Cezayir BAE ile İlişkilerini Neden Kesti?

Gazeteci Kutub Elaraby, Cezayir’in Birleşik Arap Emirlikleri ile ilişkilerini kesme kararının arka planındaki siyasi, güvenlik ve bölgesel nedenleri Fokus+ için kaleme aldı.
odak-cezayir-bae-ile-iliskilerini-neden-kesti.jpg

18.09.2026 - 18:33  |  Son Güncellenme:  21.09.2026 - 09:34

Cezayir’in geçtiğimiz 10 Eylül’de Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile ilişkilerini kesme kararı, Abu Dabi’ye yönelik aşamalı uyarıların ardından geldi. Cezayir yönetimi, BAE’den ülkenin iç işlerine müdahale olarak gördüğü faaliyetlere, ulusal güvenliğini ve bölgesel çıkarlarını zedeleyen adımlara son vermesini istiyordu. Ancak BAE’nin bu çıkarlara zarar verdiğini düşündüğü politikalarını sürdürmesi üzerine Cezayir, Arap atasözünde denildiği gibi, “son çare olarak ateşle dağlama” yoluna başvurdu.

BAE’nin birçok Arap ve İslam ülkesiyle ilişkileri, bu ülkelerde rol üstlenmeye yönelik girişimleri ya da söz konusu ülkelerin egemenlik ve çıkarlarına dokunan politikaları nedeniyle gergin. Birçok kesimde giderek güçlenen kanaat ise BAE’nin bu rolleri yalnızca kendi çıkarları için değil, daha büyük bir bölgesel proje adına da üstlendiği yönünde. Bu proje, İbrahim Anlaşmaları projesi olarak adlandırılıyor ve İsrail’in bölgeye tamamen entegre edilmesini, hatta bölgenin liderliğinin İsrail’e verilmesini hedeflediği savunuluyor.

Cezayir-BAE ilişkilerindeki gerginliğin en azından bu yılın başından itibaren giderek arttığı ve iki ülkeyi tam bir kopuşa doğru sürüklediğine ilişkin peş peşe işaretler bulunuyordu. Ancak Cezayir’in ilişkileri tamamen kesme yönündeki son açıklamasının arkasında, bugüne kadar kamuoyuna açıklanmayan başka nedenlerin de bulunduğu belirtiliyor.

Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun

Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun daha önce bu durumu, “BAE aleyhinde delillere sahibiz” sözleriyle ifade etmişti. Cezayir yönetimi yakın zamanda bu gizli gerekçeleri de açıklayabilir. Bununla birlikte ilişkilerdeki gerilimin nasıl geliştiğine bakıldığında, bardağı taşıran son damlanın ne olabileceğine ve Cezayir’i bu kesin kararı almaya neyin ittiğine dair bazı ipuçları ortaya çıkıyor.

Cezayir’in BAE’ye yönelik suçlamaları, iç meseleler ile bölgesel dosyalar üzerinde yoğunlaşıyor. İç başlıklar siyasi, güvenlik ve ekonomik konuları kapsarken, bölgesel meselelerde Cezayir ve BAE’nin çıkarlarının birbiriyle çatıştığı görülüyor. Bunlara ek olarak bölge sınırlarını aşan bir başka dosya daha bulunuyor: BAE’nin öncülük ettiği İbrahim Anlaşmaları çerçevesindeki normalleşme projesi.

Cezayir, kendisini İsrail ile normalleşmeye karşı çıkan Arap ve İslam ülkelerinin ön saflarında görüyor ve BAE’nin öncülüğündeki bu projenin kendisini kuşatmayı hedeflediğini düşünüyor.

Cezayir’in iç işlerine müdahale suçlamaları

Tebbun yönetimi açısından hassas konuların başında BAE’nin Cezayir’in iç işlerine müdahale ettiği iddiaları geliyor.

BAE’nin Aralık 2019’da, Cezayir’deki halk hareketinin ardından gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimlerine müdahale ettiğine dair işaretlerin yanı sıra açık suçlamalar da bulunuyor. Bu iddialarda BAE’nin, Tebbun’un en önemli rakibi olan eski Kültür Bakanı ve Ulusal Demokratik Birlik Başkanı İzzeddin Mihubi’yi desteklediği öne sürülüyor.

Burada, BAE’ye bağlı Şarika Emirliği’nin Mihubi’yi 2018 yılında “Yılın Kültür Şahsiyeti” seçtiğini de hatırlatmak gerekiyor.

Benzer iddialar 2024’teki bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de gündeme geldi. Bu kez BAE’nin, Tebbun’un yeniden aday olmasını engellemeye yönelik girişimlerde bulunduğu ileri sürüldü.

Cezayir’deki resmî ve gayriresmî anlatılara göre BAE, söz konusu müdahalelerde ülkedeki ekonomik nüfuzundan yararlandı. Bu durum, doğrudan BAE’nin Cezayir’deki ekonomik rolünü gündeme getiriyor.

BAE’nin resmî verilerine göre ülkenin Cezayir’de yaklaşık 10 milyar dolarlık yatırımı bulunuyor. Bu yatırımlar limanlar, tütün, gayrimenkul, ilaç sanayisi, enerji, bankacılık, demir-çelik ve bazı ortak sanayi projelerini kapsıyor.

Bu büyük yatırımların bir bölümünün ulusal güvenlikle bağlantılı stratejik alanlara yoğunlaşması sayesinde BAE’nin kendisine bağlı lobiler oluşturmayı başardığı ileri sürülüyor.

Cezayir hükûmeti de bu durumu fark ederek, planlanan projeleri zamanında hayata geçirmeyen bazı gayrimenkul ve turizm yatırımlarına karşı önlemler aldı. Bunun üzerine BAE uluslararası tahkime başvurdu ve dava Abu Dabi lehine sonuçlandı. Bu karar da BAE’nin politikalarından zaten rahatsız olan Cezayir’in öfkesini daha da artırdı.

En hassas dosya: MAK

Cezayir’in iç meselesindeki en hassas başlıklardan biri ise BAE’nin ayrılıkçı bir grubu desteklediği yönündeki suçlama.

Cezayir, BAE’yi Kabiliye bölgesinin bağımsızlığını savunan MAK hareketini desteklemek ve hareketin lideri Ferhat Mehenni’ye mali yardım sağlamakla suçluyor.

Bu konu, hangi hükûmet iktidarda olursa olsun Cezayir’in tolerans göstermediği bir mesele. Çünkü Cezayir yönetimine göre bu durum doğrudan ulusal güvenliği ve ülke içindeki toplumsal barışı ilgilendiriyor.

Cezayir’in çevresindeki ateş çemberi

Dış politikada ise Cezayir, sınırlarının neredeyse tamamında bir ateş çemberi ile çevrili durumda. Doğuda Libya, batıda Fas, güneyde ise Nijer, Mali ve Afrika Sahel bölgesi bulunuyor.

Cezayir, BAE’yi bu sıcak bölgelere daha fazla ateş taşımakla suçluyor. Söz konusu bölgeler Cezayir açısından hem ulusal güvenliğin bir parçası hem de geleneksel nüfuz alanları olarak görülüyor.

Cezayir yönetimi bugün BAE’nin bu alanlarda kendisiyle rekabet ettiğini, hatta bölgedeki çatışmalardan yararlanarak bunların etkilerini Cezayir’in içine taşımaya çalıştığını düşünüyor.

BAE’nin Fas ile güçlü ilişkilerinin yanı sıra Batı Sahra meselesinde Rabat’ın tutumuna verdiği destek de Cezayir açısından sorunlu görülüyor. Cezayir, bu yaklaşımı kendi çıkarlarına karşı bir tutum olarak değerlendiriyor.

Halife Hafter

Öte yandan BAE, Libya’da Halife Hafter’in ayrışmasını ve Trablus’u ele geçirme girişimini destekleyen ülkelerden biri oldu. Abu Dabi’nin bugün de Hafter’i Libya topraklarının tamamında kontrol kurması için desteklemeyi sürdürdüğü belirtiliyor.

Cezayir açısından bu durum, Hafter’in ülke için tehlikeli bir komşuya dönüşme ihtimalini gündeme getiriyor.

Yakın zamanda başarısız bir darbe girişiminin yaşandığı Nijer konusunda da Cezayir, BAE ve Fransa’nın bu girişimde rolü olduğuna inanıyor. Bu nedenle Cezayir, darbe girişimine karşı koyabilmesi için Nijer hükûmetine bir dizi uçak göndererek destek vermekte hızlı davrandı.

Bunun yanında Mali’de de Cezayir ile BAE arasında kamuoyuna fazla yansımayan bir rekabet yaşanıyor.

Komşu iki ülke Nijer ve Mali’nin yanı sıra Burkina Faso da El Kaide ve DEAŞ gibi silahlı örgütlerin yarattığı ciddi bir tehditle karşı karşıya. Cezayir ise bu örgütlerin güney sınırları üzerinden kendi topraklarına ulaşmasından endişe ediyor.

Bu noktada ayrıca BAE’nin Cezayirli gazetecilere ve sosyal medya fenomenlerine finansman sağladığı yönündeki iddialara da dikkat çekiliyor. Cezayir gazetesi El Haber’e göre bu finansmanın toplam değeri 15 milyon euroya ulaştı.

Söz konusu fonların, Cezayir ile Sahel ülkeleri arasında gerilim oluşturmak amacıyla bir medya kampanyası yürütmek, yanlış bilgiler yaymak ve karşı propaganda yapmak için kullanıldığı öne sürülüyor.

Asıl kriz: İbrahim Anlaşmaları

Diğer alt krizlerin de kaynaklandığı temel anlaşmazlık ise BAE’nin İbrahim Anlaşmaları çerçevesindeki normalleşme projesini benimsemesi.

Bu projenin, Cezayir de dahil olmak üzere Orta Doğu bölgesini yeni bir siyasi, kültürel ve güvenlik sistemi doğrultusunda yeniden şekillendirmeyi hedeflediği savunuluyor.

Söz konusu sistemin İsrail’i bölgeye entegre etmekle kalmayıp ona liderlik rolü vermeyi, Filistin meselesi çözülmeden İsrail’e yönelik her türlü boykotu sona erdirmeyi amaçladığı belirtiliyor.

Cezayir ise bunu hem kendisi hem de bölge için ciddi bir tehdit olarak görüyor.

Cezayir, İsrail ile normalleşmeye en sert biçimde karşı çıkan ülkeler arasında yer alıyor. Ülke, eski Cumhurbaşkanı Huari Bumedyen’in ortaya koyduğu ve kuşaktan kuşağa aktarılan Filistin haklı da olsa haksız da olsa onun yanındayız siyasi sloganını benimsemeyi sürdürüyor.

Bu söylem bugüne kadar Cezayir dış politikasının temel yönlendiricilerinden biri oldu.

Cezayir ayrıca diğer Arap ülkelerinin İbrahim Anlaşmaları çerçevesindeki normalleşmeye karşı mücadele etmekte başarısız olduğu ya da bundan vazgeçtiği bir dönemde, bu projeye karşı durma konusunda kendisinin ahlaki bir sorumluluk taşıdığına inanıyor.

İlişkilerin kesilmesi son adım olmayabilir

İlişkilerin kesilmesi, sertliğine rağmen son adım olmayabilir.

Bu kararın ardından Cezayir’de faaliyet gösteren BAE şirketlerinin sözleşmelerinin yeniden incelenmesi gibi başka somut önlemler de gelebilir.

Bazı sözleşme ve ruhsatların yenilenmemesi yoluyla ekonomik iş birliğinin kademeli olarak azaltılması ya da güvenlik gerekçeleriyle bazı şirketlerin yeniden yapılandırılması gündeme gelebilir.

Ayrıca BAE’nin Cezayir’deki faaliyetleri üzerindeki denetimin artırılması, özellikle bazı siyasi ve medya kuruluşları ile Cezayirli şahıslara yönelik dış finansmanın daha sıkı biçimde kontrol edilmesi de olası adımlar arasında bulunuyor.

Cezayir ilk ülke değil

Cezayir, BAE ile ilişkilerini kesen ilk ülke değil.

Bu yılın başında Somali, güvenlik, savunma ve ekonomik alanlardakiler de dahil olmak üzere BAE ile yapılan tüm resmî anlaşma ve düzenlemeleri sona erdirdiğini açıkladı.

Sudan da geçen yıl mayıs ayında BAE ile diplomatik ilişkilerini kesti ve Hızlı Destek Kuvvetleri milislerine verdiği destek nedeniyle BAE’yi “düşman devlet” olarak nitelendirdi.

Benzer bir durumun, BAE’nin kendi güvenlikleri ve iç bütünlükleri açısından tehlikeli faaliyetlerde bulunduğuna dair bilgilere sahip başka ülkelerde de tekrarlanması mümkün.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.