Çocukluk Gözlerimden Aliya İzetbegoviç
17.10.2025 - 12:34 | Son Güncellenme: 17.10.2025 - 12:41
Bu ay, rahmetli Aliya İzetbegoviç’in vefatının yıldönümü (19 Ekim 2003). Aynı zamanda doğumunun da 100. yılı. Böylesine bir insan ve lider hakkında her defasında yeni şeyler anlatmak mümkün. Çünkü o, yaşadıklarıyla, yazdıklarıyla, düşünceleriyle, mücadelesiyle her kuşakta yeniden doğan bir örnek.
Aliya’yı anlamanın en güzel yollarından biri, hiç kuşkusuz kendi kaleminden çıkan kitaplarını okumaktır. “Doğu ve Batı Arasında İslam”, “Özgürlüğe Kaçışım” veya “İslam Deklarasyonu” gibi eserleri, sadece bir liderin değil, aynı zamanda düşünen, inanan ve mücadele eden bir insanın iç dünyasına açılan kapılardır. Ve bu kitapların hepsi Türkçeye çevrildi, dolayısıyla artık herkese açık birer miras gibi duruyorlar. O yüzden ilk olarak okumayanlar için bu kitapları tavsiye etmek istiyorum.
Ama ben bu yazıda kitaplarından değil, Aliya’nın bende bıraktığı izlerden bahsedeceğim. Kendimi çok şanslı hissediyorum çünkü henüz çocuk yaşta onunla tanışma fırsatım olmuştu. Kötü ve acı sebeplerden ötürü belki ama iyi ki o gün hayatımda oldu. Hatta ona bir şiir bile okumuştum.
Savaş dönemiydi. Henüz ilkokula yeni başlamıştım. O yıllarda savaş yüzünden okullar düzenli çalışmıyordu ama biz yine de eğitimimize devam ediyorduk. Bizim okulda birden beşe kadar tüm sınıflar aynı odada, tek bir öğretmenle ders yapılırdı. Kitap yok, defter yok. Öğretmenimiz her seferinde birkaç sayfa kâğıda dersleri yazıp getirirdi. Bir gün öğretmenimizin yönlendirmesiyle hep birlikte rahmetli Aliya’ya bir mektup yazdık. Ona dua ettiğimizi, yanında olduğumuzu, bizim için gösterdiği cesaretten ve mücadelesinden dolayı teşekkür ettiğimizi anlattık. Açıkçası, cevabın geleceğine pek inanmamıştık. Yani, ülkesi savaş halinde olan, dört tarafı düşmanla sarılmışken, sürekli şehit veriyorken, bir okuldan gelen mektuba cevap vereceğini beklememek de normaldi. Ama kısa bir süre sonra, gerçekten cevap geldi. Aliya mektubumuz için teşekkür ediyor, bizi okulda ziyaret edeceğini söylüyordu.
Gözden Kaçmasın
O anki sevincimizi anlatmak imkansız. Savaşın tam ortasındaydık. Kuşatma altındaki bir şehirde, her gün bombalar patlarken, keskin nişancılardan kaçarken, devlet başkanının çocuklarla buluşmak istemesi neredeyse inanılmazdı. Aliya İzetbegoviç işte bu yüzden farklıydı. O, sadece ülkesine adanmış bir lider değil, aynı zamanda koca yürekli bir insandı.
Ziyaret günü gizli tutulmuştu, sadece öğrencilerin aileleri biliyordu. Çünkü okulun bombalanmasından korkuluyordu. Aliya, Almanya’daki bir görüşmeden yeni dönmüştü. Yanında oradan bize çikolata getirmişti. Belki bir yıldır çikolata görmemiştik. Bir kutu dolusu çikolatanın önünde çocukça bir mutlulukla parlayan gözlerimizi nasıl tarif edebilir ki insan. O çikolatayı abilerimle paylaştım, kendi payımı da beyazlayana kadar saklayıp yememiştim.
Aslında onun bizimle kalması on beş dakika olarak planlanmıştı ama neredeyse iki saat kaldı. Her birimizle tek tek konuştu, ilgilendi, defterlerimizi imzaladı. Şimdi düşündüğümde, belki de o da bizimle biraz nefes aldı, dinlendi. Bizimle vakit geçirerek yeniden güç topladı. O bize iyi geldi, biz de ona.
İlk karnemi Aliya İzetbegoviç’in imzasıyla aldım. O gün ona bir şiir okudum:
“Sayın Cumhurbaşkanım,
Biz, en küçükler,
Gördüğünüz gibi sıraya giriyoruz
Ve söz veriyoruz;
Ülkemiz Bosna Hersek Cumhuriyeti,
Özgür ve haklı olanların ülkesi,
Çocuk oyunlarının ve özgürlüğün ülkesi olduğunu
Öğreneceğimize ve öğreteceğimize söz veriyoruz.
Söz veriyoruz ki,
Yarın büyüdüğümüzde
Sizin bugün olduğunuz gibi olalım.”
Bugün ona bir şey söyleme fırsatım olsa, belki yine aynı şiiri okurdum. Belki de bu şiir bana daha o yaşlarda güzel bir vatani sorumluluk yükledi. Vatan açısından daha kıymetli bir bilinçle büyümeme katkı sağladı. Şiir için emin değilim ama, onun o günkü ziyareti kesinlikle katkı sağladı. O gün, savaşın karanlığında bize ışık olmuştu. Bombalar altında büyüyen çocuklar olarak sadece oyuncak kavgaları yaşımızın gereğiydi ama biz keskin nişancılardan saklanmayı öğrenerek büyüdük. Ve Aliya’nın gelişi bize güven verdi. Yalnız olmadığımızı, terk edilmediğimizi gösterdi.
Belki dışarıdan bakan biri, “Bir çocuk o yaşta ne anlayabilir ki?” diye düşünebilir. Ama inanın, anlıyor. Savaşta büyüyen çocuk, bir yanı çocuk kalsa da bir taraftan da bir gecede olgunlaşıyor. Ve o karanlığın içinde, sizin için mücadele eden birinin sizi bizzat ziyaret etmesi, gözlerinizin içine bakıp “pes etmeyeceğiz, özgür olacağız” demesi, hiçbir zaman unutulmuyor.
Aliya İzetbegoviç işte böyle bir insandı. Ülkesi dört bir yandan saldırı altındayken, dört taraftan düşman saldırıyorken, her gün şehitler veriyorken bile, çocuklara zaman ayıracak kadar incelikli, merhametli ve bilgeydi. Kimi lider güçlü olabilir, kimi komutan cesur olabilir ama tüm güzel özellikleri barındırıp, bu kadar insani, ince ve samimi olabilmek herkese nasip olmaz. O, bilgeliğiyle, adaletiyle, cesaretiyle, mücadelesiyle ve de samimiyetiyle gönlümüzde yer etti.
Bugün onu genelde bilge lider, düşünür ya da devlet adamı olarak anıyoruz. Ama benim için o, çocuk kalbime dokunmuş bir insandır. Bir şiir, bir çikolata ve iki saatlik bir ziyaretle, bir ömürlük iz bırakmış bir liderdir Aliya İzetbegoviç. Ve belki de bu yüzden, aradan geçen bunca yıla rağmen, onu her anışımızda yüreğimizde aynı sıcaklık belirir.
En önemlisi de Aliya İzetbegoviç’i tanıyan nesilleri bundan sonra yetiştirmemiz. Hem vatanı, milleti için hem de İslam için verdiği mücadeleyle bizim ona öyle bir borcumuz olsun.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.