Birleşmiş Milletler: Dünyanın En Pahalı Sessizliği
28.11.2025 - 15:19 | Son Güncellenme: 28.11.2025 - 16:15
Saraybosna kuşatması sırasında yaşanılanlar ve son günlerde ortaya çıkan gerçekler bugün hala konuşuluyor ve muhtemelen daha uzun yıllar konuşulacak. Zengin yabancıların şehre gelip, Sırp güçlerine para ödeyerek Boşnak sivilleri öldürdüğü iddiası kolay kolay rafa kaldırılacak bir iddia değil.
Bu iddia artık bir şehir efsanesi değil, tam tersine, soruşturmalar derinleştikçe birçok ülkenin vatandaşlarının bu karanlık turizme dahil olduğu daha açık şekilde ortaya çıkıyor. Soruşturmayı ilk başlatan İtalya olsa da bunun sadece İtalyanlarla sınırlı olmadığı biliniyor. En son sürece Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić de dahil edildi. Kendisinin itirazlarına rağmen, hakkında oldukça net kanıtların bulunuyor.
Bu konu hakkında aslında daha önce yazmıştım. Bu yazıda ise başka bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Çünkü dünkü savaşta da olsun, bugünkü savaşlarda da olsun sıkça kendime sorduğum sorulardan biri Birleşmiş Milletler’in varlık nedeni ve işlevidir.

Bosna Hersek’te yaşanan savaş sırasında Saraybosna, güya Birleşmiş Milletler’in koruması altında olan bir şehirdi. Resmiyette “kalkan” vardı ama gerçek hayatta o kalkanda kocaman delikler açılmıştı. O “koruma” altında 11 bin 500’den fazla sivil öldürüldü. Sadece 1992 yılında hayatını kaybeden sivillerin sayısı 7 binin üzerindeydi. Kuşatma boyunca 65 binden fazla kişi yaralandı.
Şehrin hastanelerinde görev yapan doktorların tanıklıkları ise tarifsiz: Günde beş ile on beş kişi arasında keskin nişancı kurşunuyla yaralanmış insan getiriliyordu. Gelenlerden çok sayıda çocuktu, kadınlardı ve hepsi masumdu.
Gözden Kaçmasın
Açlığın boyutu ise ayrı bir trajediydi. İnsanlar güvercin yakalayıp yemek zorunda kalıyordu. Banyo için yağmur suyu biriktiriyorduk. Anneler, kışın ortasında, bombaların altında, şehrin içinden geçen nehirde çamaşır yıkıyordu. Evler yıkılmış, mahalleler boşalmış, yüzbinlerce insan bir gecede mülteci olmuştu. Bütün bunlar olup biterken şehir, kağıt üzerinde BM tarafından korunuyordu.
Aynı şekilde Srebrenitsa da Birleşmiş Milletler tarafından “güvenli bölge” ilan edilmişti. Ama hepimizin bildiği gibi, orada da dünyanın gözleri önünde 8 bin 372 kişi katledildi. Sadece yetişkin erkekler değil… Daha bir günlük bir bebek, ismi bile ölümünden sonra konulan Fatima bebek bile öldürüldü. O bebeğin ölümü bile BM korumasının ne kadar içi boş bir kavram olduğunun sembolü olarak kaldı. Onların koruması altında olan bölgede soykırım yaşanmıştı.
Bugün Filistin’de olup bitenleri izlerken, Bosna’nın üzerinden geçen onca zamana rağmen hissettiğim duygu değişmedi: Aynı sahneler, aynı cümleler, aynı açıklamalar… ve yine hiçbir gerçek müdahale yok.
Eskiden şöyle düşünürdüm: “Keşke o zamanlar sosyal medya olsaydı… Belki yaşadığımız soykırımı daha hızlı duyurabilir, dünyayı harekete geçirebilirdik.” Bugün ise bunun ne kadar saf bir düşünce olduğunu anlıyorum. Sosyal medya var da ne oluyor? Bir şey değişiyor mu? Hayır. Sadece katliamları canlı canlı izliyoruz. Bu kez görüntüler daha net, acılar daha çıplak, tanıklık daha direkt… Ama dünya yine aynı şekilde susuyor.

Ve bugün de Birleşmiş Milletler var. Dün olduğu gibi bugün de kınıyorlar, açıklama yapıyorlar, “endişeyle takip ediyoruz” diyorlar. Onun ötesine geçemiyorlar. Filistin’e bir kamyon yardım bile ulaştıramadılar. Bir kamyon! Birleşmiş Milletler gibi küresel bir yapının, bir kamyon insani yardımı dahi koruyarak ulaştıramaması zaten her şeyi özetliyor.
Burada insan ister istemez soruyor: O zaman BM ne işe yarıyor? Fonksiyonu nedir? PowerPoint sunumları hazırlayıp, uluslararası konferanslarda insan haklarından bahsetmek mi? Her yıl rapor üstüne rapor üretmek mi? Kağıt üzerinde “evrensel vicdanın temsilcisi” olmak mı? Eğer bu kurumun gerçek işlevi buysa, onu sokağın köşesine kurulan bir insan hakları kulübünden ayıran şey ne?
Bir de işin finansal boyutu var. Çünkü BM’nin varlığı, üye devletlerin ödediği paralarla devam ediyor. Sadece 2024 yılı için Birleşmiş Milletler’in yönetim bütçesi 2,6 milyar dolar olarak açıklandı. Yani bu para maaşlara, ofislere, toplantılara, lojistik giderlere, uçuşlara, otellere, yazışmalara gidiyor. Bir anlamda dünyanın en pahalı bürokrasisi işletiliyor.
Peki bütün bu para karşılığında ne elde ediliyor? Bu kadar kaynak, bu kadar personel, bu kadar yapı… Ama dünyanın dört bir yanında savaşlar sürüyor, soykırımlar yaşanıyor, siviller katlediliyor ve BM’nin verebildiği tek tepki yine aynı: Kınama. Endişe. Çağrı. Bir adım öteye geçilmiyor.
Bugün Filistin’de olanlar sadece Filistin meselesi değil. Aynı zamanda Bosna’ya, Ruanda’ya, Srebrenitsa’ya, Halep’e, Yemen’e, Myanmar’a… Yani tarihin karanlık sayfalarına kazınmış tüm trajedilere açılan bir pencere. Her seferinde aynı şey oluyor, BM aynı cümleleri kuruyor, ama sonuç aynı: Hiçbir şey değişmiyor.
Bütün bu gerçeklerin ışığında tekrar sormak gerekiyor: BM ne işe yarıyor? Dünyayı korumak için mi var? Yoksa sadece varmış gibi görünmek için mi? İnsan haklarını savunmak için mi kurulmuştu? Yoksa insanlık adına “üzüldüğünü” bildirmek için mi? Bugünün dünyasında BM’nin işlevi sahadaki gerçeklikle uyuşmuyor. Ve bu, artık görmezden gelinemeyecek kadar açık bir durum. Ona ayırılan paralara da yazık.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.