Bölgesel Krizler Ekseninde Manama Zirvesi
04.12.2025 - 16:12 | Son Güncellenme: 04.12.2025 - 16:18
Körfez İşbirliği Konseyi’nin (KİK) 46. Zirvesi 3 Aralık 2025 tarihinde Bahreyn’in başkenti Manama’da toplandı. 6-7 Aralık 2016’nın ardından 9 yıl sonra Bahreyn’de yapılan zirve, KİK içi kurumsal döngünün yeniden dengelendiğini ve karar alma kapasitesinin daha geniş bir coğrafi temsil düzeyine taşındığını gösterdi. Suudi Arabistan’ın Riyad, Mekke, Cidde’de uzun süre üstlendiği ev sahipliğinin ardından Kuveyt’te (44.) ve Katar’da (45.) gerçekleştirilen zirveleri takiben toplantı sırasının Manama’ya gelmesi, örgüt içindeki kurumsal rotasyonun giderek daha belirgin ve işlevsel bir nitelik kazandığını göstermektedir.
Toplantıya katılım düzeyindeki artış da bu eğilimi teyit eden bir diğer gösterge oldu. Bahreyn Kralı Hamed bin İsa’nın yanısıra Suudi Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Yardımcısı Mansur bin Zayid, Umman Sultanı Heysem bin Tarık, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman ve Kuveyt Emiri Meşal el-Sabah ile KİK ülkeleri toplantıda üst düzey temsil edildi.
Zirvenin zamanlaması bölgesel bağlam açısından kritik önemdeydi. 10 Ekim ateşkesine rağmen Gazze’de devam eden İsrail saldırıları, İran-İsrail gerilimi, Yemen’de gerilimlerin artması, Kızıldeniz’de deniz güvenliği riski, Sudan iç savaşı ve Suriye’deki yeniden yapılanma süreci gibi yüksek yoğunluklu krizlerin aynı anda yaşandığı bir dönemde düzenlenen toplantı, KİK’in kararlarını Orta Doğu’nun güvenlik mimarisinin bütününe ilişkin bir yönetişim aracı olarak okumayı gerektirmektedir. Manama Zirvesi bu nedenle KİK’in iç gündeminin ötesine geçen, bölgesel kriz yönetimi kapasitesini konuşlandıran bir siyasi platform görevi gördü.
Katılım sinyali
Zirvenin Bahreyn’de yapılması, ülkenin son yıllarda kurumsal diplomasi alanındaki görünürlüğünü artırma çabasının karşılık bulduğunu gösterdi. Bahreyn’in 2026 için sunduğu hükümet eylem programının KİK gündemine dahil edilmesi, örgütün kurumsal yönetişimiyle KİK ülkeleri içerisindeki ulusal modernizasyon programlarının kesiştiği yeni bir tartışma alanı açtı. Bu çerçevede Bahreyn özellikle ekonomik düzenlemeler, yargı reformu ve ticaret ortamını destekleyen politikalarıyla, bölgesel entegrasyonun idaresinde daha belirgin bir rol üstlenmeye yönelmektedir. Manama’da gerçekleştirilen zirve, Bahreyn açısından bu rolün fiilen tanınmasını sağlayan bir vitrini de oluşturdu.
Toplantıya ülkelerden katılımcı profilinin üst düzey oluşu, KİK’in kurumsal işleyişinin önümüzdeki dönemde daha sıkılaştırılmış bir koordinasyon mekanizmasına dayanacağını göstermektedir. Özellikle Suudi Arabistan, BAE ve Katar’ın yüksek yoğunluklu bir dış politika izleyen aktörler olarak en üst düzey yetkililerle aynı masa etrafında bölgesel dosyaların teknik ayrıntılarını tartışması, KİK içinde çok boyutlu politika senkronizasyonuna yönelik güçlü bir işaret ortaya koydu. Bu senkronizasyon güvenlik ve savunma politikalarında hizalanma, enerji güvenliği, liman ve hava sahası düzenlemeleri, deniz güvenliği ve insani diplomasi alanlarında genişleyen bir etki doğuracaktır.
Ortak eylem
Zirve sonrasında yayınlanan Sakhir Deklarasyonu, KİK tarihinde ekonomik ve idari entegrasyon bakımından en kapsamlı karar setlerinden birini üretti. Gümrük Veri Değişim Platformu’nun 2026’nın ikinci yarısında devreye alınması, hizmet ticareti düzenlemelerinin ortak piyasayı desteklemesi, mesleki yeterliliklerin karşılıklı tanınması ve BAE merkezli KİK Sivil Havacılık Otoritesi’nin kurulması, bölgesel bütünleşmenin teknik düzeyde ilerlediğini gösteren somut adımlar olarak öne çıkmaktadır. Bu adımlar, KİK’i daha öngörülebilir, kurumsal süreçlere dayalı ve ölçülebilir bir ekonomik yönetişim çerçevesine yerleştirmekte ve KİK’in 44 yıllık tarihi ile doğru orantılı gelişmeler olarak görülmektedir.
Demiryolu Projesi için kabul edilen genel anlaşma ve 2026’da yapılacak “Made in the Gulf” sanayi fuarı, Körfez ülkelerinin lojistik, tedarik zinciri ve üretim kapasitesini bölgesel ölçekli bir altyapıya taşımayı hedefleyen yeni bir endüstriyel stratejiye işaret etmektedir. Bu çerçeve Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu, BAE’nin sanayi modernizasyon programı, Katar’ın enerji dönüşümü ile Bahreyn ve Kuveyt’in kalkınma planlarını ortak bir ekonomik ortaklık mantığı içerisinde yeniden konumlandırmaktadır.
Ortak eylem bölümündeki kararlar ise ayrı birer önem arzetmektedir. KİK, ekonomik entegrasyon hedeflerini artık tavsiye düzeyinde bırakmayıp, kurumsal yapılara, uygulama takvimlerine ve karşılıklı yükümlülüklere bağlayacaktır. Bu, Körfez ülkelerinin ekonomik koordinasyonunda önceki dönemlerde görülen kırılganlıkları azaltacak ve bölgesel rekabet gücünü artıracaktır.
Güvenlik çerçevesi
Bildirinin güvenlik bölümü, KİK’in kolektif savunma ilkelerini güncelleme ve bölgesel tehditlere karşı ortak bir pozisyon alma arayışını göstermektedir. Üye ülkelerin güvenliğinin “bölünmez bir bütün” olarak ifade edilmesi, Körfez güvenlik doktrininin yeniden tanımlandığını göstermektedir. Bu yaklaşım, Kızıldeniz’de seyrüsefer güvenliğini hedef alan saldırılar, İran’ın adalar politikası, Lübnan ve Suriye’deki istikrarsızlık ve Irak-Kuveyt sınır hattında yaşanan gerilimlerin etkilerini yönetmeye dönük bir koordinasyon ihtiyacını ortaya koymaktadır.
KİK’in Sakhir Deklarasyonu’nun İran bölümünde vurgulanan ana çerçeve; örgütün İran ile ilişkilerini hukuka dayalı ilkeler, nükleer müzakerelerin kapsamı, deniz güvenliği ve bölgesel istikrarın korunması etrafında yeniden tanımlama çabasıdır. KİK, İran ile gerçekleştirilecek anlaşmanın yalnızca nükleer sınırlamalarla sınırlı kalmamasını, Körfez ülkelerinin güvenlik kaygılarını kapsaması gerektiğini de açıkça ifade etti.
Terörle mücadele, kara para aklama ve yolsuzlukla mücadele çerçevelerinin KİK nezdinde yenilenmesi, güvenlik yapılanmasını hibrit tehditlere uyarlanmış bir yönetişim alanına taşımaktadır. Körfez ülkeleri bu bölümde, iç güvenlik ve ekonomik güvenlik alanlarını entegre eden bir politika tahayyülü benimsemektedir. Bu kararların stratejik değeri, Körfez güvenlik mimarisini reaktif yapıdan çıkarıp bölgesel tehditleri önleyici ve kurumsal araçlara dayalı bir istikrar politikası üretme kapasitesine taşımalarıdır.
Çatışma alanları
Sakhir Deklarasyonu’nun en geniş bölümü Filistin, Yemen, Sudan, Libya, Suriye ve Somali gibi çok katmanlı çatışma alanlarını kapsamaktadır. Bu durum, KİK’in yöneliminin sadece Körfez bölgesiyle sınırlı olmadığını; Ortadoğu ve Afrika’nın güvenlik denkleminde daha aktif ve kurumsallaşmış bir rol üstlendiğini göstermektedir.
Filistin bölümünde kullanılan kavramsal çerçeve dikkat çekici bir görüntü sunmaktadır. İsrail saldırılarının “soykırım”, “zorla yerinden etme”, “kolektif cezalandırma”, “altyapı yıkımı” ve “demografik dönüşüm teşebbüsü” kavramlarıyla tanımlanması, KİK’in İsrail’in askerî uygulamalarını uluslararası insancıl hukuk bağlamında kategorize eden bir söylem benimsediğini ortaya koymaktadır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) 2803 sayılı kararı, ateşkes ve yeniden yapılanma sürecinde referans belge olarak benimsenmiştir. Katar, Türkiye, Mısır ve ABD’nin garantörü olduğu Şarm el-Şeyh Barış Zirvesi’ne yapılan açık gönderme, Körfez ülkelerinin diplomatik sürece teknik bir aktör olarak dahil olduğunu göstermektedir.
Yemen bölümünde Husi saldırılarının Kızıldeniz ticaret hattına ve uluslararası deniz taşımacılığına yönelik etkileri öne çıkarılmış, Suudi Arabistan ve BAE’nin mali destek programlarına ayrıntılı biçimde değinilmiş ve devlet kapasitesinin güçlendirilmesi politik öncelik olarak tanımlanmıştır. Bu çerçeve, Yemen dosyasının KİK tarafından güvenlik ekonomisinin bir parçası olarak değerlendirildiğini göstermektedir.
Sudan, Libya ve Somali başlıklarında KİK, siyasi geçiş süreçlerini destekleyen, dış müdahaleleri sınırlamayı hedefleyen ve insani yardımı yöneten bir çerçeve ortaya koymuştur. Bu değerlendirmeler, Körfez devletlerinin Afrika Boynuzu, Doğu Akdeniz ve Kızıldeniz etkileşim alanlarında daha geniş bir güvenlik-jeopolitik yaklaşım benimsediğini ortaya çıkarmaktadır.
Gelecek yönelimi
Manama Zirvesi ve sonrasında yayımlanan Sakhir Deklarasyonu, KİK’in önümüzdeki dönemde izleyeceği stratejik yönelim açısından üç temel eğilim göstermektedir. Birincisi; ekonomik entegrasyonun kurumsal kapasiteye bağlanması; gümrük birliği, demiryolu bağlantıları ve ortak pazar düzenlemeleri bu sürecin temel araçlarıdır. İkincisi, enerji dönüşümü ve iklim politikalarının bölgesel iş birliğinin yeni eksenlerini oluşturmasıdır; döngüsel karbon ekonomisi, temiz hidrojen üretimi ve iklim adaptasyonu gibi politika alanları bu ekseni güçlendirmektedir. Üçüncüsü, KİK’in çok taraflı diplomasi alanında artan hareketliliği; ABD, Avrupa, Asya ve Afrika ile yürütülen eşzamanlı temaslar bunun göstergesidir.
Bu üç eğilim, KİK’i ekonomik yönetişim, enerji dönüşümü ve bölgesel kriz yönetimi alanlarında daha kapsamlı bir politika üreten yapıya dönüştürmektedir. Manama Zirvesi bu nedenle Körfez’in önümüzdeki on yıl içinde nasıl bir kurumsal mimari inşa etmek istediğine dair stratejik bir belge niteliği taşımaktadır.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.