Aliya İzzetbegoviç’in Öğüdü ve Filistin’in İkilemi
01.10.2025 - 15:08 | Son Güncellenme: 02.10.2025 - 17:12
ABD Başkanı Donald Trump’ın Filistin için önerdiği barış planı daha yayınlanmadan da beklentilerim o yöndeydi. Çünkü, tecrübe yanlış söylemez.
Bosna Hersek’teki acımasız savaşı bitiren Dayton anlaşmasını imzalamak zorunda kalan rahmetli Aliya İzzetbegoviç’in anlaşmayı imzaladıktan sonraki sözlerini hatırlatmak istiyorum.
“Uzun hayatım boyunca en farklı işleri yaptım: Mahkumken toprak kazdım, harç taşıdım, orman kestim; daha sonra, özgür bir insan olarak şantiyeyi yönettim, mahkemede savunma yaptım, makaleler yazdım. Yine de en zor işim müzakerelerdi. Müzakere etmek demek, karar vermek demektir. Ve karar almak, talihsiz insan evladına verilmiş en zor iştir.”
Ve ardından ekliyor:
“Müzakereler şantaj koşullarında ve Bosna’nın başının üzerinde sallanan bir kılıçla yürütülüyordu. Sayısal olarak daha güçlü ve daha donanımlı düşmanlar tarafından saldırıya uğrayan halk ağır acılara maruz kalmıştı ve sunulan barış, yalnızca benim ilkelerime değil, aynı zamanda en temel adalet duygusuna da aykırıydı. Böyle bir barışı kabul etmek benim için zordu; fakat eve dönüp savaşın devam edeceğini söylemek daha da zordu. İkilemlerim ağırdı.”
Dayton görüşmeleri günlerce sürmüştü. Amerika tarafından olsun, Avrupa ülkeleri tarafından olsun birçok baskı ve şantaj mevcuttu. Boşnak tarafı anlaşmayı imzalaması için şartlandırılıyordu. Kısacası, “imzalamazsanız hem Amerika, hem Avrupa ülkeleri biz artık yokuz” diyorlardı, kendi kendinize bırakılacaksınız demekti.
Filistin halkı tarihte görülmemiş onurlu bir mücadeleyi sergiledi, sergiliyor. Topraklarına olan sevgileri, İslam’a olan bağlılıkları, Allah’a sığınmaları tüm dünyaya ders olacak niteliktedir. Ama diğer tarafta da, savaştan, öldürülmekten, aç kalmaktan, sürgün edilmekten, evlatlarını kaybetmekten yoruldular.
Gözden Kaçmasın
İnsanlık sınırlarına dayandığında artık ‘’yeter’’ demek doğal. Kimse sürekli ölümün eşiğinde yaşamak istemez.
Amerika’nın sunduğu plan tekrardan Dayton’u hatırlattı. Dayton ile de Bosna Hersek’te barış durdu ama, mücadele durmadı. Vatan değerlerini yok etme uğraşları, Boşnak milletini kimliksizleştirme çabaları durmadı. Ve tüm bunların içinde ülkeyi uluslararası topluma mahkum bıraktılar. Bilenler bilir, Bosna Hersek’te hala yüksek temsilci görevini yürüten kişi bulunuyor. Bu kişinin yetkileri cumhurbaşkanlarından da öte.
Amerika'nın Gazze planı
Amerika’nın sunacağı bir planın Müslüman halkı için adaletli olacağı beklenemezdi zaten. Savaş duracak, evlerinizi, binalarınızı yapacağız ama, özgürlüğünüz sınırlı olacak. Belki sürekli Bosna ile kıyaslamam birilerini yoruyor olabilir, ama bazı şeyler yaşanmış örneklerle daha güzel anlatılabilir. Bosna’da da savaş durdu, birçok ülkeden yardım geldi, özellikle o ilk yıllarda. Binalar onarıldı, okullar yapıldı, kimisi o paraları kötüye kullanıp zengin oldu. Düzgün bir kanun ve polis yönetimi olmadığı için mafya vari tipler ortaya çıktı. Bir süre sonra ise insanlar tembelleşti ve her şey için yardım ister hale geldi. Vatani değerler yok edilmeye çalışıldı; bayrak, milli marş, eğitim sistemi vs. hepsi değişti.
Yeni nesillerde o vatani duyguların oluşmasını zorlaştırmak için ellerinden geleni yaptılar. Sınırların içinde bölünmüş bir toprak ortaya çıktı. Savaşmış üç milletin anlaşması, beraber yaşaması, aynı şeyleri istemesi beklendi. Bu hala geçerli. Anlaşamayınca ya sistem durur, ülke işlemez ya da yüksek temsilci ortaya çıkarak kendi doğru bulduğu şekilde karar verir. Yani, savaşla alınamayan şeylerin barışta alınmaya çalışma çabaları ortaya çıkar.
Bu özgürlük mü? Hiç değil. Peki savaştan daha mı iyi? Bu soru işte çok önemli. Bu soruya, barış içinde, tok karna, evlatlarımız gülüp oynarken cevap verirsek belki farklı bir cevap veririz. Hayır, sonuna kadar savaşmalıyız, direnmeliyiz deriz belki.
Ama, çocuğunun bacağının anestezi olmadan ampute edildiğini görerek, bebeğinin açlıktan eridiğini, ağladığını ve açlıktan öldüğüne şahit olmak, tüm aileni kaybetmek, bir başına yetim kalmak, çıplak ayakla küçücük çocuğun bir çuval unu taşımaya çalıştığını izleyerek cevap vermek bambaşkadır.
Hayattaki en büyük gururum olsa bile, keşke şehit abim hayatta olsaydı. Keşke çocukluğum bombalar altında kaybolmasaydı, keşke Dayton daha da önce imzalansaydı. Çünkü maalesef başka çare olmuyor. Maalesef öyle bir dünyada yaşıyoruz. Ya hepten kaybolacak ya da bazı şeyleri kaybederek sahte barışa evet deyip, var olmaya ve mücadelemizi vermeye devam edeceğiz.
Amerika dur demedikçe İsrail durmayacak. Her şeyden sonra bile Trump, Netanyahu hakkında bir iyilik meleğiymiş gibi bahsedebiliyor.
Burada tekrar rahmetli Aliya İzzetbegoviç’in sözlerini hatırlatmak istiyorum. Kendisi 1995 yılının sonunda yaptığı bir konuşmada da Dayton hakkındaki duygularını şu sözlerle dile getirmişti:
“Barış Bosna için bir şanstır. Bu, evet, hakikat ve adalet olmadan bir barış, ama böyle bir barışın nasıl mümkün olduğunu sormak yerine, bu soruyla boşuna kendimizi yormak yerine, en iyi şekilde çalışmaya devam edelim. Dünyaya Bosna direnişinin mucizesini gösterdik, ona Bosna barışının mucizesini de gösterelim. Okullaşma ve yeniden inşa zamanı geliyor. Onların daha fazla topu ve tankı vardı. Bizim ise daha fazla ruhumuz ve cesaretimiz vardı.
Toplar sustuğunda, üstünlüğümüz açıkça görülecek.”
Yani, hakikat ve adalet olmadan bir barış sağlanabilir mi?: Evet, ama direnişin mucizesinden sonra, tüm engellemelere rağmen de sözde barışta ayakta kalma mucizesini göstermek gerekiyor.
Filistin, anlaşmayı kabul etmezse, savaşı kendisi istiyormuş gibi gösterilecek ve tüm acıları devam edecek. Kabul ederse, vatanından çok şey kaybedecek, haklarından taviz verecek, ama öyle böyle de olsa bir barışta var olmak için çaba göstermeye devam edebilecek. Rahmetli Aliya’nın sözlerini ve Bosna örneğini de özellikle yazmak istedim. Çünkü, aramızda bile “Filistin bunu kabul etmemeli’’ diyenler çıkabilir. Onu demeden önce, iki kere düşünelim.
Tüm bunların sonunda tek umudum Netanyahu’nun; soykırımı işleyen komutan ve askerlerin bir gün uluslararası mahkemede yargılanmalarıdır. Tüm yaptıklarına karşılık bir hapis cezası çok az kalır, hiçbir şey ifade etmez. Ama hiç olmazsa tarih onları mahkemenin kabul ettiği bir soykırımcı olarak hatırlayacaktır.
Sahte bir huzur özgür kılmaz ama hayatta bırakır. Hayatta kaldığımız sürece vatanımız için bir şeyler yapabilir, geçmişin unutulmaması için mücadele edebiliriz.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.