım Hikmet’in dedesi), bölgede daimi konsolosluk açılmasını önermiş, Türk fahri konsolosu Bağdatlı Abdülhamid Efendi ile görüşmüştü. Bu husus, raporun diplomatik boyutunu göstermektedir. Zira heyet, sadece nasihat değil, ticari ve idari ağları da incelemişti. Heyet, 21 gün Çin’de kalmış, cami ziyaretleri ve sohbetler düzenlemiş, Mustafa Şükrü Efendi, şer’i nasihatleri vermiş, “Çinli Hoca” lakabını almıştı. Raporlarda, Çin Müslümanlarının heyete büyük iltifat ettiği, hilafete bağlılık gösterdiği ancak nüfuzun sınırlı olduğu vurgulanıyordu.
Enver Paşa’nın raporu, İstanbul-Çin deniz yolunda Türk konsolosluğunun olmaması sorununu ön plana çıkarmaktadır: “İstanbul ile Çin arasındaki tüm deniz yolu üzerindeki önemli merkezlerde Türk konsolosluğunun olmamasını olumsuz bir durum olarak” ifade ediyordu. Bu, Osmanlı’nın Uzak Doğu’daki diplomatik boşluğunu eleştirirken yenilikçi atılımlar önerir. Waldersee’nin heyete mesafeli tutumu raporlarda ele alınmış, Batılılar, heyetin “barış meleği” rolünden rahatsız olduğunu ifade etmişlerdi. Heyetin raporları, Pan-İslamizmin pratik sınırlarını ortaya koymaktadır. Hilafet mesajı dağıtılmış, ayaklanmalar yatıştırılmaya çalışılmış fakat somut etki sınırlı kalmıştı. Çin Müslümanlarının Osmanlı’ya derin hisler beslediği ve hutbelerin Abdülhamid adına okunduğu belirtilse de coğrafi uzaklığın yanında Batı işgalleri engel teşkil etmişti.
Mustafa Şükrü Efendi’nin rolü
Mustafa Şükrü Efendi, heyetin ilmiye sınıfını temsil eden müderris olarak seçilmişti. Görevi, şer’i nasihatler vermek ve hilafetin dini otoritesini pekiştirmekti. Beyazıt Medresesi hocası olarak, Çin Müslümanlarıyla cami ziyaretleri ve sohbetler düzenlemiştir. Dönüşünde “Çinli Hoca” lakabını almış, bu da aile geleneğinde yer edinmişti. Heyet üyelerine ödenen harcırah belgesinde, Şükrü Efendi’ye 500 Osmanlı altını ödendiği kaydedilmişti. Onun faaliyetleri, propaganda ve arabuluculuk niteliğinde ayaklanmayı yatıştırmak ve halifelik bağını güçlendirmekti.
Pan-İslamizm, hilafeti küresel birleştirici güç olarak konumlandıran bir ideoloji olarak Osmanlı’nın dış politikasının temelini oluşturuyordu. Bu kapsamda Afrika’dan Hindistan’a, Çin’e kadar istihbaratçılar ve heyetler gönderilmişti. Bu ziyaret, Çin Müslümanlarında Osmanlı’ya bağlılığı artırmış; hutbelerde Abdülhamid’in adı anılmaya, hacılar İstanbul’a uğramaya başlamıştır.
1902’de Fatih Camii müderrislerinden Batumlu istihbaratçı kimliğiyle tanınan Muhammed Ali, 1905’te Süleyman Şükrü Bey Çin’e gönderilerek temaslar sürdürülmüştü. 1906’da Çinli Müslüman lider İmam Wang Kuan (Abdurrahman), hac dönüşünde İstanbul’a uğramış, II. Abdülhamid’le görüşerek Osmanlı eğitim sisteminden etkilenmişti. Sultan, Wang’a bin kadar İslami kitap hediye etmiş ve Pekin’de bir üniversite kurma fikrini desteklemişti. Bu bağlamda, Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde (BOA) yer alan belgeler (Y.PRK.HR. 29/69, İ.HUS. 88/3 vb.), projenin adım adım planlandığını doğrulamaktadır.
Amaç ve diplomatik rolü
Üniversitenin temel amacı, Çin Müslümanlarına İslami eğitim vererek hilafete bağlılığı güçlendirmek, Batı misyonerliğine karşı propaganda yapmak ve İslam birliğini somutlaştırmaktı. Sultan II. Abdülhamid’in Pan-İslamist vizyonu, sömürgecilere karşı manevi direnişi teşvik ediyor; üniversite, bu politikanın eğitim ayağını temsil ediyordu. Çin’deki cami okulları temel alınarak, Osmanlı modeli uyarlanmış, Niujie Camii gibi kutsal mekanlar, Müslümanların buluşma noktası haline getirilmişti. Diplomatik olarak, Osmanlı-Çin ilişkilerini zirveye taşımış, hutbelerin Abdülhamid adına okunmasını sağlamış ve hac trafiğini artırmıştı.
İnşaat, 1907’de başlamış; Niujie Camii bahçesinde, camiye bitişik bir alanda gerçekleştirilmişti. Yapı, bir ana bina ve üç derslikten oluşan mütevazı bir mimariye sahipti. İslami unsurlar taşıyan tasarım, Osmanlı bayrağının kapıda dalgalanmasıyla sembolize edilmişti. Çin Müslümanlarının desteğiyle bir yılda tamamlanan bina, sömürge engellerine rağmen halkın emeğiyle yükselmişti. Açılış, 1908’de dualarla gerçekleşmişti. Pekin Milli Eğitim Bakanlığı’ndan yetkililerin katılması planlanmış olsa da kar fırtınası nedeniyle açılış gecikmişti. Tören, Arapça duaların Çince tercümeleriyle yapılmış, katılımcılarda sevinç ve heyecan uyandırmıştı. 5 Mart 1908’de Tercüman-ı Hakikat gazetesinde haber olarak yer alan açılış, Osmanlı basınında “büyük bir hadise” olarak nitelendirilmişti.
Eğitim, Osmanlı’dan gönderilen hocalar tarafından başlatılmıştı. Ana öğretmenler: Fatih Camii hocası Ahmet Ramiz Efendi, Hafız Ali Rıza Efendi, Hafız Tayyib Efendi ve Bursalı Hafız Hasan Efendi. Bu hocalara aylık 3.000 kuruş maaş tahsis edilmiş, Hafız Ali Rıza ve Hasan Efendiler, bir yıl eğitim vermişti. Hocaların ayrılışından sonra, Çinli Müslümanlar (İmam Wang öncülüğünde) yönetimi devralmıştı. Öğrenciler, her yaştan Çinli Müslüman çocuklardan oluşuyordu ve okula bir yıl içinde yaklaşık 120 öğrenci kaydedilmişti. Müfredat, Osmanlı medrese modeline dayanıyordu. Arapça, tefsir, hadis, fıkıh ve hafızlık eğitimi ön plandaydı. Modern unsurlarla zenginleştirilmiş, vaaz-nasihat ve hutbe okuma vurgulanmıştı. Kitaplar, Sultan Abdülhamid’in hediyesiyle temin edilmiş eğitim, İslami birliği pekiştirecek şekilde tasarlanmıştı. Üniversite, sömürge devletlerinin (İngiltere, Fransa, Rusya) engellemeleri, lojistik zorluklar ve hocaların erken ayrılışı gibi sorunlarla karşılaşmıştı. Boksör Ayaklanması’nın yankıları ve Batı misyonerliği, Pan-İslamist çabaları baltalamış, maddi yetersizlikler de faaliyetleri sınırlamıştı. Hocaların ayrılışı sonrası, kurum ilkokul seviyesine indirgenmişti.
Kurumun kapanışı ve sonrası
1949’daki Mao Zedong devrimiyle Arapça ve dini eğitim yasaklanmış, üniversite tamamen kapanmıştı. Yapı, maddi nedenlerle terk edilirken Osmanlı motifleri silinmiş, ancak İslami mimari korunmuştu. Bir derslik, günümüzde gençlere dini kurslar için kullanılmakta diğeri Niujie Camii tarih müzesine dönüştürülmüştü. Pekin Hamidiye Üniversitesi, Osmanlı’nın Uzakdoğu’daki en uzak eğitim girişimi olarak, hilafetin küresel mirasını simgelemektedir. Bu yapı 2008 Pekin Olimpiyatları’nda restore edilmiş, Çin hükümeti tarafından “tarihi anıt” olarak ilan edilmişti. Bugün, bayram ve Cuma namazlarında cami taşındığında kullanılan boş derslikler, eski Osmanlı-Çin bağlarını anımsatır.
Sonuç
Uygur Türklerinin bilge ismi Kaşgarlı Mahmut, Divanu Lugati’t-Türk adlı eserinde “Bilgili kişi, körler arasında gören kimse gibidir” demişti. Osmanlı Devleti adeta bu misyonla Çin’e kadar İslam alemine ışık saçmaya çalışmıştır. 1900 yılında Çin’de patlak veren Boksör Ayaklanması Batı emperyalizmine karşı milliyetçi bir direniş olarak tarihe geçmiş, sekiz Batılı gücün Pekin’i işgaline yol açmıştı. Sultan Abdülhamid Han’ın Pan-İslamist politikaları doğrultusunda, Alman İmparatoru II. Wilhelm’in talebi üzerine Osmanlı Devleti, Çinli Müslümanlara yaklaşık 50-55 milyon hilafet nasihati vermek amacıyla bir “Nasihat Heyeti” göndermişti. Heyet, 18 Nisan 1901’de İstanbul’dan ayrılmış, başkanlığını şair Nazım Hikmet’in dedesi Mirliva Hasan Enver Paşa yapmıştı. Üyeler arasında Kolağası Ömer Nazım Bey (sekreter), tercüman Viçinço Kinyoli, Kadı Hacı Tahir Efendi ve Bülent Ecevit’in dedesi olan din alimi Mustafa Şükrü Efendi yer almıştı. Heyet, masrafları Almanlar tarafından karşılanan bir yolculukla 3 Haziran 1901’de Şanghay’a varmış ancak ayaklanma bastırıldığı için görevi sınırlı kalmıştı.
Raporlar, başta Başbakanlık Osmanlı Arşivi olmak üzere akademik çalışmalar ve dönemin yazışmalarında yer almakta olup, tam metinleri arşiv belgelerinde (HR.SYS ve Y.A.HUS) bulunmaktadır. Mustafa Şükrü Efendi, Osmanlı ulemasının son temsilcilerinden biri olarak, Çin Nasihat Heyeti’nde hilafetin küresel yayılma çabasını somutlaştırmıştır. Pekin Hamidiye Üniversitesi (Darü’l-Ulûmi’l-Hamidiyye veya Çin kaynaklarında Hui Jiao Shi Fan Xue Tang), Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde, Sultan Abdülhamid’in Pan-İslamist politikalarının bir simgesi olarak 1908 yılında Çin’in başkenti Pekin’de kurulmuş bir eğitim kurumudur. Niujie Camii’nin bahçesinde yer alan bu medrese, Osmanlı hilafetinin Uzakdoğu’daki Müslüman topluluklar üzerindeki manevi ve kültürel nüfuzunu pekiştirmeyi amaçlamış, Çinli Müslümanların (Hui halkı) eğitimine odaklanmıştı. Hamidiye Üniversitesi, Abdülhamid’in vizyonunun somut bir yansıması olarak, Panislamizm’in sınırlarını zorlamış; Osmanlı diplomasisinin eğitimle iç içe geçtiği Çin Müslümanları arasında kalıcı bir sevgi bağı bırakmış ve tarihi Türk-Çin ilişkilerini zenginleştirmiştir. Son zamanlarda Uygur Türkleri ile ilgili hoş olmayan haberlere bakıldığında, Çin’e bir Nasihat Heyeti’nin daha gönderilme zamanı gelmiştir, demeden insan kendini alamıyor…
Kaynakça
- Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), HR.SYS ve Y.A.HUS Koleksiyonları.
- Aykurt, Çetin. “Bir Büyük Düşünce: Pekin Hamidiyye Üniversitesi.” Tarih İncelemeleri Dergisi, Cilt 28, Sayı 1, 2013, ss. 37-50.
- “Sultan Abdülhamid’in Çin’e Vurduğu Mühür: Pekin Hamidiye Üniversitesi.” İttifak Gazetesi, 24 Ocak 2024.
- “Pekin’de Bir Osmanlı Mührü: Hamidiye Üniversitesi.” Bi’ Dünya Haber, 3 Eylül 2019.
- “A Century-Old Ottoman Legacy in China.” Muslim Population, Erişim: 2025.
- Çelik, Mehmet. “Panislamizm’in Etki Alanı Çerçevesinde Çin’e Gönderilen Nasihat Heyeti.” Uluslararası Tarih ve Sosyal Araştırmalar Dergisi, Sayı 14, 2015.
- Mutlu, C. “Boksör Ayaklanması ve Sultan Abdülhamit’in Nasihat Heyeti.” Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, 123 (2019): 313-330.
- Toros, Taha. “Çin’e Giden Nasihat Heyeti.” Yakın Tarihimiz, Sayı 19, Nisan 1982.
- Eraslan, Cezmi. II. Abdülhamid ve İslam Birliği. Ötüken Yayınları, 1992.
- Çetin, Mahmut. Çinli Hoca’nın Torunu Ecevit. Emre Yayınları, 2006.
- Çelik, M. “Panislamizm’in Etki Alanı Çerçevesinde Çin’e Gönderilen Nasihat Heyeti.” İSAM, 2015.
- “Boksör Ayaklanması ve Sultan Abdülhamid’in Nasihat Heyeti.” Tarih Dergisi, 2019.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.