Afrika’da İlk G20 Zirvesi: Küresel Yönetişimde Dönüm Noktası

Araştırmacı Younoussa K. Boube ve Araştırmacı Tunç Demirtaş, Afrika’da ilk kez düzenlenen G20 Zirvesi’nin Afrika’nın küresel karar alma süreçlerindeki konumuna etkilerini Fokus+ için kaleme aldı. 
f_ikon_0.jpg.jpg
afrika-da-ilk-g20-zirvesi-kuresel-yonetisimde-donum-noktasi.jpg

28.11.2025 - 17:22  |  Son Güncellenme:  28.11.2025 - 17:36

Afrika, tarih boyunca uluslararası sistemde maalesef geri plana itilmişti. Kıtanın yaklaşık 1,55 milyarlık nüfusu küresel nüfusun yaklaşık yüzde 20’sini oluştururken 54 ülkesi ile küresel ülke sayısının yaklaşık yüzde 28’ini oluşturmaktadır. Bunun yanında, G20’nin nüfusu 4,93 milyar iken Afrika 1,55 milyarlık bir nüfusuyla G20’nin nüfus oranında yaklaşık yüzde 31’ine denk gelmektedir. Aynı zaman Afrika, küresel kritik mineral rezervlerinin yaklaşık yüzde 30’unu barındırmakla birlikte, doğal kaynaklar ve enerji rezervleri açısından da önemli bir paya sahiptir. Buna rağmen kıta, her dönemde hak ettiği yer ve değeri elde etmemekle beraber her fırsatta hem Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyindeki hem de G20 gibi uluslararası platformlardaki adaletsiz temsiline ilişkin reform taleplerini dile getirmiştir.  

Neticede 2023 yılında Afrika Birliği, Hindistan’da gerçekleştirilen zirvede G20’nin daimi üyesi olarak kabul edilmiştir. Bu üyeliği değerlendiren Afrika uzmanları “Masanın dışında olan, menüde yer alır” ifadesi ışığında Afrika Birliği’nin G20’de daimi üye olmasının kendi önceliklerini doğrudan gündeme taşımasına ve küresel karar alma süreçlerinde aktif rol oynamasına olanak sağladığından dolayı kıta için çok önemli olduğunu vurgulamışlardır.  

Nitekim Johannesburg’da gerçekleşen ilk Afrika G20 Zirvesi’nde ev sahibi Cyril Ramaphosa’nın “Bu, kıta için tarihi bir an: Afrika’nın kalkınma önceliklerini G20 gündemine kalıcı olarak taşımak istiyoruz” sözü bu gerçeği teyit etmektedir. Afrika’nın neden küresel sistemde daha fazla söz sahibi ve daha güçlü bir aktör olmaya çalıştığı sorulursa bunun yalnızca adil bir temsil arayışından değil kıtanın dünya düzenine sağlayabileceği katkıların hayati öneminden kaynaklanmaktadır.  

Afrika’nın jeopolitik ve jeoekonomik konumu ile dünya jeostratejik dengesindeki önemi 

Afrika, kıtaları ve okyanusları birbirine bağlayan stratejik bir konumdadır. Kıtanın kritik madenleri, nadir toprak elementleri, enerji kaynakları, genç nüfusu ve artan jeopolitik değeri, onu küresel güçlerin odağında tutmaktadır. Küresel aktörlerin altyapı, güvenlik ve enerji hatlarına yönelik yatırımları da Afrika’nın dünya jeostratejik dengesindeki önemini artırmaktadır. Öte yandan Afrika’nın dünya siyasetindeki jeostratejik önemi yalnızca coğrafi konumundan değil Sudan, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Sahel ve Libya gibi coğrafyalarda yaşanan krizlerin küresel güvenlik ve göç akınları üzerindeki doğrudan etkilerinden de kaynaklanmaktadır. Söz konusu coğrafyalarda, başta Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ndeki kritik mineraller, Somali ve Kızıldeniz’deki güvenlik sorunları ile Sahel’deki stratejik dönüşüm nedeniyle bölge, güçlerin etkisinin yanı sıra küresel aktörlerin rekabet sahasına dönüşerek küresel jeopolitiğin merkezi haline gelmektedir. Dolayısıyla kıtanın küresel sorunlarla iç içe geçmesinden dolayı küresel yönetişimin etkili platformlarında yer alması son derce önemlidir.  

G20 Zirvesi

Nitekim, G20 Zirvesi’nin Johannesburg’da düzenlenmesi, Afrika’nın uluslararası karar alma mekanizmalarında artık yalnızca gündem konusu değil, yönlendirici bir aktör olarak konumlandığını göstermektedir. Ayrıca Afrika’nın G20 gibi platformlarda yer alması, kriz yönetimi, tedarik zinciri güvenliği ve dolayısıyla küresel güvenlik mimarisine katkı sağlamasını kolaylaştıracaktır. Zira yıllardır gerek insani krizler gerekse güvenlik sorunları büyük ölçüde kıta genelinde yaşanmaktadır.  

Bununla birlikte uzun zamandır küresel sistemdeki adaletsizliği dile getiren Afrikalı ve Küresel Güney liderlerinin, başta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Dünya beşten büyüktür” ve “Daha adil bir dünya mümkün” gibi ifadeleriyle öne çıkan söylemleri açısından Afrika’da ilk kez düzenlenen G20 Zirvesi bunların da ilk zaferi olarak okunabilir. 

Afrika’da bir ilk olarak Johannesburg G20 Zirvesi 

1999 yılında kurulan G20, dünyanın önde gelen 19 ülkesini ve Avrupa Birliği ile Afrika Birliği’ni kapsamaktadır. Güney Afrika Cumhuriyeti de bu grupta yer almaktadır. 2023 yılında Afrika Birliği’nin gruba üye olarak kabul edilmesiyle birlikte kıtanın sesi G20 içinde daha fazla duyulur hale gelmiştir. Bunun yanında Güney Afrika Cumhuriyeti, ilk etapta tek bir Afrika ülkesi olarak BRICS’te yer almış, grubun genişlemesiyle birlikle Etiyopya ve Mısır’ın katılımında köprü bir rol oynamıştır. Dolaysıyla Güney Afrika Cumhuriyeti ile Afrika birliği G20’de bulunması ve BRICS’e üç Afrika ülkesi üye olması, kıtanın küresel yönetişimde daha görünür hale gelmesini sağlamaktadır.  

Nihayetinde Trump’ın zirveyi boykot etmesine rağmen 22-23 Kasım tarihlerinde Afrika’da ilk kez G20 Zirvesi düzenlenmiştir. Söz konusu zirve, dünya liderlerini “dayanışma, eşitlik, sürdürülebilirlik” temasıyla bir araya getirmiştir. Johannesburg zirvesi üç çalışma oturumu düzenlenerek öncelikle sürdürülebilir ekonomik büyüme, kalkınma ve finansman konuları ele alınmıştır. Ayrıca düşük gelirli ülkelerin borç yükünün hafifletilmesi, iklim değişikliğine uyum ve temiz enerjiye geçiş gibi küresel öncelikler de tartışılmıştır. Bahsi geçen zirvenin ev sahibi olan Cyril Ramaphosa’nın yaptığı açılış konuşmasında, bu tarihi zirvenin Afrika’nın umut ve beklentilerini yansıtması gerektiğini vurgulanmıştır. Aynı zamanda G20 üyesi olan ve zirveye katılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise konuşmasında küresel ticaretin canlanması için güçlü uluslararası iş birliği, dayanıklı tedarik zincirleri ve adil borç yeniden yapılandırma gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca Afrika Birliği Komisyonu Başkanı Mahmoud Ali Youssouf da Johannesburg’daki G20 Zirvesinde, Afrika’nın G20’de daha güçlü bir aktör olarak yer alması gerektiğini vurgulamıştır.  

Öte yandan zirve sonunda kabul edilen liderler bildirisi bir yandan iklim krizinin ciddiyetine dikkat çekerek yenilenebilir enerji kapasitesinin üç katına çıkarılmasını çağrısında bulunurken bir yandan da göçmenlerin haklarına vurgu yapılarak düzensiz göçün önlenmesi, güvenli ve düzenli göç yollarının teşviki taahhüt edilmiştir.  

Bunun yanı sıra bildiride gelişmekte olan ülkelerin iklim kaynaklı felaketlerden kurtarılmasına yardım, borçların hafifletilmesi ve yeşil enerjiye geçişin finanse edilmesi gibi yoksul ülkelerin öncelikleri de benimsenmiştir. Son olarak bu zirve sadece Afrika’nın ve küresel Güney’in önceliklerini ön plana çıkarmakla kalmadığı aynı zamanda Güney Afrika Cumhuriyeti ve Afrika Birliği’nin dünya politik-ekonomisinde kıtanın sesi olmaya devam edeceğine işareti olarak değerlendirebilir.  

Artık dünya siyasetine ilişkin küresel karar alma sürecinde Afrika gündemin bir noktası olmaktan çıkıp gündemi şekillendirebilen bir aktör olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla buradan çıkacak temel soru, zirveden sonra ne olacağıdır. 

Afrika’da ilk kez düzenlenen G20 Zirvesi’nin sonrasındaki beklentiler 

Johannesburg’da düzenlenen G20 Zirvesi, ilk bakışta ev sahibi Güney Afrika’nın diplomatik başarısı olarak değerlendirilirken ABD başta olmak üzere bazı liderlerin yokluğu ve küresel aktörler arasındaki fikir ayrılıkları G20’nin meşruiyetini ve birlikteliğini test ettiği açıktır.  

Zirvenin yerel düzeyde Johannesburg için kısa vadeli altyapı ve güvenlik yatırımları ile ekonomik hareketlilik sağlamıştır. Ancak kalıcı faydalar için sürdürülebilir politika takibi gerekmektedir. Bu tarihi zirvenin Afrika’nın küresel yönetişimde daha görünür ve söz sahibi olma arayışını güçlendirmiştir. Bu görünürlüğün somut sonuçlara dönüşmesi için gerekli siyasi irade ile uygun finansman mekanizmaları hayata geçirmesine bağlıdır. Zira zirveyi adil bir küresel yönetişime açılan önemli bir ilk adım olarak görülse de adımın anlamlı hale gelebilmesi için alınan kararların somut ilerlemelere ve uygulanabilir politikalara dönüşmesi gerektiği özellikle vurgulanmalıdır. Aynı zamanda kıtanın haklı olarak talep ettiği BMGK’da daimi üyelik elde edene kadar küresel adaletsizliğe karşı tutumunu ifade etmeyi sürdüreceği aşikardır.  

Öte yandan sonraki zirvenin ABD’de yapılacağı ve Trump’ın Johannesburg zirvesini boykot ve sabotaj girişimi dikkate alındığında G20 ciddi meydan okumalarla karşı karşıya gelmektedir. Zira G20 Zirvesi’nin sonunda Güney Afrika ile Amerika Birleşik Devletleri arasında görev devretme töreninin gerçekleşmemesi, bu meydan okumanın önemli bir işaretidir. Trump’ın perakendeci yaklaşımı gözetildiğinde, başta BM ve Dünya Ticaret Örgütü olmak üzere uluslararası örgütlere karşıt tutumunun G20’ye de yansıdığını görülmektedir.  

Ayrıca zirveye katılmayan tek lider Trump değildir. Çin ve Rusya devlet başkanları da farklı nedenlerden dolayı katılamayanların kategorisinde yer almıştır. Ancak bu konuda Trump’ı diğer liderleri ayıran tek fark onun zirveyi boykot edip sabote etme niyetidir. Üstelik Trump, sadece zirveye katılmamakla kalmadı, aynı zamanda zirvenin sonuç bildirisinin yayımlanmasına da karşı çıktı. Johannesburg’daki G20 zirvesinde grubun liderleri arasındaki bir diğer fikir ayrılığı ise Pekin’in Washington’un perakendeci yaklaşımının aksine serbest ticaret anlayışının devamını savunmuş olmasıdır. Bu bağlamda Çin Başbakanı Li Çiang, G20 Zirvesi’nde dünya ekonomisinde artan tek taraflılık ve ticari korumacılık eğilimlerine, ticaret alanındaki anlaşmazlıklara ve cepheleşmelere karşı serbest ticareti ve açık dünya ekonomisini koruma çağrısında bulunmuştur. Dolayısıyla G20, Pekin-Washington rekabetinin sahası haline gelmiş ve bu da grubun bir zafiyeti olarak ortaya çıkmıştır. Bu anlamda ABD’de yapılacak bir sonraki zirve, G20'nin geleceğini belirleyecek bir stres testi olacaktır. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.