Denizlerde Artan Risk: Husilerin Kızıldeniz’deki Saldırıları

Araştırmacı Anwar Qasem Alkhudhari, Husilerin Kızıldeniz’de İsrail ile bağlantılı deniz seyrüseferine yönelik artan saldırılarının bölgesel ve küresel etkilerini Fokus+ için kaleme aldı.
Denizlerde-Artan-Risk--Husilerin-K%C4%B1z%C4%B1ldeniz%E2%80%99deki-Sald%C4%B1r%C4%B1lar%C4%B1.jpg

30.07.2025 - 14:28  |  Son Güncellenme:  27.08.2025 - 17:43

Yemen’deki Husi grubunun Askeri Sözcüsü Yahya Saree, İsrail’e karşı askeri operasyonların dördüncü aşamasına geçtiklerini ve İsrail limanlarıyla iş yapan şirketlere ait gemilerin milliyetlerine bakılmaksızın hedef alınacağını duyurdu. 

Saree, 27 Temmuz’da yaptığı açıklamada, tüm gemicilik şirketlerini İsrail limanlarıyla iş yapmayı bırakmaları konusunda uyardı. Aksi takdirde, bu gemilerin varış noktaları ne olursa olsun, Husi füzeleri ve silahlı insansız hava araçlarının (SİHA) ulaşabileceği her yerde hedef alınacağını vurguladı. 

Husiler bu adımlarıyla, Filistin direnişine destek amacıyla İsrail’e Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarını durdurması için baskı yapmayı hedefliyor. Husi grubu, savaşın başladığı Ekim 2023’ten bu yana, balistik ve hipersonik füzeler, SİHA’lar ve deniz araçlarıyla, İsrail’in işgal altındaki topraklardaki çıkarlarının yanı sıra hem İsrail’a ait, hem de onunla iş yapan gemileri hedef alarak çok sayıda saldırı düzenledi. 

Bu saldırılar herhangi bir can kaybına yol açmasa ve herhangi bir askeri gücü veya stratejik çıkarı yok etmemiş olsa da, Husiler şu kazanımları elde etti: 

1- İsrail’e ait veya bağlantılı gemilerin hedef alınması ve onunla ilişkili deniz seyrüseferine zarar verilmesi, Tel Aviv ile yapılan karşılıklı ticaretle ilişkili riskleri artırdı. Grup bu bağlamda, şimdiye kadar Kızıldeniz’de bazı gemileri ele geçirmeyi, bazılarını batırmayı ve zarar vermeyi başardı. 

2- İsrail merkezli ekonomi gazetesi Calcalist’in 18 Temmuz tarihli haberine göre, Husilerin saldırılarından, faaliyetlerini fiilen durduran Eilat Limanı hasar gördü. 

Nakash Kardeşler şirketinin sahip olduğu liman, gazetenin “Husiler için açık bir zafer ve tüm İsrail ekonomisi için bir yenilgi” olarak nitelendirdiği saldırılar nedeniyle tamamen kapanma tehdidiyle karşı karşıya kaldı. 

Söz konusu habere göre liman işletmecisi şirket, 2024 yılında gelirlerinde bir önceki yıla göre % 80’lik bir düşüş yaşadı. Bu da limanın varlığını fiilen sona erdirme tehdidi oluşturan ciddi bir mali krize yol açtı. 

Ben Gurion Uluslararası Havalimanı

3- Balistik ve hipersonik füzelerle defalarca hedef alınan Ben Gurion Uluslararası Havalimanı’nın aksaması da İsrail hükümetini hava operasyonları askıya almaya veya çeşitli uçuşları ileri tarihlere ertelemeye zorladı. Bu da hava trafiğini aksattığı gibi, İsrail’e ait havayolunun mali kayıplar yaşamasına neden oldu ve işgal altındaki bölgeye uçuşlarını azaltmaya veya askıya almaya başlayan diğer havayollarının endişelerini artırdı. 

4- Husilerin saldırıları nedeniyle zaman zaman hava saldırısı sirenlerinin çalması, bu füzelerin düşmesi veya havada imha edilmeleriyle yaşanan kaos İsrail toplumunda bir panik havası oluşturdu. Bu durum da, Gazze, Lübnan’ın güneyi, İran ve Yemen’den olmak üzere, Ekim 2023’ten bu yana birçok cepheden tehdit altında olan İsrail vatandaşları için güvenlik kavramını paramparça etti. 

Neler yaşandı?

Husiler bu saldırılarla, İsrail hükümetine, çoğu çocuk ve kadın olmak üzere 60 binden fazla sivilin hayatını kaybetmesine neden olan Gazze’ye yönelik saldırılar ve soykırımı durdurması için baskı yapmayı amaçlıyor. Bilindiği üzere ABD, İngiltere ve İsrail, geçtiğimiz yıl Husilerin Yemen’deki mevzilerine yönelik hava saldırıları düzenledi. Bu saldırılar, Husilerin kontrolündeki Hudeyde, Selif ve Ras İsa limanlarının yanı sıra petrol ve silah depolarını, enerji santrallerini, füze fırlatma rampalarını, füze ve SİHA üretim tesislerini hedef aldı. Husi grubu bu saldırılara rağmen, İsrail ile ilişkili şirketler ve gemilere yönelik tehditlerini sürdürdü. 

Husiler, 2023 yılı başlarında yaptıkları açıklamayla, İsrail’e yönelik saldırılarının, Lübnan’da Hizbullah, Irak ve Suriye’de ise silahlı Şii grupların yürüttüğü askeri operasyonları içeren, İran’a bağlı sözde “Direniş Ekseni” ile tam ve birleşik bir koordinasyonun parçası olduğunu duyurmuştu. 

İsrail ise “Direniş Ekseni”ne karşı adımlarıyla Hizbullah’ı zayıflatarak, başta partinin eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah olmak üzere birçok liderini öldürdü. Irak’taki silahlı grupları da etkisiz hale getirmeyi başardı. 

Öte yandan, Suriyeli muhalif güçler, 2024 yılı sonunda Beşşar Esed rejimini devirdi, Şam başta olmak üzere birçok şehir ve valiliği kurtardı ve nihayetinde Esed Rusya’ya kaçmak zorunda kaldı. 

Suriye’deki bu gelişmeler, İran ile Lübnan arasındaki askeri, insani ve lojistik desteğin kesilmesine neden oldu. Bu nedenle Yemen, özellikle İsrail ve ABD’nin Haziran ayında İran’a düzenlediği saldırıların ardından İsrail’e karşı tek aktif cephe haline geldi. 

İsrail bu saldırılar kapsamında, geçtiğimiz ay İran’ın nükleer projesinde yer alan önemli bilim insanlarının yanı sıra siyasi, askeri ve güvenlik liderlerini öldürdü. Ayrıca, İran devlet televizyonu ile bir dizi önemli askeri noktayı vurdu. Aynı zamanda ABD de, Tahran’ın nükleer tesislerini hedef aldı. 

Gözlemcilere göre Husi grubunun İsrail ile bağlantılı gemilere saldırma konusundaki bu ısrarı, bölgeyi yangın yerine çevirmek amacıyla grubun Rusya ve Çin tarafından desteklendiği hipotezini güçlendiriyor. 

Özellikle grubun İsrail’e karşı kullandığı füze ve SİHA teknolojileri ile lojistik gücünün yanı sıra Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde gemileri, rotalarını ve sinyallerini takip edebilme yeteneği, söz konusu askeri operasyonlarda destek aldıkları gayri nizami güçlerin varlığına işaret ediyor. 

Bu nedenle ABD, “yabancı terör örgütü” listesine aldığı, BM ve Washington tarafından yaptırımlar uygulanan Husi grubuyla ilişkileri konusunda zaman zaman hem Rusya hem de Çin’e uyarı mesajları gönderiyor. 

Eğer Rusya ve Çin’in gruba destek verdiği yönündeki hipotez doğruysa, Yemen bir süre daha bölgesel ve uluslararası hesaplaşmaların arenası olmaya devam edecek.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.