Batı Oy Sandıklarında Gazze
21.08.2026 - 14:52 | Son Güncellenme: 21.08.2026 - 15:09
Günümüzde mesele artık İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşının Batı'daki İsrail imajını değiştirip değiştirmediği değil; zira bu durum kamuoyu araştırmalarında, üniversitelerde, sokakta, medyada ve özellikle genç kuşaklar nezdinde net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Asıl önemli soru şudur: Bu dönüşüm ahlaki ve protesto boyutundan siyasi ve seçimsel alana taşındı mı? Savaşla bağlantılı, ileride durulup siyonist hareketin inisiyatifi yeniden ele geçirmesine izin verecek geçici bir dalgayla mı karşı karşıyayız; yoksa yaşananlar daha derin olup İsrail'in tarihsel güç sütunlarından birine, yani Batı politikalarını ve özel olarak ABD'yi etkileme kapasitesine mi dokunuyor?
Bu bağlamda Sunday Times’ın yakın zamanda Birleşik Krallık’taki Filistin ile Dayanışma Kampanyası hakkında yayımladığı rapor, yanıt aramak için önemli bir giriş niteliğindedir. Raporun önemi, belki de kampanyaya karşı çekinceli, hatta taraflı bir açıdan hazırlanmış olmasından kaynaklanmaktadır; nitekim yerel meclislerin Gazze "saplantısından" bahseden başlığından başlayarak, hiçbir kanıt sunulmaksızın muhtemel bir İran bağlantısı aranmasına kadar bu tutum görülmektedir. Ancak çelişki şuradadır ki raporun sunduğu bilgiler daha farklı ve çok daha önemli bir hikâyeyi ortaya koymaktadır: Onlarca yıl önce kurulan bu kampanya artık sadece gösteri ve protesto organize eden bir yapı olmaktan çıkmış, siyasi çalışmanın daha ileri bir aşamasına geçmiştir. Meclis üyelerine baskı yapmak, seçimleri etkilemek, emeklilik fonları ve yatırımların geri çekilmesi konusunu gündeme getirmek; Yeşiller, bağımsızlar ve sol ile ağlar kurmak bu çalışmalar arasındadır. Kampanyanın geliri 2023'teki yaklaşık 700 bin sterlinden Gazze savaşından sonra milyonlarca sterline yükselmiş, onlarca yerel meclis ise İsrail ve onunla bağlantılı yatırımların tartışıldığı birer alana dönüşmüştür.
Buna paralel olarak, Britanyalı Filistinlilerin varlığı da gelişmiştir. Bunun en belirgin dışavurumlarından biri, dayanışma hareketinden farklı bir tarzda çalışan ancak sonuçta onunla kesişen Britanya Filistin Komitesi'dir; yani Filistin davasını sokaktan ve protestodan politika yapımı ile kurumları etkileme alanına taşımaktadır. Dolayısıyla Batı demokrasileri içinde "Filistin ile dayanışma" anlayışından, daha örgütlü bir Filistin, Arap ve İslam siyasi nüfuzunun inşasına doğru kademeli bir geçişle karşı karşıyayız. Nitekim gazetenin raporundaki en anlamlı ifade belki de şudur: "Gazze artık oy pusulasında."

Bu olgu sadece Britanya ile sınırlı değildir. ABD'deki tablo daha da önemlidir; çünkü ABD, İsrail'in dış gücünün ağırlık merkezi olmaya devam etmektedir. Zohran Mamdani'nin New York'ta, Abdul El-Sayed'in Michigan'da yükselişi -ve onlardan önce Rashida Tlaib ile Ilhan Omar'ın varlığı- sadece Müslüman veya göçmen kökenli iki siyasetçinin yükselişine indirgenmemelidir. Bu durum, Filistin davasının ilerici Demokrat dalgayla, sosyal adalet, göç, ekonomik eşitsizlik, büyük şirketlerin ve lobi gruplarının eleştirisi gibi konularla kesiştiği yeni bir siyasi ve toplumsal ittifakı temsil etmektedir.
Son dönemde Michigan'da yaşananlar üzerinde durulmaya değer bir model sunmaktadır. AIPAC ve ilişkili gruplar, Senato Demokrat ön seçimlerinde onlarca milyon dolar harcadı. Buna rağmen Bernie Sanders ve ilerici kanat tarafından desteklenen Abdul El-Sayed'in zaferini engelleyemedi.
Gözden Kaçmasın
Bu durum elbette AIPAC'in sonu veya İsrail yanlısı lobinin çöküşü anlamına gelmemektedir; ancak önemli bir şey değişmektedir: İsrail'i eleştirmeyi riskli bir seçim kumarı hâline getiren siyasi para, artık adayları caydırmada, onları düşürmede veya siyonist makinenin öne çıkan medya hâkimiyetini sürdürmede her zaman başarılı olamamaktadır. Sosyal medyanın ortaya çıkması ve Amerika'daki yeni nesiller nezdinde imajın yeniden inşasında ve söylemin şekillenmesinde oynadığı rolün artmasıyla bu makine bugün çözülme sürecindedir.
Rakamlar sloganlardan daha anlamlı görünmektedir. Gallup’un Şubat 2026 anketinde, Amerikalıların %41'i sempatilerinin İsraillilere kıyasla (%36) Filistinlilerden yana olduğunu belirtti. 18-34 yaş arası Amerikalılar arasında bu fark Filistinliler lehine %53'e %23 olarak açıldı. Genç Demokratlar arasında ise tablo daha nettir; Pew Araştırma Merkezi verileri, genç Demokratların %72'sinin Filistinlilere olumlu baktığını, İsraillilere olumlu bakanların oranının ise %26'da kaldığını göstermektedir.
Bu rakamlar, belirli bir savaşa yönelik tutumdan daha derin bir değişimi yansıtmaktadır. Yeni Batılı nesil, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra şekillenen ve İsrail'i sürekli bir varoluş mücadelesi veren kuşatılmış küçük bir devlet olarak sunan geleneksel siyonist anlatının cenderesine sıkışmış değildir. Yeni nesil, sahneyi tamamen farklı bir açıdan takip etmektedir: Yıkılmış Gazze, çocuklar, kurbanlar, açlık, yerleşim yerleri ve Batı Şeria. Sosyal medya, geleneksel medyanın görüntü ve bilgi üzerindeki tekelini kırmış, Filistin anlatısının doğrudan Batı kamusal alanına girmesine olanak tanımıştır.
Bu durum bizi Ilan Pappé’nin, siyonist projeye Batı'da tarihsel olarak olağanüstü bir destek sağlayan siyasi ve kültürel çevrenin aşınmasına dair önemli analizine götürmektedir. Ancak İsrail yanlısı lobinin sonunu ilan etmek için henüz erkendir; nitekim Kongre, her iki parti (Demokratlar ve Cumhuriyetçiler), düşünce kuruluşları, ekonomik ve medya kuruluşları içinde hâlâ devasa bir ağa sahiptir. Ayrıca ABD-İsrail askerî ve stratejik ilişkisi, bir gösteri, seçim veya yeni nesil siyasetçilerle tersine çevrilemeyecek kadar derindir.
Karşı tarafta ise en az bunun kadar önemli bir başka dönüşüm yaşanmaktadır. Liberal ve Demokrat kesimlerde İsrail'e yönelik sempati gerilerken, tarihsel olarak İsrail yanlısı Yahudi lobisinin arkasında duran bir güç ön saflara geçmiştir: Evanjelik Hristiyan Siyonizmi. Bu hareket bugün Cumhuriyetçi tabanın ve Trump ittifakının temel bir parçası hâline gelmiş olup dinî, medeniyetsel ve siyasi gerekçelerin birleşimine dayanan bir destek sunmaktadır. Ancak bu kamp bile artık eskisi gibi yekpare değildir; Gazze savaşı ve ardından gelen İran savaşı, MAGA hareketi içinde İsrail'i neredeyse koşulsuz destekleyen Evanjelikler ile farklı bir soru soran "Önce Amerika" akımı arasındaki çelişkiyi ortaya çıkarmıştır: ABD, İsrail uğruna Orta Doğu savaşlarına neden girmelidir?
Sonuç olarak, Mamdani, El-Sayed, Tlaib ve Omar'ın başarısı, Demokrat Parti'nin onların görüşlerini tamamen benimsediği anlamına gelmemektedir; aksine "İsrail ve Filistin" parti içindeki ana bölünme alanlarından biri hâline gelebilir. New York, Michigan ve Kaliforniya'da ilericilere ivme kazandıran şey, özellikle Filistin davası göç, İslam ve Amerikan kimliği meseleleriyle birleştiğinde, diğer bölgelerde Cumhuriyetçilerin Demokratlara karşı kullandığı bir mobilizasyon malzemesine dönüşebilir.
Özetle, Batı siyasetinde muazzam bir dönüşüm yaşanmaktadır. Geleneksel kutuplaşma esas olarak sınıf etrafında dönmekteydi: Sermaye ve muhafazakârlara karşı işçiler, sendikalar ve sol. Sınıf olgusu bugün ortadan kalkmamış, ancak kimlik, kültür, göç, din ve ırk sorularıyla iç içe geçmiştir. Böylece Filistin’in kendisi, solun bir kesimi için sömürgecilik, adalet ve insan haklarıyla; sağın bir kesimi için ise göç, İslam, Batı kimliği ve güvenlikle ilişkilendirilerek Batı’daki "kültür savaşlarının" bir parçası hâline gelmiştir.
Kaynak: Al-Araby Al-Jadeed
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.