Dinmemiş Acıların Tarihi: 31 Mart 1918 Azerbaycanlıların Soykırımı Günü
28.03.2025 - 12:36 | Son Güncellenme: 09.03.2026 - 16:42
31 Mart 1918 yılında Azerbaycan’ın başkenti Bakü başta olmak üzere, Guba, Şamahı, Ağdaş, Göyçay, Karabağ, Zengezur, Nahçıvan ve çeşitli bölgelerdeki Azerbaycanlılara karşı Ermeniler tarafından tarihte az rastlanan acımasız katliamlardan biri yapılmıştır. 30 Mart-1 Nisan arasında gerçekleştirilen bu soykırımda 18 bin civarında kişi hayatını kaybetmiş; 10 binden fazla kişi yaralanmış ve sakatlanmış, 15 binden fazla kişi ise evsiz kalmıştır. 3 Nisan’a kadar devam eden soykırım sırasında Bakü'de 15-20 bin, Zengezurda 8 bin 229i, Şamahı'da 7 bin ve Guba'da 6 bin kişinin öldürüldüğü tahmin edilmektedir. Salyan, Navahi, Lenkeran, Kürdemir gibi diğer bölgelerde de katliamlar yapılsa da öldürülenlerin tam sayısı bilinmemektedirii. Azerbaycan ve Bakü uzun süre bu katliamın acısından kurtulamamıştır. Ermeni soykırımına maruz kalan Azerbaycanlı sayısı tahmini hesapla 50 bin civarındadır. Bu olay tarihe 31 Mart katliamı olarak yazılmıştır. Bu faciayı aydınlatmak için öncelikle tarihi olayların akışını ve dönem koşullarını irdelemekte fayda bulunmaktadır.
Azerbaycan’a saldırmak için uzun süren planlar yapıldı
1917’de Çarlık Rusya’nın çöküşü ve Bolşeviklerin hakimiyeti eline alması ile sonuçlanan ihtilal sonrası cephelerden dönen Çar ordusu askerleri Kafkasya’nın Bakü, Tiflis ve diğer büyük şehirlerinde toplanmıştır. O dönemde Tiflis kentinde 120 bin kişilik askeri karargâh mevcuttur. Bakü ise Kafkasya, İran ve Batı cephesinden dönen Rus askerleri ile dolup taşmaktadır. Askerleri cepheden çekerek çar karşıtı ihtilal hareketinde kullanmayı amaçlayan Bolşevikler, cephelerden dönen askerlere silah bırakmayı değil; onları Bolşevik karşıtı güçlere karşı savaşmayı önermekteydi. Bolşevikler, propaganda yolu ile, bağımsızlık çabası gösteren ve cepheden dönen askerleri; özellikle Ermeni ve Ermeni kökenli olanları kışkırtarak silah ve güç kullanmaya teşvik ve tahrik etmiştir.
Rusya’da çarlığın çöküşünden sonra hakimiyeti ele geçiren Bolşevik Lenin hükümeti ve onun militanlarından Ermeni Stepan Şaumyan, Avakyan, Lalayef, Arakelyan ve diğerleri, Azerbaycan’daki istiklal hareketini boğmak için Bakü’de plan yapmışlardır.

Bu dönemde Azerbaycan’da çarlıktan boşalan yerel yönetimlere milli kadrolar hâkim olmuş; serbest seçim yolu ile seçilen halkın temsilcileri, diğer Kafkasya bölgelerinden seçilmiş vekillerle birlikte Tiflis kentinde Güney Kafkasya konfederasyonu kurup Kafkasya’nın istiklalini ilan etmek hazırlıkları ile uğraşırken, Bolşevikler bu olayı engellemenin çabası içerisine girmişlerdir. Diğer taraftan 31 Mart soykırım hazırlıklarını yapanlar, milli liderler Mehmet Emin Resulzade, Nesip Bey Yusufbeyli, Feth Ali Han Hoyski ve diğerlerinin Tiflis’te oluşunu da bir fırsat olarak değerlendirmişlerdir. Bakü’de söz sahibi olmak ve bölgeye gözdağı vermek gayesi içerisinde olan Bolşevikler bu emeline Ermeni-Azerbaycanlı husumetini kullanarak ulaşmayı amaçlamıştır. Lenin, tüm bu entrikaları yönetmek üzere Kafkasya Halk Komiserleri Şurasının Komiseri sıfatı ile Ermeni Stepan Şaumyanı Kafkasya’ya göndermiştir. Şaumyan’a verilmiş görevi kısaca şöyle özetleyebiliriz: Bolşevikler Türkiye sınırları içerisindeki Ermeni davasını himaye edeceklerini vaat ederek, buna karşılık Ermenilerden Kafkasya’nın esaret altına alınmasına destek olmalarını istiyorlardı.
Bolşevik ve Ermeni ittifakı Azerbaycan’a karşı silahlandı
Ermenilerin teveccühünü kazanmak sureti ile Kafkasyalı milletler arasına nifak, nefret, kin ve kan sokmak için çaba harcayarak planlar yapan Bolşevik provokasyonun asıl hedefi Kafkasya’nın Sovyetleştirilmesiydi. Bu amaç doğrultusunda Ermeni-Azerbaycanlı husumetinden faydalanmaya çalışılmıştır. Azerbaycan’da yükselen milliyetçilik ve bağımsızlık hareketinden tedirgin olan Bolşevikler, çok fazla gayrı Türk-Müslüman nüfusun yaşadığı ve cephelerden dönen başıbozuk askerlerin de dolup taştığı Bakü’deki durumu çirkin emellerini gerçekleştirmek için fırsat bilmişlerdir.
Rus ordusundaki Ermeni askerler ve Bakü’deki Ermeniler silahlandırılmış; Taşnak terör teşkilatının önderliğinde silah ve erzak aramak bahanesiyle ev ev dolaşarak Müslüman erkekler öldürmüş, kadınlar ve kız çocukları esir edilerek tecavüz edilmiş, hamile kadınlar ve yavru çocuklar süngülenmiştir. İşte 1918’de 30 Mart’tan 1 Nisan akşamına kadar 3 gün devam etmiş olan Bakü’deki Müslüman-Türk ahalisinin katliamı bu ruh hali ile başlamıştı. Bu katliam sırasında camiler, okullar, hastaneler, tiyatrolar, kültürel anıtlar, evler ve matbaalar ateşe verilmiştir. Taşnakların himayesinde olan Ermeni birliklerin yanı sıra sağcı Es-er teşkilatından Saakayan himayesindeki silahlı Ermeni birlikleri de bu katliama iştirak etmişlerdir. Bolşevikler sözde mükafat olarak da Saakayan ve Taşnaklardan Melik Yolcuyan’ı İnkılabı Müdafaa Komitesine üyeliye almışlardıriii. Bolşeviklerin, Azerbaycan’da müsavatçıların liderliğindeki milli bağımsızlık hareketini susturmak adı altında Ermenilerle birlikte yaptığı Mart faciasının milli katliam olduğunu itiraf eden ve olayın önderlerinden olan Stepan Şaumyan, katliamı şöyle anlatmıştır; “Müsavatçılara karşı savaşa katılmağa razı olan Taşnak Ermeni askeri birlikleri hadisenin ikinci günü şehirde fitne-fesat, intizamsızlık yaratmağa, milli katliamı alevlendirmeğe tevessül ettiler. Onlar şehirde sivil ahaliyi, bilhassa Azerbaycanlıların evlerini yağmalayıp vatandaşları öldürüyorlardı. Taşnaklar, bu katliam ile inkılap kuvvetlerini soysuzlaştırmak; Bakü’de proletarya ile inkılap karşıtı güçler arasında cereyan eden sınıf savaşına milli katliam mahiyeti vermek istemişler.”iv
Gözden Kaçmasın

Azerbaycan’da bağımsız olmak için örgütlenmeye çalışan Rus ve Ermeni birliklerinin komutasındaki topçu birlikleri, uçaklar ve Hazar harp donanmasının yardımı ile saldırı başlatmıştır. Saldırılarda kullanılan uçaklar ile bombalar, ölüm ve yıkımlara neden olmuştur. Bolşeviklere ait zırhlı trenlerden atılın top atışları yüzünden Bakü’nün Surahanı bölgesi yerle bir olmuş; nüfusunun tamamına yakını katledilmiş, yaralı ve sağ kalanlar ise bölgeye gelen Ermeni birlikleri tarafından acımasızca katledilmiştir. Aynı olaylar Bakü’nün merkezi de dahil olmak üzere Çemberekent, Bayıl, Şamahı yolundaki yerleşim bölgelerinde Göyçay, Ağdaş, Zengezur, Nahçıvan ve Guba’da da yaşanmıştır.
31 Mart katliamında aktif rol almış Ermeni asıllı Bolşevik olan ve daha sonra Sovyetler Birliği Komünist Partisinin üst mevkilerinde yer alan Mikoyan da bir makalesinde Mart faciasının milli mahiyetine temas etmek gereğini duymuş ve aşağıdaki satırlara yer vermiştir; “Taşnakların tevessül ettikleri katliam ve yağmalamayı önlemek için Bolşevikler tedbirler alamaya çalışsalar da, her halde Taşnakların fitnekar hareketleri şehrin Azerbaycanlı emekçi nüfusunun belli bir kısmının psikolojisi üzerinde olumsuz etki ederek bu zümrenin Sovyet hakimiyetinden uzaklaşmasına neden oldu.”v
Mart katliamına bizzat şahit olanların tespit ettikleri fotoğraflar, yazdıkları raporlar, hatıratlar ve konsolosların ifadeleri, 31 Mart 1918’de Azerbaycan’da insanlık tarihinin en büyük katliamlarının birinin yaşandığını ispat etmektedir.
Azerbaycan halkı yaşadıklarını aktardı
Mart katliamına şahit olan Kulka adlı bir yabancı kendi hatıratlarında şöyle yazmıştır; “Sadece Müslüman ahalinin oturduğu mahallelere girip ahaliyi öldürüyor, kılıçla parçalıyor, süngülerle delik deşik ediyor, evleri ateşe veriyor, çocukları bu ateşlere atarak canlı canlı yakıyor, üç dört günlük süt emer çocukları ise süngülere takıyorlardı. Hadisatı müteakip toprağa gömülmüş 87 Müslüman cesedi bulundu. Bunların kulakları, burunları kopartılmış, karınları yırtılmış, azaları kesilmişti. Öldürmedikleri kadınların saçlarını yekdiğerine bağlayarak üryan bir halde sokaklarda dolaştırarak tüfek dipçikleri ile darp ediyorlardı. Kimseye acımıyorlardı. Çocuklara acımadıkları gibi, ihtiyarlara da aman yoktu. Mesela, Alizade Hacı Emirin evinde 80 yaşlı annesi, 70 ve 60 yaşlı kadınları öldürülmüş ve 25 yaşlı taze gelini canlı canlı duvara çivilenmişti.”vi
Sonrasında neler oldu?

Azerbaycan halkına karşı yapılan kanlı katliamın bilançosu ağır olmuştur. 18 bin Azerbaycanlının katliamına neden olan olaylar sonrası Bakü’de kurulan geçici Sovyet hükümetinde 5 Ermeni, 3 Rus, 1 Gürcü ve yalnızca 2 Azerbaycanlı görev almıştır. 27 Nisan 1920’de Azerbaycan Bolşevikler tarafından yeniden işgal edilmiştir. 71 sene Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) egemenliğinde kalan Azerbaycan, 18 Ekim 1991’de tekrar bağımsızlığını ilan etti. Azerbaycan'ın 3. Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev'in 26 Mart 1998 tarihli kararıyla 31 Mart, Azerbaycanlıların “Soykırım Günü” olarak ilan edildi.
30 Aralık 2009’da Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Ermeni milliyetçilerinin Azerbaycan'a yönelik toprak iddialarını çürütmek; saldırganlıklarını, kanlı suçlarını ve soykırımlarını dünya kamuoyunu duyurmak, gelecek nesillerin milli hafızasını korumak ve soykırım kurbanlarının hatırasını yaşatmak amacı ile Guba kentinde Soykırım Anıt Kompleksi'nin kurulmasına ilişkin bir karar yayınladı.
18 Eylül 2013’te İlham Aliyev ve eşi Mehriban Aliyeva Guba Soykırımı Anıt Kompleksi'nin açılışını yaptı. Diğer bölgelerdeki soykırım kurbanlarına ilişin bilgilerin de yer aldığı Soykırım Anıtı her sene özellikle de 31 Mart tarihinde Azerbaycan devlet erkanı ve halkı tarafından ziyaret edilmektedir.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.