DEAŞ, Terör ve İsrail

Doç. Dr. İbrahim Karataş, terör örgütü DEAŞ’ın ideolojik sürekliliğini ve örgütün ABD ve İsrail’le ilişkisini Fokus+ için kaleme aldı.
İbrahim Karatas.jpg
deas-teror-ve-israil.jpg

02.01.2026 - 13:04  |  Son Güncellenme:  02.01.2026 - 13:08

2021 yılında yazdığım bir kitap bölümünü şu şekilde bitirmiştim: 

Bu çalışma, IŞİD’in radikal Selefi/Vahabi ideolojisinin hiçbir yere gitmediğini, örgütün tekrar canlanması halinde sivilleri ve potansiyel militanları tekrar toplayabileceği çıkarımına varmıştır. Bu bağlamda, örgütü fiziken yenmenin yanı sıra ideolojisine karşı tedbir alınmasının gerekliliğine işaret etmektedir.” 

Kitap bölümünün hazırlanması için birçok ulusal ve yerel gazetelere bakmış ve neticede yukarıdaki sonuca varmıştım. Bölümü hazırlama sebebim de DEAŞ’ın bittiği düşünülen bir dönemde hala tutuklamaların olmasıydı. DEAŞ 2014-2018 yılları arasında aktifti. 2021’de memleketin çeşitli şehirlerinde sözde komutanları tutuklanıyordu. Bu yüzden terör örgütünün Türkiye yapılanmasını irdelemek elzem olmuştu.  

İlgili bölüm için yaptığım araştırmada DEAŞ mensuplarının kendi aralarında bir ağ oluşturdukları ve devlet içinde devlet gibi davrandıkları ortaya çıkmıştı. Öyle bir yapılanma içindeydiler ki kendi okulları, mescitleri ve dernekleri vardı. Sempatizanların beyni mescitlerde yıkanırken çocuklar kreşlerde endoktrine ediliyordu. Mesela bazı çocuk kitaplarında toplama işlemi için görsel olarak kurşunlar kullanılıyordu. Yetişkinlere ise devletin tağut olduğu, mahkemelerin tanınmaması gerektiği, oy kullanmanın caiz olmadığı ve kendileri gibi düşünmeyenlerin kafir olduğu öğretiliyordu (ve öğretilmeye devam ediliyordur). Dolayısıyla kendilerinden olmayanların yani kafirlerin arkasında namaz kılınmazdı çünkü kafirin (!) namazı kabul değildir.  

DEAŞ, ideolojisini sadece düşüncede bırakmayıp hayatına uygulayan bir örgüttür. Pratikleri arasında kafirleri katletmek de var ve bunun cihat olduğuna kendilerini inandırmış durumdalar. Dolayısıyla kafir olarak gördükleri polis ve askerlerimizi katlettikleri zaman sevaba gireceklerini düşünecek kadar sapkın bir anlayışa sahiptirler.  

O günlerdeki araştırmada ortaya çıkan diğer bir gerçek de DEAŞ’ın bitmeyip uyku moduna geçtiğiydi. Çünkü örgüt Suriye ve Irak’ta yenilmişti. Türkiye ve diğer ülkelerdeki militanları koordine edecek, onlara eylem yaptıracak habis akıllar yok edilmişti. Dolayısıyla örgütün kalan üyeleri ve aileleri bulundukları toplumlar içinde ayrı bir toplum olarak yaşamaya başladılar. Ancak radikal selefi eğitim almaya ve başkalarını tekfir etmeye devam ettiler. Onların beklentisi sözde hilafetin bir kez daha ortaya çıkmasıydı. 

Ancak beklenen olmadı. Halifeliğini ilan eden her halife halefi öldürüldü. Fakat DEAŞ milletinin umutları sönmedi çünkü sürekli geleceğe dair umut aşılayan bir ruh var. Nasıl ki beden öldüğünde ruh varlığını sürdürür, DEAŞ ideolojisi de varlığını devam ettiriyor.   

DEAŞ’ın ABD ve İsrail bağlantısı  

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu

Yalova’da polisin müdahale ettiği teröristler aslında bu ruhu kendi vücutlarında yaşatan katillerdi.  Müdahale, ruhun da yok edilmesine yönelikti ama bu çok zor ve en fazla hareketsiz kalması sağlanabilir.  Ancak öyle görünüyor ki birileri de DEAŞ ruhunun yeni bir beden bularak harekete geçmesi için uğraşıyor. ABD’li eski istihbaratçı Paul Williams’a göre DEAŞ’ı Amerikalılar kurdu. Williams ayrıca yaralı birçok DEAŞ’lı teröristin zamanında İsrail’de tedavi edildiğini de söyledi. Donald Trump da 2016 yılında Obama’nın DEAŞ’ı kurduğunu iddia ederken, bazı İsrailliler de DEAŞ’lı teröristleri tedavi ettiklerini kabul etmişti.  

Doğrusu DEAŞ’ı ABD’nin kurduğuna dair iddialar için daha fazla delile ihtiyaç var. Ancak Amerikalıların kendileri kurmasalar bile DEAŞ’tan istifade etmeleri anormal bir durum olmaz. DEAŞ gerçekten de ABD ve İsrail’in düşmanlarına karşı savaştı. Dolayısıyla İsrail ve ABD’nin korumasında olması sürpriz olmayacaktır. Ancak söz konusu işbirliğini örgütün alt tabakasının bilmesi pek olası olmadığı için militanların ABD ve İsrail hedeflerine saldırması mümkündür. Nitekim geçtiğimiz günlerde Suriye’de iki Amerikalı askeri öldürdüler. Fakat bu durum perde arkasındaki işbirliğini engellemeyecektir.  

Mezkur işbirliğinde özellikle İsrail’e dikkat etmek lazım. DEAŞ bir terör örgütü, İsrail bir terör devleti. Biri İslam’ı diğeri Yahudiliği kullanıp bölgeyi terörize ediyor. DEAŞ da İsrail de İslam alemine düşmandır. İkisinin kökleri farklı olsa da yayıldıkları yaşam alanları aynıdır ve onların dallarını kesecek olanlar ikisinin de düşmandır. Örneğin İsrail de DEAŞ da Hamas’ı sevmez. DEAŞ’ın katlettiği Hamaslı sayısı İsrailli sayısından fazladır. Ayrıca DEAŞ’ın İsrailli öldürdüğüne dair hiçbir haber duymadık.   

Hal böyleyken İsrail ve DEAŞ’ın perde arkasında ittifak yapması kadar doğal bir karar olamaz. DEAŞ nasıl olsa İsrail’e dokunmuyor. DEAŞ’ın faaliyet gösterdiği yerlerin karışması ise en çok İsrail’in işine gelir. Denkleme muhtemelen YPG de DEAŞ ile yan yana gelmeyecek şekilde girecektir. İsrail aracılığıyla iki örgütün birbirinin alanına karışmadan Suriye’de hüküm sürmesi mümkündür.  

Bu arada DEAŞ’ı Türkiye’nin başına musallat edenin YPG olduğunu yeniden hatırlamak gerekir. DEAŞ ilk ortaya çıktığında Türkiye’yi karşısına almadı. Çünkü yiyeceği darbeyi az çok tahmin edebiliyordu. Ancak örgüt Kobani’yi ele geçirmeye çalıştığında Türkiye siviller için sınırlarını açmakla kalmayıp bir de Kuzey Irak’tan gelen Peşmergelerin Kobani’ye girişine izin verince Türk hedeflerine de saldırmaya başladılar. Ne var ki bugün Suriye’deki Kürtleri temsil ettiğini iddia eden YPG, şu sıralar DEAŞ ile aynı safta ve İsrail’in vekili olarak davranıp Türkiye’nin barış elini geri çeviriyor.  

Hibrit bir savaş dönemine giriyoruz. İsrail arkada, terör örgütleri önde olacak şekilde bir savaş konumlanması var. Kurşunu İsrail temin edecek, terör örgütleri de ateş edecek. Belli ki devletimiz durumun farkında. Suriye devleti de ne olup bittiğini biliyor ama zayıf olduğu için ancak gücü nispetinde cevap verebilecektir.  

Özetle DEAŞ başta olmak üzere eski ve yeni terör örgütleri kaos için hazır bekliyorlar. Hepsinin İsrail’le çıkarları uyuşuyor. Boş hayaller peşinde koşarak ortalığı kan gölüne çevirmeye çalışacaklar. Türkiye Yalova’da bu oyunu gördüğünü ilan etti ve iç temizliğe başladı. Suriye’de sonuç nasıl olur bilmiyoruz ama terör örgütlerinin bu sefer yeni hamileri olan İsrail’den cesaret ve mühimmat alarak saldırı yapması olasıdır. Bu yüzden önümüzdeki günlerde Türkiye’de sınırlı ve fakat bölgede daha çok ses getirecek terör olaylarına şahit olmamız sürpriz olmayacaktır.  

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.