Akdeniz’deki Jeopolitik Rekabet ve Avrupa’nın Güvenlik Endişeleri
30.12.2025 - 14:14 | Son Güncellenme: 30.12.2025 - 14:20
ABD'nin stratejik olarak geri çekilmesi ve Rusya'nın revizyonizmi, Avrupa'nın güvenlik ortamını yeniden şekillendiriyor ve caydırıcılık-savunma konusunda Avrupa'nın sorumluluğunun artışına doğru kaymayı hızlandırıyor. Bu durum 2026 yılında da süreceğe benziyor. Avrupa 2026 yılına her yönüyle baskı altında giriyor.
Avrupa’nın enerji bağımlılığı ve güvenlik endişeleri Avrupa’nın jeopolitik ağırlık merkezini kuzeye (Rusya hattına) kilitledi ve Akdeniz’deki stratejik etkisini görece zayıflattı. Avrupa'nın siyasi dikkati, askerî planlaması ve kaynakları NATO'nun doğu kanadına ve Ukrayna'ya desteğe yoğunlaştıkça, bu temel alanların ötesinde sürdürülebilir bir şekilde faaliyet gösterme kapasitesi daralıyor. Aynı zamanda Akdeniz; Balkanlar ve Karadeniz'e lojistik, takviye ve operasyonel erişim için elverişli bir alan olarak Avrupa güvenliği için kritik önemini koruyor ve NATO'nun güneydoğu kanadı boyunca caydırıcılık için derinlik ve esneklik sağlıyor. Avrupa'nın odak kayması ve güneydeki faaliyet kapasitesinin azalması ile Akdeniz'in devam eden stratejik önemi arasındaki bu uyumsuzluk, Avrupa güvenlik planlamasında yapısal gerilim yaratmakta ve bu durum Avrupa'nın güneyinde kuvvet konuşlandırması, hareketlilik ve kriz müdahalesi açısından sonuçlar doğurmaktadır.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Ukrayna’ya desteğin sürdürülmesi çağrısında bulunurken aynı zamanda Avrupa’daki üye devletler için güvenlik riskleri konusunda da uyarıda bulundu. Rutte, DPA’ya verdiği bir mülakatta şunları söyledi:
“Kremlin lideri Vladimir Putin’in bir NATO müttefikine saldırmasını önlemek için Ukrayna’nın güçlü kalması şart. Ayrıca, Lahey’deki NATO zirvesinde kararlaştırıldığı gibi savunma harcamalarının artırılması gerekiyor. Bu iki adımı atarsak kendimizi savunacak kadar güçlü oluruz ve Putin asla denemez.”
Eski Hollanda Başbakanı ayrıca, silahlanmanın hızlı olması gerektiğini vurguladı. Rutte, “Çeşitli istihbarat değerlendirmelerine göre silahlanma daha hızlı gerçekleşmezse durum 2027, 2029 veya 2031’den itibaren tehlikeli hale gelebilir. Putin, devlet bütçesinin yüzde 40’ından fazlasını savunmaya harcıyor. Ayrıca Ukrayna’daki savaş, Putin’in 1,1 milyon insanı feda etmeye hazır olduğunu gösteriyor.” ifadelerini kullandı.
NATO Genel Sekreteri, ABD’nin gelecek yıl savaşı sona erdirme girişiminin başarılı olup olamayacağı sorulduğunda da temkinli davrandı. Rutte, “Herhangi bir tahminde bulunmak istemiyorum. Sadece Amerikalıların, Avrupalıların ve elbette Ukrayna’nın bu konuda son derece yoğun bir şekilde çalıştıklarını söyleyebilirim. Savaşın olası bir şekilde sona ermesinden sonraki dönem için Ukrayna’ya çok güçlü güvenlik garantilerinin verilmesi gerekiyor. Böylece Putin şunu bilecek: ‘Eğer bunu tekrar denersem, tepki yıkıcı olacak.’” diye ekledi.

Tarihsel olarak, Avrupa'daki güç dengesi güneye doğru kayarak daha geniş Akdeniz havzasındaki dinamikleri şekillendirmiştir. Soğuk Savaş sırasında Akdeniz, süper güç rekabetinin bir alt platformuydu, ancak Batı Avrupa -ABD'nin stratejik liderliği altında- Akdeniz genelinde geniş bir etki uygulamaya devam etti. Soğuk Savaş'tan sonra bile, Avrupa'nın Balkanlar'daki müdahaleleri, Avrupa-Akdeniz iş birliği çerçeveleri ve terörle mücadele operasyonları, Akdeniz'in karmaşık olmasına rağmen Batı liderliğindeki bir Avrupa düzenine odaklı kaldığı algısını güçlendirdi. Ancak Avrupa'nın Akdeniz'deki rolü, daha geniş bir transatlantik stratejik çerçevede yer alıyordu ve onun tarafından destekleniyordu. Bu çerçeve baskı altına girdikçe, Avrupa Akdeniz'deki stratejik önemini giderek daha fazla kaybetti.
Avrupa’nın Akdeniz’deki etkisi
Bununla birlikte Akdeniz’de diğer bölgesel ve bölge dışı aktörlerin güçlerini artırma çabası içerisinde. Türkiye, Doğu Akdeniz, Kuzey Afrika ve Orta Doğu ve Kafkasya’da etkisini genişletmeye devam ediyor ve önemli bir jeopolitik aktör olduğunu gösteriyor. İsrail, Levant ve Orta Doğu'daki etkisini artırma peşinde ve özellikle enerji ve deniz güvenliği alanlarında Doğu Akdeniz ortaklıklarını derinleştirmek istiyor. İran, İsrail ile son savaş yeteneklerini zedelediği halde, Suriye, Lübnan ve devlet dışı aktörler aracılığıyla batıya doğru etkisini kaybetmemek istiyor. Fas ise Kuzey ve Batı Afrika'da daha belirgin bir şekilde kendini gösteriyor ve Körfez ve Batılı ortaklarıyla bağlarını güçlendiriyor. Son olarak, Çin sessizce liman yatırımları, altyapı finansmanı, dijital ağlar ve enerji ortaklıkları yoluyla Akdeniz'deki etkisini genişletiyor ve Güney Avrupa ile Kuzey Afrika'da etkisini artırıyor. Daha fazla rekabet ortamında, silahlı gruplardan suç şebekelerine kadar devlet dışı aktörler de boşluklardan ve zayıf yönetişimden faydalanabilir.
Diğer taraftan NATO ise, Avrupa'nın en işlevsel güvenlik aracı olmaya devam edecek görünüyor, çünkü operasyonel planlama için en sağlam ve entegre çerçeveyi sağlamakta ve İngiltere, Türkiye, Norveç ve Kanada gibi AB üyesi olmayan ülkeleri de içermesi NATO’yu avantajlı kılıyor; bu ülkelerin rolleri Avrupa güvenliği için vazgeçilmez olmaya devam edecek gibi görünüyor. Ayrıca Türkiye’nin bir NATO üyesi olması da NATO’nun Akdeniz’deki varlığı açısından da önemli.
Avrupa'nın güvenlik düzeni, ABD'nin geri çekilmesi ve Rusya'nın politikalarının ikili baskısı altında yeniden şekilleniyor. Bu eğilimler, Avrupalıları daha büyük sorumluluk üstlenmeye ve kaynaklarını doğu kanadına yoğunlaştırmaya zorluyor. Aynı zamanda, Avrupalılar için Ukrayna'yı işlevsel bir jeopolitik varlık olarak korumak çok önemli. Fakat bu konuda zorlandıkları da bir gerçek. Ancak bu zorunluluklar, Avrupa'nın Akdeniz'de yer alma yeteneğini sınırlıyor. Avrupa Doğu'ya odaklanırken, diğer aktörler –bölgesel güçler, bölge dışı rakipler ve devlet dışı gruplar– Akdeniz'in gelişen düzenini şekillendirmeye devam edecek görünüyor. Bölgenin tek bir güç tarafından domine edilmesi olası değil; bunun yerine, giderek daha fazla çekişmeli, örtüşen etki alanları ve değişen ittifaklarla karakterize edilecek. Bu nedenle Avrupa, stratejik sorumluluklarının arttığı, ancak etki alanının daraldığı bir ortamla karşı karşıya kalacak. Ancak, Rusya ile olan çatışmanın birden fazla cepheye yayılması nedeniyle, Avrupalıların Akdeniz'i doğu kanadından bir dikkat dağıtıcı unsur olarak değil, tedarik zincirlerini, takviye yollarını ve Rusya'nın Avrupa'nın güney komşularını şekillendirme yeteneğini etkileyen tamamlayıcı bir alan olarak düşünmeleri gerekecektir. Bu dinamiği anlamak ve sonuçlarına hazırlanmak, gelecekteki Avrupa-Akdeniz düzenini şekillendirmek için hayati önem taşıyacaktır.
Avrupa’nın odak kayması Türkiye için de Akdeniz’de önemli fırsatlar veya zorluklar barındırmakta. Akdeniz’deki jeopolitik rekabette Türkiye’nin devlet aklını önceleyerek politikalar geliştirmesi önemlidir. Akdeniz’de Libya’dan Kıbrıs’a oradan da Mısır-Lübnan ve Suriye’ye uzanan hatta Türkiye’nin jeopolitik nüfuzunu daha da artırması elzemdir.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.