Çin Ordusunda Deprem: Tasfiye, Güç ve Mutlak Denetim
27.01.2026 - 16:35 | Son Güncellenme: 28.01.2026 - 11:02
Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nda (PLA) son dönemde yaşanan gelişmeler, sıradan bir disiplin ve yolsuzluk sürecinden ziyade, uzun vadeli ve sistematik bir yeniden inşa operasyonuna işaret ediyor olabilir. Ordunun en üst kademesinde yer alan Zhang Youxia ve Liu Zhenli hakkında disiplin soruşturması başlatılması, bu sürecin yalnızca son ve en görünür halkası.
Bu iki isim yalnızca rütbeleriyle değil; PLA içindeki konumları, kişisel ağları ve kurumsal etkileriyle öne çıkıyordu. Özellikle Zhang Youxia, devrimci asker aileleri geleneğinin yaşayan en güçlü temsilcilerinden biri ve PLA’nın Xi’den sonra en güçlü kişisiydi. Liu Zhenli ise cephe deneyimiyle sahada karşılığı olan bir komutandı. Bu nedenle soruşturmalar, bireysel suçlardan ziyade ordu içindeki güç merkezlerinin tasfiyesine yönelik bir hamle olarak okunmalı.
Bu tasfiyelerle birlikte Çin Merkez Askeri Komisyonu’nun mevcut yapısına bakıldığında, Xi Jinping dışında neredeyse tüm ağır topların sistem dışına itildiği görülüyor. Bu tablo, ilk bakışta kurumsal boşalma izlenimi verse de gerçekte yaşanan, merkezi otoritenin mutlaklaştırılmasıdır.
Olayın etkilerine geçmeden önce PLA’daki tasfiye süreçlerine de yakından bakmak gerekiyor.
PLA’daki tasfiyeler
Mevcut tasfiyeleri doğru okuyabilmek için PLA’nın özellikle son on yılına daha detaylı bakmak gerekiyor. Xi Jinping’in iktidara gelişinden bu yana ordu, Çin tarihinin en sert iç temizlik sürecine sahne oldu.
2014–2015 döneminde eski Merkez Askeri Komisyonu Başkan Yardımcıları Xu Caihou ve Guo Boxiong, ordu içindeki yolsuzluk ağlarının simgesi olarak tasfiye edildi. Bu iki dosya, PLA’da terfi sisteminin fiilen bir rütbe pazarına dönüştüğünü açık biçimde ortaya koymuştu.
Daha yakın dönemde Savunma Bakanı Li Shangfu’nun görevden alınması ve ardından PLA Roket Kuvvetleri komuta kademesinin neredeyse tamamen temizlenmesi, tasfiyelerin stratejik kuvvetlere kadar uzandığını gösterdi. Nükleer ve balistik füze kapasitesini yöneten birimlerdeki bu operasyon, Xi’nin özellikle caydırıcılık ve nükleer karar alma süreçlerini doğrudan kontrol altına alma arzusunun işaretiydi.
Zhang Youxia ve Liu Zhenli dosyaları ise bu zincirin doğal devamı. Fark şu ki: Bu kez tasfiye edilenler, artık eski düzenin kalıntıları değil, bizzat sistemin merkezine yakın figürler.
Zhang Youxia: Gerçekten casus mu?
Zhang Youxia ve Liu Zhenli dosyalarında kamuoyuna yansıyan suçlamalar; rüşvet, görevi kötüye kullanma ve yabancı ülkelerle iş birliği gibi klasik başlıklar etrafında şekilleniyor. Özellikle Zhang Youxia’ya atfedilen “ABD’ye nükleer silah verisi sızdırma” iddiası, dış basında sansasyonel biçimde servis edildi.
Zhang Youxia hakkında ortaya atılan casusluk iddiası, ilk bakışta dikkat çekici olsa da ikna edici değil. Bu düzeyde bir figürün, nükleer sırları dolaylı ve amatör sayılabilecek kanallar üzerinden sızdırması pek olası görünmüyor. Zhang’ın maddi bir motivasyonu da bulunmuyor; zaten Çin askeri elitleri uzun süredir ciddi ekonomik imkanlara sahip.
Bu noktada dikkat çekici olan başka bir ayrıntı var: Ağustos 2024’te ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan’ın Pekin ziyareti sırasında özellikle Zhang Youxia ile görüşme talep etmesi. Bu görüşme, Çin siyasal çevrelerinde uzun süre tartışıldı ve çeşitli söylentilere yol açtı. Ancak bu temasların, Zhang’ın “ABD adına çalıştığı” sonucuna doğrudan bağlanması zorlama bir yorum olur.
Daha muhtemel senaryo, nükleer sanayi bürokrasisi içindeki daha alt düzey aktörlerin bilgi sızdırmış olması ve bu dosyanın siyasal mücadele bağlamında yukarıya doğru taşınmasıdır. Çin’in siyasal sistemine aşina olanlar için bu, olağan bir yöntemdir: asıl hedefe ulaşmak için ikincil aktörler üzerinden dosya inşa etmek.
Yanlış okuma: “Çin ordusu zayıflıyor” yanılgısı
Batı’da sıkça dile getirilen bir yorum, bu tasfiyelerin Çin ordusunun savaş kabiliyetini azalttığı yönünde. Oysa PLA’nın temel sorunu personel sayısı, teknoloji ya da bütçe değildir. Asıl sorun, komuta bütünlüğü, özerk yapıların varlığı ve siyasal sadakat eksikliğidir.

PLA içinde uzun süredir yarı özerk klikler, bölgesel sadakat ağları ve devasa ekonomik çıkar alanları oluşmuş durumda. Ordu, teoride partinin silahlı gücü olarak tanımlansa da pratikte bazı üst düzey komutanlar, parti direktiflerinden bağımsız hareket edebilecek manevra alanlarına sahipti. Daha da önemlisi, bu kliklerin bir kısmı Tayvan meselesinde yüksek risk almaya isteksizdi.
Tayvan dosyası ve PLA’nın isteksizliği
PLA içinde Tayvan’a askeri müdahale konusunda çekingen ve isteksiz grupların bulunduğu uzun süredir biliniyor. Bunun birkaç temel nedeni var:
1-Askeri ve lojistik belirsizlikler: PLA, Tayvan Boğazı’nı aşacak tam kapsamlı bir harekatın risklerinin son derece yüksek olduğunun farkında. Amfibi kapasite, hava üstünlüğü ve uzun süreli lojistik destek konularında ciddi soru işaretleri mevcut.
2-Kişisel ve kurumsal ekonomik çıkarlar: PLA’nın yurtdışında ve Çin içinde doğrudan ya da dolaylı biçimde bağlantılı olduğu ticari varlıklar bulunuyor. Savunma sanayi şirketleri, enerji yatırımları ve dış ticaret ağları, olası bir savaşta yaptırımlarla hedef haline gelebilir. PLA varlıkları dondurulabilir.
3-Golden Triangle faktörü: Myanmar–Tayland–Laos üçgeni, küresel uyuşturucu ve yasa dışı ticaret ağlarının merkezlerinden biri. Bu bölgede dönen sermaye ve bağlantılar, bazı askeri–bürokratik çevreler için sessiz ama hayati önemde.
4-Başarısızlık korkusu: Tayvan’da yaşanacak olası bir askeri başarısızlık, PLA komuta kademesi için yalnızca kariyer sonu değil, fiziksel tasfiye anlamına da gelebilir.
Xi Jinping açısından bu çekingenlik kabul edilemez. Tayvan, onun için yalnızca stratejik değil; tarihsel miras ve rejim meşruiyeti meselesidir. Bu nedenle bugün yaşanan tasfiyeler, Tayvan hedefinin önündeki askeri–siyasal direnci kırmaya yöneliktir.
Sonuç: Tasfiye değil, mutlak merkezileşme
Sonuç olarak, düşünülenin aksine Bugün PLA’da yaşananlar bir çözülmeden ziyade otoriter merkezileşmenin askeri ayağı haline geldi. Xi Jinping, orduyu zayıflatmıyor; aksine onu daha disiplinli ve liderliğe mutlak bağlı bir yapıya dönüştürüyor.
Bu sürecin sonunda Çin ordusu daha az özerk, daha az pazarlıkçı ama çok daha merkezi bir komuta zincirine sahip olacaktır diye düşünüyorum. Bu da Çin’in dış politikada daha öngörülebilir değil, daha kararlı ve daha risk almaya yatkın bir askeri aktöre dönüşmesi anlamına gelebilir.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.