Arap Aşiretleri ve Suriye’de Güç Dengelerinin Yeniden Şekillenmesi 

Araştırmacı Shady İbrahim, Arap aşiretlerinin Suriye'deki güç dengelerini nasıl etkilediğini ve Süveyda çatışmalarıyla ortaya çıkan yeni siyasi-askeri dinamikleri Fokus+ için kaleme aldı.
arap-asiretleri-ve-suriyede-guc-dengelerinin-yeniden-sekillenmesi

06.08.2025 - 13:03  |  Son Güncellenme:  28.08.2025 - 10:45

Suriye’deki Arap aşiretleri, özellikle Süveyda vilayetinde son dönemde yaşanan benzeri görülmemiş seferberliğin ardından, ülkede etkili ve çok yönlü bir güç olarak yeniden ortaya çıktı.  

Aşiret hareketleri yerel güç dengesini yeniden şekillendirerek, bölgesel ve uluslararası aktörleri Suriye’nin güneyine yönelik stratejilerini yeniden değerlendirmeye zorladı.  

Bu bağlamda, Arap aşiretleri ve kabileleri, Suriye ve hatta bölgesel arenadaki siyasi rollerini pekiştirdi.  

Ancak buna rağmen, kendilerini temsil edecek ve çıkarlarını ifade edecek birleşik bir siyasi oluşuma sahip olmamaları nedeniyle aşiretler hala bazı zorluklarla karşı karşıya.  

Bu durum da ülkenin gelecekteki iktidar denkleminde gerçek ve etkili bir taraf olmalarını engelliyor.  

Suriye’de özellikle kırsal ve çöl bölgelerinde bulunan Arap aşiretler, her zaman sosyal yapının temel taşını oluşturdu.  

Aşiretler, üyeleri için her zaman güvenli bir liman oldu, onlara koruma ve kimlik sağladı; ekonomik ve sosyal yaşamlarını düzenledi.  

Yüzyıllar boyunca aşiretler, büyük siyasi dönüşümlere uyum sağlama ve devletler çöktüğünde veya zayıfladığında oluşan güç boşluklarını doldurma becerisiyle öne çıktı.  

20. yüzyılın başında Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra, zorluklarla dolu yeni bir siyasi dönemle karşı karşıya kalındığında aşiretlerin rolü daha da belirginleşti.  

Fransız işgaline karşı devrimlerin ön saflarında yer alan Arap aşiretleri

Sonraki aşamanın şekillenmesinde önemli bir rol oynayan aşiretler, Fransız işgaline karşı devrimlerin ön saflarında yer aldı.

Fransız Mandası da dahil olmak üzere gelen tüm otoriteler, azınlıkları güçlendirmeye, aşiretlerin etkisini sınırlamaya veya dengelemeye çalıştılar. 

Öte yandan aynı aşiret içinde bile karşıt politikalar ve tutum farklılarının gözlenmesi, aşiret toplumunun tek bir ideolojiye sahip katı bir blok değil, çeşitli ve karmaşık bir yapı olduğunu gösteriyor.  

Aşiretlerin bu karmaşık yapısı, onları genellikle öngörülemez aktörler haline getirerek, Suriye’deki geçiş dönemini daha da karmaşık hale getiriyor.  

Süveyda çatışmasında Arap aşiretleri  

Süveyda’daki son çatışmalar sırasında, Arap kabileleri arasında benzeri görülmemiş bir birleşmeye tanık olundu. Bu, Suriye’deki toplumsal ve siyasi dinamiklerde derin bir değişimi yansıtan istisnai bir durumdu.  

Şehrin dört bir yanındaki silahlı Dürzi grupları ile Arap kabileleri arasında çatışmalar patlak verdi. Durum hızla karşılıklı adam kaçırmalara ve şiddetli çatışmalara dönüştü.  

Aşiret üyelerinin geniş çaplı seferberliğinin ana nedeni, Şeyh Hikmet el-Hicri’ye bağlı silahlı Dürzi gruplarının Bedevi sivillere ve Arap kabilelerine karşı gerçekleştirdiği katliamlardı.  

Bu katliam, hükümet güçlerinin bölgeden çekildiği ve aşiretlerin kendilerini kuşatılmış ve savunmak zorunda hissettikleri tehlikeli bir güvenlik boşluğu yaşanan bir dönemde gerçekleşti.  

Güney Suriye Aşiretler Meclisi Başkanı Şeyh Rakan El-Hudeyr

O süreçte açıklama yapan Güney Suriye Aşiretler Meclisi Başkanı Şeyh Rakan El-Hudeyr, hükümetin çekilme kararını şaşkınlık ve üzüntüyle karşıladığını ve bunun devletin vatandaşlarını koruma sorumluluğundan feragat etmesi anlamına geldiğini belirtti.  

Devletin bölgeden çekilmesi ister durumu yatıştırmak ister İsrail ile doğrudan çatışmayı önlemek için olsun, büyük bir güvenlik boşluğu ve aşiretleri askeri inisiyatif almaya iten bir ortam oluşturdu.

Özellikle Dürzi topluluğunun İsrail’in Suriye’ye müdahalesi için çağrıda bulunmasının ardından, aşiretlerin Şeyh Hikmet Hicri’yi İsrail ile iş birliği yapmakla suçlamasıyla gerilim daha da tırmandı.    

Aynı bağlamda, aşiret güçleri Süveyda yakınlarındaki bir mühimmat deposunda İsrail yapımı füzeler buldu.  

Tüm bunlar çatışmayı tırmandırdı ve aşiretlerin Suriye’nin çeşitli illerinde genel seferberlik ilan etmesine yol açtı.  

Bunun üzerine Suriye’deki Arap aşiretlerden yaklaşık 50 bin kişi Süveyda’ya gitmek üzere hazırlandı.  

Süveyda bu gelişmelerle birlikte, aşiretlerin gücü ve Suriye çatışmasında varlıklarını gösterme kabiliyetleri için yeni bir test alanı haline geldi.  

Stratejik bir sürpriz olarak aşiretler  

Süveyda’da Arap aşiretlerin birleşik bir güç olarak aniden ortaya çıkışı, birçok bölgesel ve uluslararası taraf için bir şok etkisi oluşturdu.

Yerel düzeyde ise Arap aşiretlerinin on binlerce savaşçıdan oluşan bir güç oluşturması ve Dürzilere karşı birleşik bir şekilde askeri tepkileri hiç beklenmedik bir gelişmeydi.  

Aynı zamanda, İsrail de beklenmedik bir stratejik gelişmeyle karşı karşıya kaldı. Özellikle bu çatışmanın Filistin ve İsrail topraklarındakiler de dahil olmak üzere Suriye dışındaki Arap aşiretlerini kapsayacak şekilde genişleyeceği endişesiyle, Suriye’nin güneyine yönelik politikalarını yeniden değerlendirdi.  

ABD de, özellikle aşiret ayaklanmasının başlıca yerel müttefiki olan Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolündeki doğu bölgelerinde yoğunlaşması nedeniyle şaşırdı.  

Söz konusu bölgeler, özellikle Deyrizor ve Rakka, günde yaklaşık 150 bin varil petrol üretimi yapılan, geniş petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahip olduğu için jeopolitik hesaplamalar açısından kritik öneme sahip.    

SDG’nin bu kaynaklar üzerindeki kontrolü, ideolojisini dayatma, geleneksel liderleri dışlama ve zorunlu askerliği dayatma girişimleriyle birleşince, aşiretlerin ayaklanmaları için verimli bir zemin hazırladı.  

Bunun yanı sıra siyaset ve karar alma süreçlerinden dışlanmaları da aşiretlere Suriye’nin geçiş aşamasını yeniden şekillendirebilecek aktif bir rol üstlenerek çatışmaya katılmaları için güçlü motivasyonlar sağladı.  

SDG’nin kontrolündeki bölgelerde demografik çoğunluğu Arap aşiretleri oluşturuyor. Arap çoğunluğun yaşadığı bölgelerde daha önce de ayaklanma yaşandı. Bu da SDG’ye karşı benzer adımların tekrarlanma olasılığını işaret ediyor olabilir.  

Bu gelişmeler göz önüne alındığında, ABD, Arap kabilelerini, SDG ile doğrudan çatışmaya girmeden kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde gelecekte yeniden şekillendirilebilecek bir unsur olarak görebilir.  

Bu nedenle, İsrail’in de desteğiyle Washington, kabilelere bazı avantajlar sunarak onları desteklemeye ve belki de uluslararası koalisyonla doğrudan ilişki kuran, SDG’den nispeten bağımsız bir Arap unsuru oluşturarak İran nüfuzuna karşı etkili bir araç oluşturmaya dayalı yeni bir strateji benimseyebilir.    

ABD eğer bu adımı uygularsa, yalnızca kabileleri kontrol altına almaya katkıda bulunmakla kalmayacak, aynı zamanda Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın siyasi ve askeri nüfuzunu genişletme girişimlerini de engelleyecektir.  

Bu da aşiretleri, daha geniş jeopolitik enerji oyununda önemli bir taraf haline getirebilir. Onların sadakatleri, Suriye’de güç dengesini değiştirebilir.  

Bölgesel olarak, Süveyda’daki bazı Suudi ve Ürdünlü aşiretlerin sınırlı da olsa seferberliği, doğrudan bir askeri müdahaleden ziyade siyasi bir mesaj gibi göründü.  

Suudi Arabistan tarafından izin verilmiş olabilecek bu hamle, aynı zamanda Suudi Arabistan’ın, İran nüfuzuna karşı mücadele kapsamında, nüfuzlarını test etmek amacıyla aşiretlere dolaylı destek temelinde bir strateji geliştirme konusundaki ilgisini de gösteriyor.  

Suudi Arabistan bu yaklaşımı sürdürülebilir bir şekilde benimserse, bu durum İran’ın Direniş Ekseni aracılığıyla yaptığına benzer şekilde, yerel vekilleri harekete geçirmeye dayalı stratejik bir geçiş anlamına gelecektir.  

Riyad’ın bu yönde sürdürülebilir bir politika izleyip izlemeyeceği gelecekte netleşecek.  

Ürdün ise, bu çatışmaların Ürdün’ün kuzeyindeki Dürzi bölgelerine yayılmasından ve bu durumun İsrail’in müdahalesini gerektirecek olmasından endişe duyduğu için son derece ihtiyatlı bir tutum sergiliyor.  

Ahmed Şara’nın kabilelerle başa çıkma ve onları kontrol altına alma stratejisi  

Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın Arap aşiretleriyle iletişimi, Suriye devleti ile dengeyi değiştirme yeteneğini kanıtlamış bu geleneksel güçler arasındaki ilişkiyi yeniden yapılandırmayı amaçlayan pragmatik bir yaklaşım olarak okunabilir.  

Şara’nın Arap aşiretlerine Süveyda’daki rolleri için açıkça teşekkür etmesi ve ateşkes çağrısı yapması, onların gücünü tanımaya, aynı zamanda onları meşruiyet ve hükümet kontrolü altına almaya yönelik bir girişim olarak görüldü.  

Bu adımlarla Şara, aşiretleri siyasi olarak bütünleştirmeyi amaçlarken, onlara devletin egemenliğine meydan okuyabilecek alternatif bir otorite veya bağımsız bir siyasi unsur haline gelme fırsatı vermemeyi hedefliyor olabilir.  

Tüm bunlar da Şara’nın Suriye’nin birliğini vurgulayan ve devletin yokluğunun büyük bir kaosa yol açacağı konusunda defalarca uyaran genel söylemleriyle uyumlu.  

Büyük ironi şu ki, Şara durumu kontrol altına almak ve diğer gruplarla mücadele etmek için aşiret desteğine ihtiyaç duymasına rağmen, bu güçlerin bağımsızlığı ve bağımsız hareket edebilme kabiliyetleri nedeniyle ciddi bir zorlukla karşı karşıya.    

Aşiretlerin, Şara’nın Süveyda krizi sırasında “müdahale etmemesini” açıkça talep etmeleri, İsrail’e Suriye hükümetine karşı daha fazla saldırı için bahane vermemek amacıyla da olsa, bir özgürlük ve bağımsız hareket alanı sağlama isteklerini ortaya koyuyor.    

Ancak bu bağımsızlık, merkezi devletin otoritesine ve Şara’nın kendi yönetimi altında birleşik bir Suriye vizyonuna da doğrudan bir tehdit oluşturuyor.  

Dolayısıyla, Şara’nın stratejisi, bir yandan aşiretleri cezbetmek ve iktidarlarını meşrulaştırmak, diğer yandan onları kontrol altına alıp birleşik ve bağımsız bir siyasi güce dönüşmelerini engellemek arasında hassas bir denge kurmak gibi görünüyor.    

Süveyda’daki olaylar, Arap aşiretlerinin birleşik askeri harekat ve hassas bölgelerde köklü değişimler yaratma konusunda önemli bir kapasiteye sahip olduğunu gösterdi.  

Aşiretlerin bu güçleri, derin tarihsel köklere, demografik ağırlığa ve Deyrizor ve Rakka gibi doğal kaynaklar açısından zengin stratejik bölgeler üzerindeki kontrollerine dayanıyor.  

Bununla birlikte iç bölünmeleri ve daha güçlü tarafa uyum sağlama konusundaki tarihsel istekliliklerinin yanı sıra hükümet ve dış aktörler tarafından ele geçirilmeye açık olmaları, birleşik ve sürdürülebilir bir siyasi varlığa dönüşme kabiliyetlerini kısıtlıyor.  

Bu gerçekler ışığında, aşiretlerin geleceği, bu iç zorlukların üstesinden gelme becerilerine ve Suriye devleti ile bölgesel ve uluslararası güçlerin önümüzdeki yıllarda bu durumla nasıl başa çıkacağına bağlı görünüyor.  

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.