Altyapıda Ekonomi, Üstyapıda Futbol: Angola’da İstenmeyen Dostluk Maçı

Doç. Dr. Volkan İpek, Angola’nın bağımsızlığının 50. yılı için planlanan Arjantin dostluk maçının ülkedeki yoksulluk, protestolar ve siyasi baskılar nedeniyle tartışmalı hale gelmesini Fokus+ için kaleme aldı.
250829ZK_Web_-_Altyap%C4%B1da_Ekonomi%2C_%C3%9Cstyap%C4%B1da_Futbol-_Angola%E2%80%99da_%C4%B0stenmeyen_Dostluk_Ma%C3%A7%C4%B1-Volkan_%C4%B0pek.jpg

29.08.2025 - 14:17  |  Son Güncellenme:  04.09.2025 - 10:25

Dünyanın en iyi futbolcularından biri olarak gösterilen Lionel Messi bu övgüyü sadece kulüpler bazında 654 maçta 547 gol atarak değil, aynı zamanda ülkeler arasında dostluk maçlarında, ihtiyacı olan insanlara ekonomik destek olmak için ayarladığı ya da bu ayarlamanın parçası olduğu maçlarda oynayarak da hak ediyor diyebiliriz.  

Bu maçlardan en yenisinin temeli Angola Futbol Federasyonu Arjantin Futbol Federasyonu’na bir davet göndererek Angola’nın 50. Bağımsızlık yıldönümünde Lionel Messi kaptanlığındaki Arjantin A Ulusal futbol takımıyla bir maç yapmak istediğini söylemesiyle atıldı. Ancak bu istek hiç beklenmedik şekilde sekteye uğradı.  Angola sivil toplum grupları Arjantin Futbol Federasyonu’na ve yıldız oyuncu Lionel Messi'ye Kasım ayında oynanması planlanan hazırlık maçının iptali için çağrıda bulundu.  

Bu çağrı Angola'da otuz kişinin ölümüne yol açan şiddetli protestoların hemen ardından gelmesiyle dikkat çekti. Akaryakıt fiyatlarındaki artışlarla başlayan ve şiddete dönüşen protestolar on yıllardır yaşanan en büyük ayaklanma sırasında iki yüz yetmişten fazla kişinin yaralanmasına ve yaklaşık bin beş yüz kişinin tutuklanmasına yol açtı. Her iki ülkenin futbol federasyonları Angola'nın ellinci bağımsızlık yıldönümü kutlamaları kapsamında Luanda'da bir maç tarihi üzerinde görüşmeler yürütüyordu.

Futbolcu Lionel Messi

Angola yetkililerini sistematik baskı uygulamakla suçlayan dört sivil toplum kuruluşu, Arjantin Futbol Federasyonu'na, milli takıma ve Messi'nin yardım kuruluşuna hitaben yazdıkları açık mektupta bu maçtan çekilmenin uluslararası dayanışma ve insan haklarına saygı açısından asil bir jest olacağını savundular.  

Katolik, hukuk ve demokrasi yanlısı grupları da içeren bu kuruluşlar, Angola'nın Afrika'nın önde gelen petrol üreticilerinden biri olmasına rağmen yaklaşık otuz sekiz milyonluk nüfusunun yaklaşık üçte birinin yoksulluk içinde yaşadığını vurguladı.  

Mektupta kamu fonlarının büyük spor etkinliklerine yönlendirilmesine rağmen birçok vatandaşın kronik açlık ve yaygın gıda güvensizliğiyle boğuştuğu endişesi dile getirildi.

Angola'da neler oldu?

Afrika’nın güneybatısında yer alan Angola, 1975’te Portekiz’den bağımsızlığını kazanmasının hemen ardından kıtanın en uzun ve en yıkıcı iç savaşlarından birini yaşadı. 1975–2002 yılları arasında devam eden bu çatışma yaklaşık 300 bin kişinin ölümüne, milyonlarca insanın yerinden edilmesine ve ülkenin ekonomik ve toplumsal dokusunun derin biçimde zarar görmesine neden oldu.  

Angola’nın Portekiz’e karşı bağımsızlık mücadelesi diğer Afrika ülkelerinden farklı olarak üç örgüt tarafından eş zamanlı biçimde yürütüldü. MPLA (Movimento Popular de Libertação de Angola), Mbundu halkı ve mestiço elitlerin desteğini alarak Marksist-Leninist bir çizgi benimsemişken FNLA (Frente Nacional de Libertação de Angola), Bakongo halkına dayanmış, UNITA (União Nacional para a Independência Total de Angola) ise Ovimbundu etnik grubunun desteğiyle hareket etmiştir. Portekiz’in sömürge döneminde uyguladığı ayrımcı politikalar Angola’daki farklı etnik gruplar arasında kalıcı bir güvensizlik ve rekabete neden oldu.  

Bu durum bağımsızlık sonrasında siyasal çatışmanın temelini oluşturdu. 1974’te Portekiz’de Estado Novo rejiminin devrilmesiyle sömürge yönetimleri hızla çözülürken Angola i11, Kasım 1975’te bağımsızlığını ilan etti. Ne var ki, üç örgüt arasındaki iş birliği kısa sürede çöktü ve başkent Luanda’da iktidarı ele geçirirken MPLA’ya karşı UNITA ve FNLA ülkenin iç kesimlerinde silahlı mücadeleye başladılar.

Angola iç savaşı kısa sürede küresel Soğuk Savaş rekabetinin bir uzantısı haline geldi. MPLA Sovyetler Birliği ve özellikle Küba’nın askeri, ekonomik ve lojistik desteğiyle iktidarını korumaya çalıştı. MPLA destekçilerinden Küba Angola’ya toplamda sayıları 30 bini asker, doktor ve öğretmeni göndererek savaşın gidişinde belirleyici rol oynadı. Bu noktada şunu da belirtmek ilginç olabilir.  

Komünist diye bilinen Küba’dan Angola’ya giden bazı askerler burada bir özel sektör oluşturup işveren oldular. MPLA’ya karşılık olarak ise UNITA, Amerika Birleşik Devletleri, Güney Afrika Cumhuriyeti ve bazı Orta Doğu ile Afrika ülkelerinden destek aldı ve topladığı yıllık elmas gelirlerini dış destekçilerine kaynak aktarımı için kullandı.  

FNLA ise daha sınırlı ölçüde Çin tarafından desteklendi. Üç parti arasındaki iç savaş, 1987–1988 yıllarındaki Cuito Cuanavale Savaşı ve Küba ve Güney Afrika güçlerinin doğrudan karşı karşıya gelmesiyle uluslararası bir savaş niteliğini de kazandı.  

1991’de imzalanan Bicesse Anlaşması, taraflara ateşkes ve demokratik seçimler yoluyla çözüm arayışını dayatsa da 1992 seçimleri sonrasında çıkan krizle süreç çöktü. Seçim sonuçlarını reddeden UNITA lideri Jonas Savimbi yeniden silahlı mücadeleye başladı ve ülkenin geniş kesimlerini kontrol altına aldı.  

1994 tarihli Lusaka Protokolü, UNITA’ya hükümette temsil hakkı tanımışsa da uygulamada başarısız oldu ve 1999 itibarıyla çatışmalar yeniden şiddetlendi. Savaş 2002’de Savimbi’nin öldürülmesiyle sona erdi ve aynı yıl imzalanan Luena Anlaşması ile kalıcı barış kuruldu. Ancak savaşın bilançosu çok ağır oldu. Ülkenin üçte biri mayınlarla kaplandı (ki bu mayınlara günümüzde de rastlamak olanaklıdır), yüz binlerce insan sakat kaldı ve yaklaşık 1,3 milyon kişi ülkeden ayrıldı.

1979’da MPLA’dan iktidara gelen José Eduardo dos Santos savaştan sonra mutlak gücü elinde topladı. Barış süreci Angola’ya istikrar getirse de bu istikrar ekonomik kalkınmadan ziyade yaygın yolsuzluklarla bezendi. Devletin petrol şirketi SONANGOL ve elmas şirketi ENDIAMA başkanın ve çevresinin kişisel servetlerini artırdığı kurumlara dönüştü. Dos Santos’un kurduğu FESA (Fundação Eduardo dos Santos), biçimsel olarak bir kalkınma vakfı iken fiilen şirketlerden zorunlu bağış toplayarak başkanın şahsi servetine kaynak aktaran bir mekanizma işlevi görmeye başladı.  

Halk, bu yolsuzluk düzenini “gazoza” olarak adlandırdı. Dos Santos, anayasal değişiklikler ve ertelenen seçimler aracılığıyla uzun süre iktidarda kalmayı başararak 2017’ye dek Angola’yı yönetebildi. Bu süreçte kızı Isabel dos Santos SONANGOL’ün başına getirildi ve kendisi milyarlarca dolarlık servet edindi. 2013’te Forbes tarafından Afrika’nın ilk kadın milyarderi ilan edilen Isabel dos Santos, 2020’de yayımlanan Luanda Leaks belgeleriyle devasa yolsuzluk ağının merkezinde olduğu ortaya çıkınca görevden alındı ve sürgüne gönderildi. 

Angola Cumhurbaşkanı João Lourenço

2017’de yine MPLA’dan aday olarak görevi devralan João Lourenço ilk etapta Dos Santos ailesinin yolsuzluklarını soruşturarak reformist bir çizgide ilerledi. FESA’yı kapattı, Isabel dos Santos’un mal varlıklarına el koydu ve yolsuzluk ağlarını soruşturdu.  

Bununla birlikte Lourenço yönetimi otoriter uygulamalara da başvurdu. Özellikle grev ve protestolara yönelik baskıcı tavır dikkat çekiyordu. Haziran 2018'de Lourenço, Angola'nın ilk LGBT kolektifini yasallaştırdı. Bir yıl sonra ise eşcinsel eylemleri yasaklayan 1886 sömürge yasasını kaldırdı ve LGBT bireylere karşı ayrımcılığı yasakladı.

Reformlar tecavüz veya anne ve fetüs için tehlike durumlarında kürtaja izin verdi. Bunlar Angola tarihinde ilk kez görülen uygulamalardı. Lourenço, dış politikada ise iç politikadaki kadar aktif göründü.  15 Şubat 2025'ten beri Afrika Birliği Başkanı olarak görev yapan Lorenço, Demokratik Kongo Cumhuriyeti'ndeki çatışmanın çözümünde arabulucu olarak da çalışmıştı.  

Lourenço, şimdiki Gabon Devlet Başkanı Brice Oligui Nguema ile 2023 Gabon darbesinde devirip hapse attığı selefi Ali Bongo'nun Angola'ya sürgüne gitmesine olanak tanıyan bir anlaşmaya da arabuluculuk yaptı.  

Bunun yanında Lourenço, aynı hareketliliği ekonomide gösterememektedir. Afrika’nın en büyük petrol üreticilerinden biri olarak ciddi ekonomik potansiyele sahip ülke, gelir eşitsizliği, yolsuzluk ve demokratik eksikliklerle gölgelenmektedir. Cabinda bölgesindeki ayrılıkçı hareketler hala zaman zaman gündeme gelmekte, iç savaşın bıraktığı mayın sorunu ve kırsal yoksulluk devam etmektedir. Angola, bu yönüyle doğal kaynak zenginliği ile kurumsal zayıflıkların bir arada bulunduğu, başarılı görünen ama aslında bir başarısız devlet örneği olarak tanımlanabilir.

Şu ana kadar en büyük futbol başarısını 2000 yılında FIFA ülkeler sıralamasında 45.liğe yükselerek yaşadıktan sonra (şu anda 85.sırada) 2006 yılındaki Dünya Kupası’na katılmakla elde eden Angola ile şu anda FIFA ülkeler sıralamasında birinci sırada bulunup Dünya Kupası’nı üç kez kazanan Arjantin arasında bir dostluk maçı izlemek ilginç olabilirdi. Ancak şu da var ki, ulusal ya da uluslararası bir futbol maçı izlemekten keyif almak için ülkelerdeki ya da dünyadaki bazı sorunların da çözülmesi gerekiyor. Altyapının her zaman ekonomi olduğu savını kabul edersek futbolun da her zaman üstyapının en önemli katmanı olduğunu düşünebiliriz. Altyapıda sorunlar yaşarsak üstyapının da bundan etkileneceğini de aklımızda tutmamız gerekebilir. Ayrıca, Angola halkı, yöneticilerin onları ezmediğini görürse Angola devletine de, Angola futbol takımına da daha çok destek verecektir.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.