Azınlıklar Terazisinde Suriye Denklemi

Araştırmacı Mehmet Emin Cengiz, Suriye’de iç dengeleri tehdit eden mezhepsel gerilimleri ve İsrail’in sahadaki etkisini Fokus+ için kaleme aldı.
Mehmet Emin Cengiz
azinliklar-terazisinde-suriye-denklemi.jpg

27.11.2025 - 16:46  |  Son Güncellenme:  27.11.2025 - 16:50

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın Washington gibi küresel bir güç başkentini ziyaret ederek Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump’la görüşen ilk Suriyeli devlet başkanı olması gibi son derece kayda değer bir gelişmenin yaşandığı ve Şara’nın bütün Batı başkentlerinde üst düzeyde ağırlanarak uluslararası meşruiyetini her geçen gün pekiştirdiği bir zaman diliminde Suriye’nin iç dinamikleri ile derin dini, mezhebi, etnik fay hatlarından zuhur eden bazı gelişmeler Şam için yeni meydan okumalar doğuruyor. 

Şam’ın özellikle ülkenin sahil bölgesinde yaşanması muhtemel gelişmeler nedeniyle bir hayli müteyakkız olması, rasyonel ve makul davranması gerekiyor. Sahil bölgesi ya da Dürzi yoğunluklu Süveyda gibi yerlerde yerel yapılarla önümüzdeki zaman diliminde yeni bir çatışma sarmalına girmek Suriye’yi kaosa ve geri dönülmez bir noktaya taşıma riski barındırıyor.  

Suriye, İsrail saldırganlığının gölgesinde kırılgan bir süreçten geçerken son dönemde ülkedeki dini-mezhebi fay hatlarının tetiklenmesi üzerinden ülkeyi yeni bir kaos ortamına sürükleme ihtimali olan gelişmelerin fitilinin bazı kesimlerce ateşlenmeye çalışıldığı görülüyor.  

Suriye’deki çatışmalar 

Özellikle yakın zamanda Nusayrilerin/Alevilerin, Sünnilerin ve Hristiyanların yoğun şekilde beraber yaşadığı Humus’ta Sünni bir çiftin öldürülmesi ve maktullerin kanlarıyla evlerinin duvarlarına mezhepçi sloganların yazılması sonrasında bölgede tansiyon yükseldi. Olayın failleri meçhul. Ancak açık olan şu: Saldırı mezhepçiliği körükleme saikiyle yapıldı ve bölgedeki kırılgan huzura kasteden bir girişimdi. Kısmi ölçüde bu başarıldı da. Suriye’nin sahil bölgesinde mart ayında yaşananlar unutulmuş değil ve 6 Mart olayları gibi bir senaryonun tekrar devreye sokulması ihtimali ülkede hala kayda değer bir korku.  

Nitekim yaşanan cinayet sonrası maktullerin bağlı olduğu Beni Halid aşiretinin üyeleri intikam saikiyle Nusayrilere dönük bir saldırılarda bulundular. Evlerin ve araçların yakıldığı saldırılarda Suriye güvenlik güçleri bölgede tansiyon çok yükselmeden olayları kontrol altına aldı, sokağa çıkma yasağı ilan etti ve bazı kişileri tutukladı.  

Bu gelişmeler sonrasında Nusayrilerin dini lideri Suriye Alevi Meclisi Başkanı Gazal Gazal, Suriye’nin sahil bölgesinde protesto gösterileri düzenlenmesi çağrısında bulundu. Gazal’ın çağrısı sonrasında Nusayriler sokaklara çıkarak mart ayındaki kanlı olaylar sebebiyle tutuklanan akrabalarının salıverilmesini isteyerek bölgeleri için federalizm çağrısında bulundular.  

Humus’taki gelişmelerin ve akabindeki eylemlerin Halep’te sahil olayları için kurulan mahkemenin sonrasına gelmesi de kayda değer. Yakın zamanda, sahil bölgesinde işlenen suçlar için sabık Esed rejimi mensubu 7 kişi, şu anki Şam yönetiminin güvenlik güçlerinden de 7 kişi, toplamda 14 kişi kamuya açık bir mahkemede yargılanmaya başladı. Söz konusu mahkemenin vereceği karar Suriye’nin geçiş dönemi adaleti konusunda bir turnusol kağıdı işlevi görecektir.  

Süveyda’da temmuz ayında Bedevi Arap aşiretleri ve İsrail destekli Dürzi milisler arasında yaşanan çatışmalarda yaşanan suçlar için de bir komite Suriyeli yetkililerce kurulmuş durumda. Halep’teki mahkemeden çıkan kararlar Süveyda için kurulması muhtemel mahkeme için de bir emsal teşkil edecektir.  

Sahil bölgesindeki protesto gösterilerinde bazı ateş etme vakaları ve Suriye güvenlik güçlerine saldırılar da oldu. Neyse ki güvenlik güçleri sert bir karşılık vermedi. Suriyeli yetkililerin halkla diyalog kurması sonucunda protestocular dağıldı. Gazal da gösterinin başarılı olduğunu belirterek halka evlerine dönüş çağrısı yaptı. Ancak ileriki süreçte benzer bir sokağa çıkma çağrısında bulunduğunda ya da Alevi tabanı direnmeye/silahlanmaya davet etme gibi bir durumda olayların nereye evrileceğini kestirmek hiç mümkün değil.  

Süveyda’da durum ne? 

Benzer şekilde Süveyda’da da tehlikeli bir süreç devam ediyor. Temmuz ayında Bedevi Arap aşiretleri ve Dürzi milisler arasında yaşanan çatışmalar sonrasında Şam ile Dürziler arasındaki bağ çok ciddi şekilde zarar gördü. İsrail, Dürzileri koruma bahanesiyle Şam’ı bombalayarak güç dengesini Şam aleyhine değiştirdi. Şam taraftarı olan Dürzilerin bir kısmı bile güç dengesinin değişmesi nedeniyle Hikmet el-Hicri’nin gölgesinde kalır bir duruma geldiler. Bugün itibarıyla Hikmet el-Hicri Süveyda’da gücünü pekiştirmiş halde ve İsrail desteğiyle Dürzilerin ana dini lideri olmuş vaziyette. Bu durumun verdiği güvenle dini lider Hicri sürekli olarak Süveyda için bağımsızlık çağrısı yapıyor. Konuşmalarında Tevrat ve İncil’e atıfta bulunuyor. Bölgenin adını değiştirme girişiminde bulunarak Süveyda için ‘Cebel Başan’ tabirini kullanıyor ki bu bölgenin Tevrat’ta kullanılan adı. 

8 Aralık sonrasında İsrail’in Suriye’ye dönük gerçekleştirdiği operasyonun adı da ‘Başan Oku Operasyonu’ idi. Hicri aynı zamanda Suriyeli Dürzileri Müslümanlık çatısı altından çıkarmaya çabalayan bazı girişimlerde de bulundu. Adeta Hicri yeni bir Dürzi kimliği oluşturma çabası içerisinde. Bunlara ek olarak Süveyda’daki valilik binasından ‘vilayet’ ibaresi de kaldırıldı. Kısacası, Hicri liderliğindeki Dürzilerin ayrılıkçı talepleri her geçen gün daha da görünür bir hal almaya başladı. Bu gelişmelerden önce Süveyda’daki irili ufaklı milis yapıları da Hicri liderliğinde ‘Ulusal Muhafızlar’ adı altında birleşmişti. Kasım ayının sonlarında Süveyda’da yapılan bir geçit töreninde de İsrail bayrakları ve Netanyahu posterleri sergilendi. Bölgedeki protestolarda sürekli olarak Hicri’nin posterlerine İsrail’deki Dürzilerin dini lideri Muvaffak Tarif’in posterleri eşlik ediyor. Bütün bu gelişmeler doğal olarak bir boşlukta cereyan etmiyor ve İsrail’in Suriye’nin güneyinde ağırlığını hissettirdiği bir bağlamda gerçekleşiyor. Yakın zamanda Netanyahu, Suriye’nin işgal altındaki güney bölgelerine yanına İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar ve Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’i de alarak adeta tur düzenledi.  

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu

Hermon Dağı’nı ziyaret eden Netanyahu, Golan Tepeleri’ni ve Suriyeli Dürzileri koruyacaklarını tekrar ederek Suriye’den çekilmeye dair bir niyetlerinin olmadığını gösterdi. İsrail işgali Suriye’nin güneyinde gitgide genişliyor. İsrail kuvvetleri Batı Şeria’dakine benzer bariyerleri Suriye’nin güneyinde de kuruyorlar. Zaman zaman da İsrail güçleri Güney Suriye’nin içerisinde operasyon düzenleyerek bazı kişileri Hamas üyesi oldukları iddiasıyla İsrail’e kaçırıyorlar. Yani İsrail desteği altında Suriye’nin güneyi planlı şekilde istikrarsızlaştırılıyor ve bu bağlamda Dürzi yoğunluklu Süveyda, Hicri tarafından bir ‘şehir devletine’ dönüştürülmeye çalışılıyor.  

Suriye’nin kuzeydoğusunda da SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyonu ve 10 Mart mutabakatının uygulanması noktasında bir tıkanma mevcut. Zaman zaman SDG ve Şam’a bağlı güçler arasında büyük çaplı olmayan ancak tarafların kayıplar verdiği çatışmalar da vuku buluyor. En son taraflar arasında Rakka kırsalında çatışma yaşandı. Bahse konu çatışmalar kısa süre içerisinde ateşkesle nihayetlense de taraflar arasında gerilimi yükseltiyor. Türkiye’de PKK’nın silah bırakmasına paralel şekilde ve ABD’nin de desteğiyle ilerlemesi beklenen SDG’nin, Suriye ordusuna entegrasyonu dosyasında beklenen ölçüde ve hızda bir ilerleme olmaması da Şam için diğer bir meydan okuma alanı. 

Sonuç 

Sözün özü, Şam yönetimi dış meşruiyetini iç barışı pekiştirecek girişimlerle desteklemesi gereken bir süreçten geçiyor. 8 Aralık’tan bu yana Suriye farklı dosyalarda ilerleme kaydetti. Örneğin Suriye ekonomisini felç eden yaptırımların çoğu kaldırıldı. Şara’nın Trump’la görüşmesi sonrasında Sezar yaptırımları konusunda Şam’a yeni bir 6 aylık muafiyet tanındı. Ama bu yaptırımların tamamen kaldırılması için Kongre’nin onayı gerekecek. Suriye ayrıca küresel finans sistemine yeniden entegre edildi. Bunun yanı sıra, Suriye’nin pek çok şehir merkezinde şaşırtıcı denecek bir hızda elektrik tedariki gelişmesi de yaşanıyor. Ülkenin farklı bölgelerindeki şehir merkezlerinde elektrik tedariki 16 saatin üstüne çıkmış durumda. Şam’a ise yıllar sonra 24 saat kesintisiz elektrik verildi. 

Hülasa, Ahmed Şara’nın Elysee Sarayı’ndan Beyaz Saray’a oradan Kremlin’e kadar üst düzeyde ağırlanması üzerinden dış meşruiyetini pekiştirdiği, Suriye’de ekonominin çarklarının yeniden işlevsel hale gelmesi için mühim adımların atıldığı ve ülkede elektrik gibi önemli bir mevzuda kayda değer bir ilerlemenin olduğu bir zaman diliminde, Şam azınlıklar gibi hassas bir dosyada daha da sert sınanacağı bir sürece girecekmiş gibi görünüyor. Ülke üzerinde İsrail gibi soykırımcı, askeri gücüyle denklemi ciddi şekilde değiştirme kapasitesi bulunan irrasyonel bir aktörün gölgesinin yoğun şekilde hissedildiği bir dönemde Şam’ın azınlıklar konusunda dengeleri hassas şekilde gözetmesi, geçiş adaletini sağlaması ve iç barışı pekiştirecek adımlar atması gerekecek.  

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.