"Büyük İsrail” Projesi Siyasi Bir İstek mi? Yoksa Gerçek Bir Tehdit mi?
19.08.2025 - 14:53 | Son Güncellenme: 27.08.2025 - 11:52
Yakın zamana kadar, “Büyük İsrail” söyleminin üç boyutu vardı.
Bunlardan ilki, İsrail’in resmi söyleminde konuyu ne yalanlayan ne de doğrulayan, ancak aynı zamanda iddia ettiği her şeye zemin hazırlayan, belirsizlik ve ihtiyatla harmanlanmış bir tavırdı.
Konunun ikinci boyutu ise, bölge hükümetlerinin alaycılıkla karışık umursamazlığı oldu. Söz konusu hükümetler, konu hakkında resmi olarak yorum yapmaktan kaçındı. Konuştuklarında ise sanki ortada hiçbir kanıt yokmuş veya kendilerini ilgilendirmiyormuş gibi meseleyle alay veya küçümseme boyutuna varan bir tavır sergiledi.
Gözden Kaçmasın
Son olarak üçüncü boyut da direniş güçleri, birçok siyasal İslam hareketi ve geniş bir siyasetçi kesim tarafından benimsenen ciddiyet ve kararlılığı içerdi. Bu kesim, İsrail’in adımlarını, “hedefe doğru amansızca yürütülen çabalar” olarak gördü.
Netanyahu’nun geçtiğimiz günlerde bir İsrail kanalına verdiği röportajda duyurduğu “Büyük İsrail” vizyonuna ve “Vaat Edilmiş Topraklar” haritasına bağlılığını içeren açıklamaları, bölge ve dünyadaki birçok ülke tarafından kınandı.
Bu konuda başta Türkiye ve Pakistan olmak üzere çok sayıda İslam ülkesinin dışişleri bakanları açıklama yaparak, tepkilerini dile getirdi.
Netanyahu’nun tepki çeken açıklamaları, işgalci devletin en üst düzey hükümet yetkilisinden gelmesi nedeniyle ciddiyet ve önem taşıyordu.
Peki Büyük İsrail’in kurulması siyasi bir güvenlik meselesi mi, yoksa gerçekçi bir tehdit mi?
Filistin eski Devlet Başkanı Yaser Arafat, Arap liderlerle yaptığı bir görüşmesinde, ABD’de İsrail yanlısı siyasi lobi grubu olan AIPAC’ın bir toplantısında dağıtılan bir belgeye değindi.
Arafat, bahsi geçen belgede Filistin’in tamamı, Ürdün, Lübnan, Suriye ve Sina’nın yarısı, Irak’ın üçte ikisi ve Suudi Arabistan’ın üçte biri ile Medine’ye kadar olan toprakları kapsayan “Büyük İsrail” haritasının yer aldığından söz etti.
Ayrıca Arafat bir televizyon röportajında, İsrail para biriminde Büyük İsrail haritasının yer almasına dikkat çekerek bunu yineledi.
Filistin eski liderinin bu açıklamaları, İsrail’in büyük bir devlet kurma arzusunun resmi teyidi niteliğindeydi.
Öte taraftan, Netanyahu’nun Büyük İsrail projesine ilişkin açıklamaları, kendisinden önce aşırı sağcı bakanlar Bezalel Smotrich ve Itamar Ben-Gvir tarafından yapılmış olduğundan, bir yetkili tarafından yapılan ilk açıklama değildi.
İlk olarak Siyonist hareketin kurucusu Theodor Herzl, 1904 yılında “İsrail’in sınırları Nil Nehri’nden Fırat Nehri’ne kadar uzanır” iddiasıyla bu hedeflerini ilan etmişti.
Birbirine ardına yapılan açıklamaların yanı sıra İsrail’in bu konuda Tevrat ve siyasi referanslarıyla dolu bir tarihi var.
Peki bu kez “Büyük İsrail” fikrini gerçekçi bir tehdide daha da yaklaştıran şey nedir?
Netanyahu bu kez aşağıdaki satırlarda vurguladığımız adımlarla, Büyük İsrail fikrini siyasi bir istekten gerçek bir duruma dönüştürmeyi amaçlıyor.
Barış anlaşmalarının ihlali
İsrail, Mısır’ın itirazlarını dikkate almadan, Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki sınır boyunca yer alan Philadelphi Koridoru’nu işgal ederek, komşularıyla imzaladığı barış anlaşmalarını ihlal etme noktasında zirveye ulaştı.
İsrailli yetkililerin Filistinlileri Sina’ya göç ettirme arzularına ilişkin tekrarlanan açıklamalarına ek olarak, Refah Sınır Kapısı birden fazla kez vuruldu, bunlardan biri de sınır kapısının Mısır tarafını hedef alan saldırıydı.
Aynı bağlamda İsrail, Filistin Yönetimi ile yapılan Oslo Anlaşmaları, Ürdün ile Wadi Araba Anlaşması ve hatta Lübnan ile yakın zamanda imzaladığı anlaşmaları ihlal etti.
Ayrıca İsrail’in, Suriye ile 1974’te imzalanan Kuvvetlerin Çekilmesi Anlaşması’nı giderek daha fazla ihlal etmesi de söz konusu.
Yürütme prosedürleri
İsrail hükümeti, Aksa Tufanı operasyonunun ardından başlayan savaşı sahada yeni bir gerçeklik dayatmak için kullandı.
Buna ek olarak, yalnızca Yahudi halkı için bir ulusal devlet olma yolunda adımlarını tamamladı.
Bu bağlamda, Filistin varlığının tamamen ortadan kaldırılması anlamına gelen “Temel Kanun: Yahudi Halkının Ulus Devleti Olarak İsrail” isimli yasa çıkarıldı ve “Temel Yasa: Kudüs” yasasında değişiklikler yapıldı.
Aynı zamanda, Kudüs’ün “Yahudileştirilmesini” tamamlamak için, şehirde Filistinliler adına diplomatik misyonların bulunmasını yasaklayan kararlar alındı.
Bu durum, İspanya’nın Nisan ayında Filistin devletini tanımasının hemen ardından Kudüs’teki İspanya Konsolosluğu ile bağların koparılmasının önünü açtı.
Bunun hemen ardından İsrail, mültecilerin geri dönüş hakkının kalıcı olarak iptal edilmesinin önünü açan “UNRWA faaliyetlerinin durdurulması” yasası çıkardı.
İsrail, bütün bu ve benzeri adımlarla, Büyük İsrail fikrinin kabul görmesini sağlamaya çalışıyor.
Yeni coğrafya
İsrail hükümeti, var olma hakkını savunma bahanesiyle sürekli olarak çatışmaları körüklemeye ve savaşları sürdürmeye çalışıyor.
Ancak İsrail son zamanlarda, coğrafi savaş hedeflerinden doğrudan bahsetmeye başladı.
Bu adımlar, Netanyahu’nun 2021 tarihinde düzenlenen “Kudüs’ün Kılıcı” operasyonundan sonra planlarının bir parçası olmaya başladı.
İsrail Başbakanı, Aksa Tufanı operasyonunun ardından patlak veren savaşı, bu operasyonu ilerletmek için kullandı.
Bu bağlamda gerçekleşen en önemli hamle, Batı Şeria’nın İsrail’e ilhakı için atılan hızlı adımlar oldu.
İsrail bu hedef doğrultusunda Batı Şeria’ya sivil bir yönetim atarken, bu Filistin Yönetimi’nin Batı Şeria’daki yetkilerinin iptali anlamına geldi.
İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in Batı Şeria’nın yönetimini fiilen devralması, Batı Şeria’nın tamamen ilhakının habercisi olarak görüldü.
Bunlara ek olarak İsrail, Gazze’yi yeniden işgal etme çabalarına paralel olarak, Ürdün ve Sina’daki tarihi haklardan da bahsediyor.
Başka bir bağlamda İsrail, kendi güvenliğini koruma bahanesiyle Lübnan hükümeti ile Hizbullah arasında çatışma yaratarak, Lübnan’daki “kalıcı” varlığını meşrulaştırmak istiyor.
Azınlıklar coğrafyası
İsrail’in coğrafi varlığını genişletmesinin bir diğer yolu da ayrılıkçı azınlıkları desteklemek oldu.
Bu kapsamda, iki modeli bünyesinde barındıran “Yeni Suriye” açık bir örnek olarak kabul edilebilir.
Bu modellerden ilki, İsrail’in Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) bölünme talebini desteklemesiydi.
Böyle bir adım, yeni Suriye hükümetinin önüne engeller koyduğu gibi birleşik ordunun kurulması ve yeniden inşa kabiliyetini de zayıflatabilir.
İkinci ve en açık model ise, daha önce uluslararası koruma arayışında olan Suriyeli Dürzilerin, şimdi açıkça İsrail’e katılmayı talep etmeleri ve İsrail ile siyasi, coğrafi ve demografik entegrasyonu tartışma içine girmeleridir.
İbrahim Anlaşmaları ve İsrail’in bölgeye entegrasyonu
İsrail, hem Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) hem de Bahreyn ile normalleşme anlaşmaları imzalayarak, çevresinde maruz kaldığını iddia ettiği “varoluşsal düşmanlık” duvarında gedik açmakla övünüyor.
Aynı zamanda Suudi Arabistan’ın yanı sıra Körfez’deki ve bölgedeki diğer ülkelerle birlikte bundan sonrasına hazırlanıyor.
Netanyahu, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada kendisine dost olan ülkeler anlamında gelen “Bereket İttifakı” ve düşman olan ülkeleri içeren “Şer İttifakı” haritalarını göstererek bunu açıkça dile getirdi.
Diğer yandan, İsrail’in Gazze halkına yönelik soykırım ve aç bırakma politikasına rağmen, bölge ülkeleri bu duruma ya sessiz kaldı ya da zımni bir kabullenme gösterdi.
Mesele bununla da kalmadı, bölge ülkelerinin daha da öteye giderek, İsrail’i kolektif olarak bölgeye entegre etme yönündeki gönüllü çabalarına kadar uzandı.
Gerçekçi tehdit
Uluslararası toplumun İsrail’e karşı zayıf adımları ve eylemlerini güçlü bir şekilde reddetmemesi, İsrail’i bölgede büyük bir devlet kurma hayalini yeniden canlandırma konusunda cesaretlendirmiş olabilir.
Gazze ve Netanyahu’nun “yedi cepheli savaş” olarak adlandırdığı bölgedeki bir dizi ülkeye karşı yürüttüğü savaşta aldığı askeri, teknolojik ve politik alanlarda yoğun destek de bunda etkili oldu.
Belki de bu durum, Netanyahu’yu “Büyük İsrail” devletini ilan etmenin yakın olduğunu düşünmeye sevk etti. Ya da “Büyük İsrail” ile ilgili açıklamalarını, onu hayal aleminden gerçeğe taşımak için bu dönemde yapmış olabilir!
Ancak İsrail’in başlattığı senaryonun mutlu bir sonu garantilemesi mümkün görünmese de bölge halkları arasında iki devletli çözümün yanı sıra 4 Haziran sınırlarının ötesine geçerek, Filistin topraklarında bir Filistin devletinin kurulmasını destekleme yönünde bir karşı istek oluşmasına yol açabilir. Bu da bu isteğin gerçekleşmesinden ziyade İsrail’in hedeflediği gerçekliğin sonunu temsil eder.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.