Antik Çağ’da Haremü'ş-Şerif: II. Süleyman Tapınağı

Dr. Murat Özyıldırım, Haremü’ş-Şerif’te II. Süleyman Tapınağı’nın inşası, yıkımı ve günümüze yansımalarını tarihsel ve siyasal boyutlarıyla Fokus+ için kaleme aldı.
antik-cag-da-haremu-s-serif-ii-suleyman-tapinagi.jpg

15.01.2026 - 13:58  |  Son Güncellenme:  04.02.2026 - 17:25

Haremü'ş-Şerif, Burak Duvarı’na Hz. Muhammed’in (sav) bineği Burak’ı bağladığı, Hacer-i Muallak üzerinden göğe yükseldiği, 144 dönümlük mukaddes alandır. Söz konusu alan Yahudiler ve Hıristiyanlar için de kutsaldır. Hz. Süleyman’ın burada inşa ettiği ve I. Süleyman Tapınağı olarak literatüre giren tapınağı, Fokusplus’ta evvelce incelemeye gayret etmiştik, yazımız, ikinci tapınağı konu etmektedir.  

Hiç kuşku yok ki değil Kudüs’te bütün yeryüzünde Yahudilerin iki bin yıldır tekrar inşa etmek için yanıp tutuştukları tek yapı, Süleyman Tapınağı oldu (Templum Salomonis). Hz. Süleyman (as) tarafından M.Ö. yaklaşık 10. yüzyılda Haremü'ş-Şerif alanında yaptırılan Süleyman Tapınağı, Nebukadnezar’ın bölgeyi topraklarına katması ve muhafız kumandanı Nebuzaradan’ı Kudüs’e göndermesi ile M.Ö. 586 yılında yerle bir edilerek şehir ateşe verildi. Aristokrat ve işçi Yahudilerin, Iudaea’dan Babil topraklarına sürgün edilmeleri, aynı dönemde gerçekleşti.  

Mezopotamya’da sürgünde olan Yahudilerin talihi ve tarihi, Pers Kralı II. Kyros’un (Büyük Kyros,) Babil topraklarını M.Ö. 539 yılında ele geçirmesiyle değişti. Pers Kralı II. Kyros, batıda bir müttefik arayışındaydı ve bu konuda Yahudilerden yararlanmayı düşündü. Böylece Babil’deki Yahudilere, Kudüs’e geri dönme izni verdi.  

“Kyros Fermanı” diye bilinen fermanla Mezopotamya’ya sürgüne yollanan Yahudilerin Kudüs’e gitmelerine olanak sağlandı ki bu konuda Ezra Kitabı rakam vererek 42 bin 360 Yahudi’nin geri döndüğünü kaydetmektedir. Söz konusu izin, sürgünde yaşayan Babil’deki Yahudiler için adeta mucizeydi. Yahudi yazılı kaynakları, kendilerine görece özgürlük ve tapınağın yeniden inşası için destek sağlayan II. Kyros’tan bu izin nedeniyle övgülerle bahsetmektedir. 

Dini metinlerde tafsilatlı şekilde anlatılan Kyros’un Yahudilere verdiği izinle sürgünlerin Iudaea’ya dönmesine ilişkin bir arkeolojik veri üzerinde tartışmalar günümüzde yapılmaktadır. “Kyros Silindiri” olarak bilinen arkeolojik belge, bazı bilim insanları tarafından, Tevrat’ta bahsedilen Kyros’un Yahudilere verdiği izin ile bağdaştırılıyorsa da silindirde “Kudüs” kelimesinin olmaması, karşıt fikirlerin güçlü bir argümanla ortaya çıkmasına yol açmaktadır. 

 Yahudi Tarihçi Flavius Iosephus

O dönemde, artık Pers idaresinde olan Iudaea topraklarında yine Perslerin atadığı Vali Zerrubabbel’in gözetiminde, I. Süleyman Tapınağı’nın evvelce bulunduğu Haremü'ş-Şerif’te ikinci tapınak inşa edildi. Bu, önemli bir olay olmasına karşın yapı, I. Süleyman Tapınağı’nın etkileyiciliğinden hayli uzaktı.  

Orta Doğu’nun bitmez tükenmez tarihi gelişim sürecinde Iudaea’ya ilişkin ayrıntılı bilgiler yazan Yahudi tarihçi Flavius Iosephus (37-100), eserinde Büyük İskender’in Kudüs’e girdiğini, tapınağın başkoheni ile görüştüğünü ileri sürmektedir. Ancak arkeolojik ve filolojik başka belge olmaması nedeni ile çağdaş tarihçiler, Iosephus’un bu konudaki aktarımlarını, şüpheyle karşılamaktadır. İskender’in Kudüs’e girip girmediği bilinmese de Kudüs M.Ö. 330 yılında Büyük İskender’in imparatorluğuna dahil edilir.  

İskender’in ölümünün ardından imparatorluğun birkaç devlete bölünerek dağılmasının ardından Kudüs, Seleucusların egemenliği altında kalır. Böylece M.Ö. 140–M.Ö. 37 arasında Kudüs’ün içinde yer aldığı bölge özerk olur ve Haşmonayim hanedanı tarafından yönetilir.  

Roma Senatosu tarafından Doğu Akdeniz’i korsanlardan kurtarmak üzere olağanüstü yetkilerle donatılan Gnaeus Pompeius Magnus, M.Ö. 67’de bölgeye yollandı. Haşmonayim Krallığı içindeki karışıklıklara da müdahil olan Pompeius, M.Ö. 63 yılında Iudaea’yı ve Kudüs’ü Roma’nın tartışmasız hakimiyetine soktu. Roma Senatosu ise M.Ö. 40/39 yılında Herodes’i Kral olarak atadı. Vasal Kral Büyük Herodes, Yunan–Roma’nın gündelik yaşamdaki adetlerine, inançlarına, geleneklerine düşkünlüğü ve bunlara uyma çabası nedeniyle muhafazakar Yahudilerin haklı nefretini kazanarak anıldı. Herodes, Iudaea’nın birçok kentine -düşmanlarını haklı çıkaracak şekilde-Roma’ya öykünerek tasarlanmış tiyatro, saray, villa ve limanlar inşa ettirdi. 

Tapınağın genişletilmesi 

Ancak M.Ö. yaklaşık 20/25 yılında Kral Herodes, kendisinden beklenmedik bir işe kalkıştı. Kudüs’te yıkılan tapınağın yerine yapılan mütevazı yapıyı genişletmeye başladı. Gerçekten de ilk tapınak yıkıldıktan sonra yapılan ikinci tapınak, halkın beklentisini karşılamaktan uzaktı. Yunan – Roma tarzı saraylar, tiyatrolar yaptırırken gündelik yaşamında da pagan kültürüne hayran olma ve kendi dinini terk etme ile suçlanan Herodes, Yahudiler nezdinde itibarını tekrar kazanmak için zekice bir hamleyle tapınağı, binlerce işçi çalıştırarak görülmemiş şekilde büyütmeye girişti. Yapı, böylesine gösterişli olarak yükselmemişti. 

Tapınağa ilişkin bilgiler veren tarihçi Iosephus; “…Herodes, hükümdarlığının on beşinci yılında tapınağı yeniden inşa etti ve etrafını bir duvarla çevirdi. Duvar, önceki duvarın iki katıydı. (Herodes’in inşaat için) yaptığı masraflar muazzamdı… (Tapınağın) Her tarafı devasa altın plakalarla kaplıydı, güneşin doğmasıyla birlikte bunlar öyle parlardı ki oraya bakmaya çalışanlar sanki güneşe bakıyormuşçasına gözlerini korumak zorunda kalırdı. Tapınağa gelen bir yabancı, uzaktan tapınağı karla kaplı bir dağ sanırdı çünkü altın kaplı olmayan yerleri bembeyazdı…” demektedir. Iosephus, ana binanın bir yılda, diğer bölümlerdeki çalışmaların yıllarca devam ettiğini belirtmektedir. İncil’in tapınak inşaatından bahsetmesi de inşaatın uzun yıllar sürdüğünü anlamak bakımından önemlidir. 

Tapınak, tam anlamıyla Kudüs’ün kalbinde inşa edilmişti, bu dönemde kurban ve diğer dini ritüeller burada gerçekleştirilirken şehrin pazarı da burada kurulmuştu. Büyük bir duvarla çevrili olan yapıda renkli mermerler kullanılmış, taban döşemeleri gösterişli ve süslü yapılmıştı. Duvarlarda büyük, kesme blok taşlar, aralarına harç koymadan kullanılmıştı. İlk tapınaktaki gibi “Kutsallar Kutsalı” denen bölüm, ikinci tapınağın yine en mukaddes yerini oluşturmuştu fakat günümüze ulaşan bilgilere göre ilk tapınaktaki gibi duvarla değil, büyük, kalın bir perdeyle dış dünyadan ayrılmıştı. Yahudi olmayanların tapınak alanına girişleri kesin olarak yasaklanmıştı ve cezasının ölüm olacağına ilişkin yazılı levhalar çeşitli yerlere asılmıştı. Günümüze, bu ibareye sahip Eski Yunanca yazıtlar ulaşmıştır. 

Herodes zamanında tümü tamamlanmasa da yapı, ibadet merkezi olmanın dışında Herodes için bir propaganda merkezi olmuştu. Kudüs dışından Pesah (Fısıh) Bayramı için gelen sayıları on binlerle ifade edilen Yahudi hacılar, büyütülüp genişletilen yapının görkemini hayretle izlemiş ve Herodes, bu sayede amacına ulaşmıştı. Herodes, tapınağı yenilerken salt dini kaygıyla davranmamıştı, dindar Yahudilerin pagan yaşamını hedef alan nefretini kendinden uzaklaştırma ve Kudüs’e gelen hacıları birer propagandist olarak geri göndermeyi hedeflemişti. 

Yahudilerin II. Süleyman Tapınağı’na vedaları, M.S. 66 yılında başlayan büyük bir isyanla olmuştur. Iudaea’da sürekli çıkardıkları isyanlarla sorun oluşturan Yahudilere karşı nihai bir zafer isteyen Roma, Suriye’de bulunan Vespasianus’u bu konuyu çözmesi için görevlendirmişti. Ancak İmparator Nero, 69 yılında intihar edince Vespasianus Roma’ya çağrılarak imparator ilan edilmişti. Vespasianus, henüz bölgedeyken görevini, ilerde imparator olacak oğlu Titus’a bırakmıştı. Çetin savaşların sonunda Kudüs’ü kuşatan Titus ve Roma lejyonları, 70 yılında şehri, uzun süre kendilerine direnen isyancılardan geri almış ve o hınçla her yeri yakıp yıkmışlardı.  

Titus Zafer Takı

II. Süleyman Tapınağı, Romalıların hışmından en büyük zararı gören yapı olmuştur. Tapınak, yerle bir edilmekle kalmamış, Roma askerleri tarafından yağmalanmıştır. Günümüzde Roma şehrinde hala sağlam durumda olan Titus Zafer Takı, Romalı askerlerin Kudüs ve tapınağı yağmalamalarını gösteren kabartmalara sahiptir. Askerler, tapınağın son derece gösterişli altın menorahını almış, yapıda ne buldularsa yağmalamaktan geri durmamışlardır. Bizzat Titus’un “Kutsallar Kutsalı” denen ve başkohenin bile yılda sadece bir gün girebildiği kısma büyük bir saygısızlıkla girdiği, aktarılanlar arasında yer bulmuştur. Gerçekten de Kudüs ve tapınak günlerce yanmıştır. 

İmparator Hadrianus’un hakimiyetindeyken ikinci tapınağın yıkıntılarına Romalıların bir Iuppiter tapınağı kurma teşebbüsü, Yahudi isyanına neden oldu. Böylece 135 yılındaki ayaklanma sonunda tapınak inşa edildiği gibi Yahudilerin Kudüs’e girmeleri de yasaklandı. Yasak, I. Constantinus devrine kadar sürdü. 

Müsteşrikler tarafından “Batı Duvarı/Ağlama Duvarı” olarak adlandırılan, biz Müslümanların “Burak Duvarı” olarak andığımız bugün ayakta olan kısım, tümüyle ikinci tapınağa aittir ve Herodes dönemi ekleri, duvarın alt blok taş sıralarında görülebilir. 

Unutmayalım ki ilk tapınağın herhangi bir arkeolojik izi, bugün için yoktur. Çoklarınca karıştırılan şekilde Burak Duvarı, ikinci tapınağa aittir ve Hz. Süleyman’ın yaptırdığı yapının bir parçası asla değildir. İşgal Devleti, uluslararası anlaşmaları hiçe sayarak II. Süleyman Tapınağı’na ait çeşitli kısımlarda geçmişte olduğu gibi bugün de arkeolojik araştırma ve kazılar yapmaktadır. Nihai hedefin Süleyman Tapınağı’nı her ne olursa olsun tekrar inşa etmek olduğu açıktır.  

Bütün uluslararası anlaşmalara aykırı olarak Siyonist siyasetçilerin Haremü'ş-Şerif alanına mütemadiyen girmeleri, tehlikenin Müslümanlar açısından büyüklüğünü gözler önüne sermektedir. Oysa Kur’an-ı Kerim’de zikredilen Mescid-i Aksa alanı / Haremü'ş-Şerif, birçok peygamberin mukaddes hatırasını taşıyan ve Burak Duvarı’na Hz. Muhammed’in (sav) bineği Burak’ı bağladığı, Hacer-i Muallak üzerinden göğe yükseldiği, Müslümanlar için ilk kıble olan sonsuza dek mukaddes alandır.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.