Almanya’daki Son Seçimler Siyasi Krizin Habercisi mi?

Dr. Ahmed Faruk Ergün, Dr. Ahmed Faruk Ergün, Almanya’daki son seçim sonuçlarını, AfD’nin yükselişi ve Friedrich Merz liderliğindeki CDU’nun yaşadığı siyasi dönüşüm bağlamında Fokus+ için kaleme aldı.
odak-almanya-daki-son-secimler-siyasi-krizin-habercisi-mi.jpg

29.09.2026 - 10:05  |  Son Güncellenme:  29.09.2026 - 10:31

Almanya’nın merkez-sağ partisi olan Almanya Hristiyan Demokrat Birliği (CDU)’nde genel başkanın değişmesinin ardından yaklaşık dört yıl geçti. Tam 18 yıl CDU genel başkanlığını ve 16 yıl başbakanlık görevlerini üstlenen Angela Merkel, siyaseti bıraktıktan sonra CDU / CSU (Hristiyan Sosyal Birliği), Armin Laschet liderliğinde girdiği ilk seçimde (2021 federal seçimleri) %24,1 alarak tarihinin en kötü sonucunu aldı. Merkel döneminde ikinci parti olmaya pek alışık olmayan CDU’da kısa süre içerisinde yönetim değişti. 2022 yılında parti genel başkanlığına, Merkel’in geçmişte partiden uzak tutmaya çalıştığı Friedrich Merz geldi. Dolayısıyla parti içinde muhafazakâr ve daha sağ kanadı temsil eden Merz, üyelerin doğrudan katıldığı seçimde 2022 yılında açık ara farkla CDU Genel Başkanı seçildi ve aynı zamanda Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD) hükûmeti karşısında muhalefet lideri olarak vazife aldı. Bu nedenle Merz’in özellikle 2022 yılından itibaren Alman siyasetini şekillendiren en önemli isimlerden biri olduğunu vurgulamak gerekir.  

Merz göreve gelirken, parti içindeki muhafazakârların desteğine sebep olan büyük bir vaatte bulunmuştu; Merkel’in partiyi merkez sola kaydırması nedeniyle Almanya için Alternatif (AfD) gibi aşırı sağcı bir partiye alan açıldığını savunuyor, partiyi yeniden aslına döndürüp merkez sağ bir çizgiye çekerek AfD’nin oylarını yarıya düşüreceğini iddia ediyordu. Ancak Merz, seleflerine kıyasla daha “sert” ve muhafazakâr/milliyetçi bir siyaset benimsemesine rağmen söz konusu vaadi yerine getiremedi. Her ne kadar Merz’in liderliğinde CDU, 2025 yılındaki seçimde birinci parti çıksa da AfD’nin oyları gerilemedi. Hatta CDU dört yılda oyunu %24,1’ten %28,5’e çıkartırken, AfD oyunu %10,3’ten %20,8’e yükseltti.  

“Trafik Lambası” koalisyonunun [SPD, Yeşiller, Hür Demokrat Parti (FDP)] bütçe krizi, sanayi durgunluğu, göç tartışmaları ve liderlik tartışmaları nedeniyle çökmesi, Alman toplumunun söz konusu kurumsal partilere olan güvenini ciddi anlamda sarstı. Bu durum daha milliyetçi ve muhafazakâr söylemlere sahip olan partilerin önünü elbette ki açtı. Ancak bu yönde bir siyaset tarzı izleyen Merz, oyunu görece sınırlı düzeyde artırırken, pastadan asıl payı alan şüphesiz AfD oldu. Hâl böyleyken, bir yanda SPD gibi partilere yönelik güvenin zedelenmesi, diğer yanda da Merz’in izlemiş olduğu sertleşen söylemin ve CDU’da alışılmadık siyasetin doğrudan veya dolaylı bir şekilde AfD’nin oylarını ikiye katlamasına zemin hazırladı. Dolayısıyla Merz, çizmeye çalıştığı “güçlü lider” portresi ile başlangıçta parti içi desteğini konsolide etmiş olsa da başlangıçta vadettiği gibi AfD’nin alanını daraltamadı. 

 

Almanya Federal Cumhuriyeti Seçim Sonuçlarının Karşılaştırması 
(2021-2025) 

Merz liderliğindeki CDU/CSU seçimlerden birinci parti olarak çıkmış olsa da bu durum aslında parti tarihi açısından zayıf bir zaferdi. Buna ek olarak hızla büyüyen bir muhalefet partisinin karşısında bu tablonun oldukça kırılgan bir galibiyet olduğunu vurgulamak gerekir. 2025 yılındaki seçimle birlikte AfD artık ana muhalefet partisi hâline gelmiş; protesto partisinden kalıcı ve söz hakkına sahip kurumsal bir partiye dönüşmüştür. Dolayısıyla Almanya’daki aşırı sağın AfD’nin bu büyük zaferi ile kurumsallaştığını söyleyebiliriz. Bununla birlikte 2025 seçimleri aynı zamanda Almanya’daki siyasi kutuplaşmayı da çok net bir şekilde ortaya koydu. Nitekim AfD özellikle Doğu Almanya eyaletlerinde güçlü iken, Batı Almanya’da başlangıçta görece daha sınırlı bir destek buluyordu. Bu durum, Alman toplumunun hafızasındaki Doğu-Batı ayrımının güncel bir tezahürü olarak kabul edilebilir.  

Bu resim 2026 yılında gerçekleşen seçimlerde de kendini çok net bir şekilde gösterdi. Ancak bu sefer, 2025 yılındaki seçimin aksine AfD’nin Batı Almanya’da da ciddi bir biçimde güçlendiğine şahitlik edildi. Bunun en somut örneği 22 Mart 2026’da Rheinland Pfalz eyalet seçimleridir. SPD önceki seçimlere kıyasla %9,8 oy kaybederken, CDU oyunu %27,7’den %31’e yükseltti. Önceki seçimlerde özellikle Doğu Almanya eyaletlerinden yoğun oy alan AfD ise bu sefer oyunu %8,3’ten %19,5’e yükselterek eyalette ikinci parti konumuna yerleşti. Kısacası bu seçim, AfD dalgasının artık Batı Almanya’da da güçlü bir karşılık bulacağının ilk habercisi oldu.  

Rheinland-Pfalz Seçim Sonuçlarının Karşılaştırılması
(2021-2026) 

Bununla birlikte Doğu-Batı Almanya ikilemi kendisini hem Sachsen-Anhalt hem de Mecklenburg Vorpommern seçimlerinde çok daha sarsıcı bir şekilde gösterdi. 1990 yılındaki birleşmeden önce Doğu Almanya (DDR) sınırları içerisinde yer alan söz konusu iki eyalette CDU peş peşe iki büyük mağlubiyet yaşadı. 2024 yılındaki Thüringen seçimlerinde AfD ilk defa birinci parti olarak çıkmasının ardından, 2026 Sachsen-Anhalt seçimlerinde de benzer bir tablo gerçekleşti ve AfD burada birinci parti olarak seçimin galibi oldu. 2021 yılındaki seçimle kıyaslandığında AfD buradaki oyunu %20,8’den %43,8’e yükseltirken, CDU’nun oyu %37,1’den %17,2’ye geriledi. Eylül 2026’daki Mecklenburg-Vorpommern seçimlerinde ise AfD oylarını %16,7’den %38,2’ye çıkararak yeniden birinci parti oldu. CDU ise Almanya Federal Cumhuriyeti tarihinde ilk kez yüzde %4,9 oy alarak baraj altında kaldı ve bir eyalet meclisine girmeyi başaramadı.  

Mecklenburg-Vorpommern Seçim Sonuçlarının Karşılaştırılması
(2021-2026) 

Söz konusu üç eyaletin en dikkat çekici ortak özelliği, 1990 öncesindeki bölünmüş Almanya döneminde Doğu Almanya [Demokratik Almanya Cumhuriyeti (DDR)] sınırları içinde yer alan 5 federe eyaletten üçü olmalarıdır. Doğu’da tarihinin en başarısız sonuçlarını alan CDU’nun eyalet başbakanlığını sürdürdüğü Berlin’deki Eylül 2026 seçimlerde de Sol Parti karşısında ikinci sırada bitirerek bir mağlubiyet yaşaması, federal hükûmeti derinden sarstı.  

Kısacası, 2026 yılında yapılan beş eyalet seçiminden sadece birinde “kıl payı” birinci parti olmayı başaran CDU, dört seçimde yenilmiş hatta birinde ilk defa eyalet meclisi dışında kalmıştır. 2026 yılında bu tarz bir mağlubiyetler silsilesi yaşaması hem Merz’in liderliğini hem de CDU’nın baştan beri süregelen krizini daha da derinleştirmektedir. Öyle ki Alman medyasında özellikle Mecklenburg-Vorpommern ve Berlin sonuçlarının ardından Merz’in istifa edebileceği sıkça tartışılmış; ancak buna karşılık Merz kendinden emin bir şekilde benimsediği siyaseti sürdüreceğini ve baştaki “boş alan” vaadini yerine getireceğini savunmuştur. 

Görünen o ki Merz’i ve partiyi ayakta tutan faktör, AfD’nin kazandığı eyaletlerde “güvenlik duvarı” (Brandmauer) koalisyon ortağı bulamaması nedeniyle hükûmet kuramama gerçeğidir. Nitekim söz konusu eyaletlerde barajı geçen hiçbir parti AfD ile koalisyona yanaşmadığı için CDU hâlen zorunlu bir hükûmet alternatifi olarak masada kalabilmektedir. Buna rağmen Merz liderliğindeki CDU'nun toplum nezdinde yeni bir dinamizm üretemediği ve benimsenen sert çizginin göçmen kökenli seçmenlerin desteğini büyük ölçüde kaybettirdiği görülmektedir. 

Sonuç olarak Almanya’da aşırı sağ, siyasi desteğini 2020’lerin başından itibaren adım adım tahkim etmiştir. Söz konusu kanat ilk defa siyasi anlamda 2021’de güçlü bir destek almıştır. O dönemki tartışmalarda bu yükselişi Merkel’in göç politikalarına bir reaksiyon olarak okuyanlar, bugün en az %20’lik bir oy oranı ile kurumsallaşmış ve kenetlenmiş bir AfD ile karşı karşıyadır. Elbette AfD’nin kısa sürede bu ölçekte büyümesini tek bir neden veya isme indirgemek eksik bir okuma olur; ancak Scholz hükûmeti özelinde merkez solun yönetim zafiyetleri kadar Merz’in partiyi sağa çekme adına benimsediği kutuplaştırıcı dilin de AfD’nin bu şekilde büyümesine alan açtığı varsayılabilir. Her ne kadar Merz bu bağlamda selefi olan Merkel’i suçlasa da, kendisi de vadettiği gibi AfD’yi geriletememiş, aksine oylarının katlanmasına engel olamamıştır. 2025 yılında ağırlıklı olarak Doğu Almanya’da ciddi bir karşılık bulan AfD, 2026 yılındaki seçimlerle beraber Doğu’da açık ara birinci olduğunu, Batı’da da artık karşılık bulduğunu çok net bir şekilde göstermiştir. Dolayısıyla AfD düşüncesinin Doğu’da kurumsallaştığı veya tam tersi okunacaksa Doğu Almanya düşüncesinin AfD ile ciddi karşılık bulduğu kanıtlanmış oldu.  

Öte yandan geçmişte göçmen ve Müslüman seçmenden kayda değer destek alabilen CDU’nun, Merz döneminde bu tabanı dışlayan bir çizgiye kayması, merkezin taban kaybetmesini hızlandırmıştır. Söz konusu kitlenin ağırlıklı olarak sol partilere yönelmesi, Merz’in başlarda “boş alan” olarak tanımladığı alanı dolduramamasına katkıda bulunmuştur. Hâl böyleyken, CDU Genel Başkanı ve Almanya Federal Cumhuriyet Şansölyesi’nin geleceği büyük bir belirsizlikle karşı karşıyadır. Görevine devam edip etmeyeceği, devam edecekse gerçekten şu ana kadar “başarılı” gördüğü ancak ciddi anlamda karşılık bulmayan siyasetini devam ettirip etmeyeceği henüz cevaplanabilmiş sorular değildir. Önümüzdeki süreçte geleneksel partilerin, Merz örneğinde olduğu gibi aşırı sağın söylemlerini benimseyerek “pastadan pay alma” arayışına mı girecekleri, yoksa aşırı sağın temsil ettiği dalgaya karşı sahici bir merkez siyaset mi inşa edecekleri Alman demokrasisinin kaderini belirleyecektir. Ancak belli olan bir nokta var ki zaman içerisinde güçlenen AfD’nin ismini kesinlikle daha çok duyacağımızdır. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.