Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Etiyopya Ziyareti: Türkiye’nin Afrika'daki Konumu

Araştırmacı Mohammed Saleh, Türkiye’nin Afrika Boynuzu’ndaki stratejik yeniden konumlanma sürecini ve Etiyopya üzerinden şekillenen çok boyutlu işbirliği arayışını Fokus+ için kaleme aldı.
cumhurbaskani-erdogan-in-etiyopya-ziyareti-turkiye-nin-afrika-daki-konumu.jpg

18.02.2026 - 16:18  |  Son Güncellenme:  18.02.2026 - 16:34

Afrika Boynuzu, deniz ticaret rotaları için artan rekabet ve Kızıldeniz ile Bab’ul Mendeb Boğazı'nın küresel güvenlik, enerji ve ticaret denklemlerindeki artan önemiyle birlikte, bölgesel ve uluslararası aktörlerin önceliklerini yeniden şekillendiren hızlı dönüşümlere tanık oluyor. Bu çerçevede Recep Tayyip Erdoğan’ın Addis Ababa’ya gerçekleştirdiği ziyaret, Türkiye’nin Afrika’daki varlığını sembolik diplomatik temasların ötesine taşıma iradesini yansıtıyor. Ziyaret, Ankara’nın ekonomi, diplomasi ve savunma işbirliğini bütünleştiren çok boyutlu araçlarla bölgenin merkezinde stratejik bir yeniden konumlanma arayışında olduğunu ortaya koyuyor.  

Çalkantılı bölgesel atmosfer ve ortaya çıkan fırsatlar  

Afrika Boynuzu, iç çatışmaların yanı sıra küresel güçlerin rekabetinin bir sonucu olarak yıllardır jeopolitik bir dalgalanma yaşıyor. Örneğin Etiyopya, Tigray bölgesindeki karmaşık bir iç savaştan çıktıktan sonra Amhara bölgesindeki başka bir çatışmanın içine sürüklendi. Somali, terörle mücadelesini sürdürürken, ulusal bütünlüğünü yeniden inşa etme konusunda ciddi sınamalar yaşıyor. Sudan ise üç yılı aşkın süredir devam eden siyasi ve güvenlik krizinin etkilerini taşıyor.  

Aynı zamanda Afrika Boynuzu, dünyanın en stratejik deniz geçiş hatlarından birine komşu konumuyla küresel sistem açısından kilit bir bölge ve bu nedenle büyük güçlerin giderek artan ilgisini çekiyor. Ankara, bu dalgalı ortamda ortaya çıkan stratejik boşlukların orta ölçekli güçler için yeni manevra alanları sunduğunun farkında. Bu nedenle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Etiyopya ziyareti, sadece diplomatik bir temas olarak değil, Türkiye’nin Kızıldeniz havzası ve Doğu Afrika ekseninde rolünü yeniden tanımlamasına yönelik daha geniş bir vizyonun parçası olarak görülmelidir.  

Etiyopya bölge için stratejik bir merkez  

Etiyopya, yalnızca nüfus büyüklüğüyle Afrika’nın en kalabalık ikinci ülkesi olması nedeniyle değil, aynı zamanda siyasi ve askeri kapasitesiyle Afrika Boynuzu dengelerinde belirleyici bir aktör olması bakımından da stratejik önem taşıyor. Denize kıyısı bulunmamasına rağmen, limanlara erişim ve denize çıkış arayışları üzerinden yürüyen bölgesel tartışmalarda merkezi bir konuma sahip. Türkiye açısından ise Etiyopya, hem yükselen bir pazar hem de önemli bir siyasi ortak niteliği taşıyor. Ankara, özellikle imalat sanayi, tekstil ve inşaat sektörlerinde Etiyopya ekonomisine yatırım yapan başlıca yabancı aktörler arasında yer alıyor.   

Sayıları yaklaşık 200’e ulaştığı belirtilen Türk şirketleri, ülkenin geniş iş gücü ve yatırımı teşvik eden hükümet politikalarından yararlanarak, Etiyopya’daki sanayi bölgelerinde başarılı bir şekilde varlık gösterdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyareti, ekonomik işbirliğini derinleştirme hedefini pekiştirirken, aynı zamanda ticaretin ötesine geçen siyasi ve güvenlik mesajları da içerdi.   

Yumuşak güçten çok boyutlu ortaklığa  

Türkiye’nin Afrika’daki varlığı başlangıçta yumuşak güç araçları üzerinden şekillendi, insani yardımlar, burs programları, kalkınma projeleri ve diplomatik açılım politikası bu sürecin temel unsurlarını oluşturdu. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2011 yılında Somali’ye yaptığı ziyaret, Afrika kamuoyunun Türkiye algısında dönüm noktası niteliği taşıdı. Ankara bu hamleyle kendisini sömürgecilik geçmişiyle anılmayan bir ortak olarak konumlandırdı. Ancak gelinen aşama, Türk dış politikasında “insani diplomasi” modelinden “çok boyutlu stratejik ortaklık” modeline doğru belirgin bir evrime işaret ediyor.  

Etiyopya örneğinde ilişkiler, artık yalnızca ekonomik işbirliğiyle sınırlı değil, savunma alanında işbirliği ve askeri teknoloji transferi gibi başlıkları da kapsıyor. Bu durum, Ankara’nın kurumsal bağları daha derin ve kalıcı bir zemine taşıma arayışını yansıtıyor. Söz konusu dönüşüm, Türkiye’nin sürdürülebilir nüfuzun yalnızca kalkınma projeleriyle değil, karşılıklı bağımlılığı güçlendiren güvenlik ortaklıklarıyla da inşa edilebileceği yönündeki değerlendirmesini ortaya koyuyor.   

Ziyaretin bölgesel mesajları  

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’ya gerçekleştirdiği ziyaret, bölgesel düzeyde birden fazla mesaj içeriyor. Bu mesajların öne çıkan başlıkları şu şekilde özetlenebilir:  

1-Etiyopya sınırındaki Sudan krizindeki gelişmeler: Recep Tayyip Erdoğan’ın Etiyopya ziyaretinin, Sudanlı yetkililerin, Etiyopya’nın Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) ait bir kampın açılmasına göz yumduğuna dair suçlamaları gibi, Etiyopya–Sudan sınır hattında artan gerilimlerle aynı döneme denk gelmesi dikkat çekti. Söz konusu gelişmeler, halihazırda kırılgan olan bölgesel dengeler açısından hassas bir güvenlik boşluğu riski doğuruyor. Ankara açısından tablo, temkinli ve dengeli bir yaklaşımı zorunlu kılıyor. Türkiye, hem Etiyopya hem de Sudan ile ilişkilerini sürdürürken, bölgesel istikrarı önceleyen bir pozisyon almaya özen gösteriyor. Gerilimin tırmanma potansiyeli, özellikle sınır istikrarının daha geniş bölgedeki ekonomik ve güvenlik çıkarlarına hizmet etmesi nedeniyle, doğrudan gerilimi azaltma rolü oynamak için müdahale ve diplomatik manevralar gerektiriyor.  

2- Somali ve İsrail'in Somaliland’i Tanıması: İsrail’in Somaliland’i tanıması, Türkiye’nin Afrika Boynuzu’ndaki varlığı ve bölgesel yaklaşımı açısından hassas bir konu olarak öne çıkıyor. Ankara, Somali’nin toprak bütünlüğünü açık biçimde destekliyor ve ayrılıkçılığı teşvik edebilecek her türlü tek taraflı adımı reddediyor. Bu nedenle konu, Türkiye’nin bölgesel stratejik hesaplarında önemli bir faktör. Olası bir tanıma adımının, Kızıldeniz hattındaki güç dengelerine ve deniz ticaret yollarının güvenliğine yansımaları olabileceğinden endişe duyuyor. Ayrıca bu durum, Türkiye’yi siyasi ve güvenlik angajmanını daha da güçlendirmeye yöneltebilir. Bu adım, olası bölgesel kaymaları dengelemeye dönük bir hamle olarak okunabilir.  

3- İttifakları çeşitlendirmek: Türkiye, dış politikasında katı bloklara angaje olan bir aktör değil, aksine farklı bölgesel taraflarla dengeli ilişkiler kurmayı hedefleyen bağımsız bir ortak olduğunu vurguluyor. Bu yaklaşım, bölgedeki ortaklarının güvenini kazanmasını ve istikrarsız bölgenin çeşitli krizleriyle başa çıkmak için büyük fırsatlar elde etmesini sağladı.  

4- Kızıldeniz’deki varlığın güçlendirilmesi: Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb Boğazı, küresel ticaret ve enerji akışının en kritik arterlerinden biri olarak öne çıkıyor. Bu hatta yaşanabilecek herhangi bir aksama, küresel tedarik zincirlerini ve enerji sevkiyatını doğrudan etkileyebilecek sonuçlar doğuruyor. Her ne kadar Etiyopya denize kıyısı olmayan bir ülke olsa da, limanlara erişim ve denize çıkış arayışları nedeniyle Kızıldeniz ve çevresindeki denklemlerde merkezi bir rol oynuyor.  

5- Etiyopya ve Eritre arasındaki gerilim: Eritre ve Etiyopya arasındaki temel gerilim, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Addis Ababa ziyaretinin önemli bir zeminini oluşturuyor. 2018 yılında imzalanan barış anlaşmasına rağmen, Tigray savaşı sonrasında karşılıklı güvensizlik yeniden gün yüzüne çıktı, sınır güvenliği düzenlemeleri ve denize erişim meseleleri ise süreci daha da karmaşık hale getirdi. Bu tablo, Türkiye’yi hassas bir denge denklemiyle karşı karşıya bırakıyor. Ankara, Etiyopya ile stratejik ortaklığını güçlendirmeye çalışırken, Kızıldeniz havzasının istikrarını tehdit edebilecek bölgesel bir kutuplaşmanın parçası olmaktan kaçınmayı hedefliyor. Bu nedenle Türkiye, söylem düzeyinde bölgesel istikrarı destekleyen ve olası gerilimlerin tırmanmasını önlemeye vurgu yapan bir çizgi izliyor. Aynı zamanda ikili çatışmalara doğrudan taraf olmadan, diplomatik denge marjını korumaya özen gösteriyor.  

6- Uluslararası ortaklığı yeniden tanımlamak:   

Ankara, uluslararası işbirliği anlayışını yalnızca siyasi koşullara bağlı yardım mekanizmalarıyla sınırlı bir çerçevenin ötesine taşıyan bir model olarak sunuyor. Türkiye, ortaklıklarını yatırım, üretim kapasitesi oluşturma ve teknik bilgi transferi ekseninde kurguladığını vurguluyor. 

Uluslararası rekabet ve Türkiye’nin hareket alanının sınırları  

Türkiye’nin Afrika Boynuzu’ndaki rolü bir boşlukta şekillenmiyor. Afrika Boynuzu, ABD ve Çin’in yanı sıra Arap ve Afrika devletlerinin bölgesel rolleri de dahil olmak üzere küresel güçlerin rekabet alanı niteliği taşıyor. Bu çok aktörlü yapı, Ankara’yı keskin bloklaşmalardan kaçınmaya ve vekalet savaşlarının parçası olmamaya dönük hassas hesaplar yapmaya zorluyor. Öte yandan Türkiye ekonomisinin karşı karşıya bulunduğu iç zorluklar da, dış yatırımların sürdürülebilirliği konusunda dikkatli bir planlama gerektiriyor. Ancak Türkiye, Etiyopya'daki uzun vadeli sanayi ortaklıklarının hem stratejik hem de ekonomik getiriler sağlayabileceğine inanıyor.  

Etiyopya’nın çok yönlü ortaklık arayışı  

Etiyopya ise tek bir güce olan bağımlılığını azaltmak için uluslararası ortaklarını çeşitlendirmeye çalışıyor. Bu bağlamda Türkiye ile kurulan ortaklık, yatırım, savunma iş birliği ve teknik destek boyutlarını bir araya getirirken, iç siyasi meselelere yönelik baskıcı bir söylem içermemesi nedeniyle cazip bir seçenek olarak görülüyor. Karşılıklı çıkar zemininde şekillenen bu yakınlaşma, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Addis Ababa ziyaretine eşlik eden diplomatik ivmeyi açıklıyor. İlişkilerin özellikle enerji, altyapı ve savunma sanayilerinde daha da genişlemeye hazır olduğunu gösteriyor.   

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Etiyopya ziyareti, Ankara ile Addis Ababa arasındaki ikili ilişkilerin ötesinde, daha geniş bir bölgesel ve stratejik çerçeveye oturuyor. Bu temas, Türkiye’nin Afrika Boynuzu’ndaki varlığını pekiştirme hedefinin parçası olarak, Kızıldeniz’de deniz güvenliği, Sudan ve Eritre sınır hatlarındaki istikrar arayışı ve Tigray krizi ile Nahda (Rönesans) Barajı bölgesel çatışmalara ilişkin siyasi dengeyi kapsıyor. Ziyaret aynı zamanda Türkiye’ye, Etiyopya’daki altyapı projeleri ve sanayi yatırımlarında daha etkin rol alma imkanı sunarak ekonomik ve siyasi nüfuzunu güçlendirme fırsatı tanıyor. Diplomatik açıdan ise Ankara’ya, herhangi bir tarafın yanında yer almadan Afrika ülkeleri arasındaki gerilimlerde kolaylaştırıcı veya arabulucu roller üstlenebileceği bir manevra alanı sağlıyor. Dolayısıyla bu ziyaret, Türkiye’nin ikili ilişkilerini kullanarak çok yönlü bölgesel roller üstlenme ve etkili bir orta güç olarak konumunu güçlendirme yeteneğini gösteriyor.  

Sonuç: Hesaplanmış bir yeniden konumlandırma  

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Etiyopya ziyareti, Türkiye’nin Afrika Boynuzu’nun merkezinde yürüttüğü yeniden konumlanma sürecinde önemli bir adım niteliği taşıyor. Söz konusu temas, yalnızca diplomatik bir protokol ziyareti değil, Ankara’nın Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb Boğazı’na bakan hayati bir bölgedeki varlığını güçlendirmek için ekonomi, diplomasi ve güvenlik işbirliğini birleştiren kapsamlı bir stratejinin parçası. Türkiye, Etiyopya ile ekonomik ortaklıklarını derinleştirirken, siyasi ve güvenlik istikrarını destekleyen bir yaklaşım sergiliyor, altyapı projeleri ve sanayi yatırımlarındaki rolünü öne çıkararak uzun vadeli bir nüfuz alanı inşa etmeye çalışıyor.   

Ziyaret aynı zamanda Ankara’ya, Sudan–Etiyopya sınır gerilimi, Etiyopya–Eritre hattındaki hassasiyetler ve Nahda Barajı dosyası gibi bölgesel başlıklarda diplomatik manevra alanı sağlıyor. Bu stratejik konumlanma, Türkiye’nin yumuşak güç unsurlarını savunma ve güvenlik konularında işbirliği gibi sert güç araçlarıyla dengeli biçimde harmanlayabildiğini gösteriyor. Böylece Ankara, Doğu Afrika’da etkili bir orta güç olarak rolünü pekiştirirken, bölgesel ve uluslararası düzeyde nüfuzunu artırma hedefini sürdürüyor.  

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.