ABD, İran'ı Devirmek İçin Kürt Milislerinden Nasıl Yardım İstiyor?

Araştırmacı Shady İbrahim, ABD ve İsrail’in İran’da rejim değişikliği hedefi doğrultusunda Kürt milislerini devreye sokma arayışını Fokus+ için kaleme aldı.
abd-iran-i-devirmek-icin-kurt-milislerinden-nasil-yardim-istiyor.jpg

18.03.2026 - 14:56  |  Son Güncellenme:  18.03.2026 - 15:06

İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılarının, temel hedef olarak görülen rejimi devirmede başarısız kalmasının ardından “Kürt kartı” yeniden gündeme taşındı. İran’ın dini lideri ve savunma bakanının yanı sıra askeri ve güvenlik yetkililerini içeren en üst düzey isimlerin hedef alınmasına rağmen, bu saldırılar rejimin varlığını tehdit edebilecek ya da karar alma mekanizmasını felce uğratarak hükümet ile İran Devrim Muhafızları’nın işleyişini sekteye uğratabilecek geniş çaplı protestolara dönüşmedi. Diğer yandan, İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar, Kürt milisler ve örgütlerini “doğal müttefikler” olarak nitelendirerek, Batı’yı onlarla bağlarını güçlendirmeye çağırdı.  

Başbakan Binyamin Netanyahu ise söz konusu aktörleri, İsrail’in iş birliği yapabileceği bölgesel bir eksenin parçası olarak değerlendirdi. Bu açıklamalar, İsrail’in kuruluşundan bu yana David Ben-Gurion tarafından formüle edilen ve İsrail’e düşman büyük güçleri kuşatmak için bölgedeki azınlıklar ve Arap olmayan güçlerle ittifaklar kurmaya dayanan “Çevre Doktrini”nden ayrı düşünülemez.  

Bu açıdan bakıldığında, İran’da “Kürt kartının” kullanılması şaşırtıcı bir gelişme değil, aksine Tel Aviv’in Tahran’la çatışma tırmandığında devreye sokmaya çalıştığı eski bir stratejik vizyonun uzantısıdır.  

Savaşın bölgesel seyri giderek karmaşıklaşırken, ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA), İsrail ile birlikte, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde (IKBY) konuşlu ve İran’ın doğusunda faaliyet gösteren Kürt örgütleri silahlandırarak, İran ile çatışmayı tırmandırmak için çalıştı. Burada amaç, ülkede iç cephe açmak ve İran’ın askeri kaynaklarını yıpratmanın yanı sıra ülkedeki ayrılıkçı eğilimleri güçlendirmekti.  

ABD Başkanı Trump, bu süreçte Irak ve İran’daki bazı Kürt liderlerle temas kurdu. Bu isimler arasında İran Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mustafa Hicri ile Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) lideri Mesud Barzani ve merhum lider Celal Talabani’nin oğlu olan, Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Bafel Talabani de bulunuyor.  

ABD Başkanı Donald Trump

Söz konusu temaslar, Netanyahu’nun son aylarda Trump’a uyguladığı ve İsrail’in İran’da rejim değişikliği stratejisini gerçekleştirmeyi veya rejimin çöküşünü hızlandırmayı amaçlayan baskısının ardından gerçekleşti. Bu siyasi hamleler ve temaslarla eş zamanlı olarak, ABD ve İsrail, İran’ın kuzeybatısındaki hava saldırılarını yoğunlaştırarak, Devrim Muhafızları’nın askeri altyapısını ve yerel güvenlik teşkilatlarının karargahlarını hedef aldı.  

Hedef alınan bölgeler arasında Kürt nüfusun yoğun olduğu Senendec, Mahabad, Piranşehr, Kirmanşah ve Urmiye gibi kentler öne çıkıyor. Söz konusu saldırıların amacı sadece askeri altyapıyı yok etmek değil, aynı zamanda İran devletinin bu bölgeleri yönetme yeteneğini zayıflatmak ve Kürt milislerin yararlanabileceği bir güvenlik boşluğu oluşturmaktı. 

Kürt milislerin sınırlı askeri kapasitesi  

ABD ve İsrail’in Kürt unsurlar üzerinden yürüttüğü stratejiye rağmen, İran’daki Kürt partilerinin savaşın seyrini değiştirme kapasitesinin sınırlı olduğu değerlendiriliyor. Mevcut tahminlere göre bu örgütlere bağlı milis sayısı 5 ila 8 bin arasında değişiyor. Bu unsurların büyük bölümü Irak tarafında konuşlanmış durumda ve ağırlıklı olarak hafif silahlarla donatılmış bulunuyor. Bu tablo, söz konusu grupların geniş coğrafi alanları kontrol etmesini ya da İran içinde yeni bir siyasi durum dayatmasını zorlaştırıyor.   

ABD veya İsrail’den dolaylı destek almaları halinde dahi, rollerinin dar kapsamlı sınır hattı gerilimleri yaratmak veya bazı ikmal hatlarını aksatmakla sınırlı kalması bekleniyor. Bu çerçevede, olası bir askeri angajmanda hedeflerinin Uşneviye ve Piranşehr gibi sınırlı sayıda sınır yerleşimini kontrol altına almakla sınırlı olacağı belirtiliyor.   

En iyi senaryoda dahi, bu operasyonlar Tahran üzerinde ek bir baskı cephesi açabilir, ancak güç dengesinde önemli bir değişiklik yaratmak için yeterli olmayacaktır. Öte yandan, İranlı Kürt hareketleri yalnızca Devrim Muhafızları ile olası bir çatışmanın zorluklarıyla değil, aynı zamanda Türkiye ile karmaşık bir bölgesel ortamla da karşı karşıya.   

Ankara, silahlı Kürt grupların sınır ötesi faaliyetlerini, özellikle de PKK ile bağlantılı örgütlerle ilişkiliyse, ulusal güvenliğine doğrudan bir tehdit olarak görüyor. Nitekim son birkaç yıldır Ankara, silahlı Kürt gruplarıyla mücadelede İran ile güvenlik koordinasyonunu güçlendirdi. Bu kapsamda istihbarat işbirliği anlaşmaları ve 2018 tarihli Tahran Güvenlik Anlaşması gibi ortak güvenlik anlaşmaları imzalandı. Aynı dönemde hem Türkiye hem de İran, Irak merkezi hükümeti ile IKBY üzerinde baskı kurarak, İranlı Kürt grupların faaliyetlerini sınırlamaya çalıştı.  

Bu bağlamda İran, IKBY’de konuşlu Kürt örgütlerine karşı, kamplarını ve askeri karargahlarını hedef alan çeşitli saldırılar düzenledi. Tahran ayrıca 2023 yılında, Irak hükümetine İranlı Kürt milislerin silahsızlandırılması ve sınır bölgesinden uzaklaştırılması konusunda bir anlaşma imzalaması için baskı yaptı. Türkiye ve İran için, İran’daki herhangi bir Kürt geriliminin tırmanması, Irak ve bölge içinde etnik gerilimleri alevlendirebilir ve potansiyel olarak PKK ile olan çatışmayı yeniden başlatabilir.  

İran’daki Kürt hareketinin parçalı yapısı  

İran’daki Kürtler, yekpare bir siyasi bloktan ziyade ideolojik ve politik açıdan farklılaşan çok sayıda örgütten oluşuyor. Bu yapının en köklü aktörlerinden biri olan İran Kürdistan Demokrat Partisi (KDP-İ), 1945 yılında Kadı Muhammad liderliğinde kurulmuş ve 1946’da ilan edilen Mahabad Cumhuriyeti ile İran’daki ilk Kürt yönetim deneyimine öncülük etmişti. Bu partinin yanında, 1960’larda Marksist bir örgüt olarak ortaya çıkan ve 1979 İran Devrimi’nden sonra Kürt milliyetçiliği ve sosyalist-solculuğu birleştiren bir söylemle bilinen İran Kürdistanı Devrimci Emekçiler Topluluğu (Komala) da bulunuyor.  

Daha yakın dönemde ise “demokratik konfederalizmi” savunan PKK ile bağlantılı Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) gibi başka örgütler de ortaya çıktı. Ayrıca, sözde Büyük Kürdistan’ın bağımsızlığını savunan Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) ve diğer örgüt ve gruplar da bulunuyor. Bu örgütler ideolojik olarak farklılaşsa da İran’daki Kürt siyasi hareketinin ana gövdesini oluşturuyor. Nitekim etkileri, 2022 yılında İranlı Kürt Mahsa Amini’nin ölümü sonrası patlak veren protestolarda açıkça ortaya çıktı. Kürt bölgeleri, rejim karşıtı gösterilerin merkezlerinden biri haline geldi.  

Diğer yandan farklılıkları, sahadaki zayıflıklarında önemli bir rol oynuyor. Sonuç olarak, İran içindeki olayları şekillendirmede güçlü veya etkili bir güç olamazlar. Bu nedenle, Intelligence Online’da yayınlanan bilgilere göre, ABD yönetimi bu yapıları birleşmeye zorladı. Dahası, Trump yönetimi, IKBY liderliğine de devam eden savaşa katılmaları için baskı yaptı. Bu da Trump’ın başkalarıyla ilişkilerine dair kısa görüşlü ve sömürücü bir yaklaşımı yansıtıyor.  

ABD yönetimi, müttefikleriyle ilişkilerini yönetmedeki gelişigüzel yaklaşımının, İran Kürtleriyle olan tarihi ilişkiyi anlamaktan yoksun olduğunu kabul ediyor. Soğuk Savaş sırasında, bazı Kürt liderler ABD ile daha yakın bağlar kurmaya çalıştı. Ancak Washington, Sovyetler Birliği'ne karşı stratejik bir müttefik olarak gördüğü ve Basra Körfezi’ne erişimlerini engellediği için Şah yönetimindeki İran devletini desteklemeyi tercih etti.  

Eski Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin

1979 İran Devrimi’nin ardından, birçok İranlı Kürt partilerin genel merkezi Irak Kürdistan’ına taşındı. Burada Saddam Hüseyin rejimiyle pragmatik ilişkiler geliştirildi. Saddam, İran-Irak Savaşı sırasında onları Tahran’a karşı bir koz olarak kullandı. Ancak bu ilişkiler uzun ömürlü olmadı. Bağdat, daha sonra Kürt güçleri İran ile iş birliği yapmakla suçladı. 1980’lerin sonlarında Kürtlere yönelik Enfal operasyonları ve kimyasal saldırıları meşrulaştırmak için bunu gerekçe gösterdi. Öte yandan, İran da savaştan sonra batıdaki Kürt güçlerine, Saddam Hüseyin ve ABD ile işbirliği yapmaları ve ülkenin batısındaki ayrılıkçı projeleri nedeniyle saldırdı.  

Kürt kartı neden çoğu zaman başarısız oluyor?  

Tarihsel olarak, uluslararası güçler, Kürt kartını İran devletinin yapısında köklü değişiklikler yaratmak için kullanmayı başaramadı. Bunun nedeni, başta Kürt örgütleri arasındaki iç bölünmeler, İran devletine kıyasla nispeten zayıf askeri yetenekleri ve bölgesel ortamın bağımsız bir Kürt projesine karşı çıkması gibi bir dizi yapısal faktördür. Dahası, İran’ın karmaşık etnik yapısı Kürt meselesini iki ucu keskin bir kılıç haline getiriyor.  

Ayrılıkçı eğilimleri desteklemek, Beluçlar, Araplar ve Azeriler gibi diğer gruplardan da benzer taleplerin gelmesine yol açabilir ve bu da İran rejiminin ulusal birliği korumak için daha güçlü bir şekilde karşılık vermesine neden olabilir. Büyük güçlerin Kürt örgütleri ve milisleriyle temasları, kısa vadeli hedeflere ulaşmayı amaçlayan fırsatçılık üzerine kurulu. Bu nedenle, Kürt kartı genellikle dış güçler tarafından rakiplerini şaşırtmak veya zayıflatmak için kullanılan taktiksel bir baskı aracı haline geliyor, ancak nadiren güç dengesini değiştirebilecek stratejik bir projeye dönüşüyor.  

Bu faktörler ışığında, İran’a karşı savaşta Kürt kartının yeniden ortaya çıkması, düşmanı içeriden zayıflatarak çatışmayı yönetmeye yönelik daha geniş bir stratejinin parçası gibi görünüyor. Ancak İran Kürt partilerinin sınırlı askeri kapasitesi, hareket içindeki bölünmeler ve bölgesel aktörlerin herhangi bir ayrılıkçı harekete karşı güçlü muhalefeti, bu kartın İran rejimini devirmek için belirleyici bir faktöre dönüşmesini zorlaştırıyor.    

Kürt örgütlerin hamleleri Tahran’ı rahatsız etme veya ona karşı ek bir baskı cephesi açmaya katkıda bulunabilirken, tarihsel deneyimler, jeopolitik çatışmalarda azınlıkların kullanılmasının çoğu zaman onların daha büyük bir uluslararası güç mücadelesinde geçici piyonlara dönüştürülmesiyle sonuçlandığını ve hem çatışma sırasında hem de sonrasında yok olduklarını gösteriyor.  

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.