2025’te Çin: Yavaşlama mı, Yeniden Konumlanma mı?
30.12.2025 - 13:58 | Son Güncellenme: 30.12.2025 - 14:10
2026 yılına girerken 2025’e dönük bir muhasebe yapıldığında, küresel gündemin büyük ölçüde Rusya-Ukrayna savaşı ile Filistin-İsrail çatışması tarafından şekillendirildiği rahatlıkla söylenebilir. Bu süreçte Çin, söz konusu krizlerin gölgesinde kalarak önceki dönemlere kıyasla daha az görünür bir aktör olarak öne çıktı. Ancak Çin’i yakından takip eden gözlemciler açısından hem küresel jeopolitiği hem de Çin’in uzun vadeli stratejik yönelimini ilgilendiren son derece kritik gelişmeler yaşandı.
Pandemiden bu yana sıkça dile getirilen “yavaşlayan Çin” söylemi, 2025 boyunca da tartışmaların merkezinde yer aldı. Ancak mesele artık yalnızca ekonomik büyüme rakamlarıyla açıklanamayacak kadar karmaşık bir hal almıştı. Asıl soru şuydu: Çin gerçekten yavaşlıyor muydu, yoksa gözlerden uzak bir biçimde, küresel sistem içindeki yerini yeniden mi inşa ediyordu?
Ticaret savaşlarından yarı iletken kısıtlamalarına, elektrikli araçlardan nadir toprak elementlerine kadar uzanan geniş bir cephede yaşananlar, Çin’i yalnızca küresel sistemin içinde hareket eden bir aktör olmaktan çıkarıp sistemin sınırlarını zorlayan bir güç haline getirmişti. 2025, belki de Çin’in yüksek sesle konuştuğu bir yıl değildi; fakat etkisi uzun yıllar sürecek önemli dönüşümlerin sessizce şekillendiği bir yıl olarak kayda geçiyordu.
Gözden Kaçmasın
Bu yazıda ana başlıklar halinde 2025 yılında Çin ve küresel ekonomi/jeopolitik açısından yaşanan bu dönüşümleri kısaca ele almaya çalışacağız.
Ticaret savaşları
ABD ile Çin arasında 2018’de başlayan ticaret savaşları, 2025 itibarıyla sona ermiş değildi. Yalnızca biçim değiştiriyordu. İlk aşamada gümrük tarifeleriyle yürütülen mücadele, bugün yatırım denetimleri, ihracat kontrolleri ve tedarik zincirlerinin yeniden yapılandırılması üzerinden devam etmekteydi. Ticaret artık salt ekonomik bir faaliyet olmaktan çıkıp jeopolitik bir enstrümana dönüşmüş durumda. Pekin yönetimi, bu süreçte ihracat hacmini korumaya çalışırken, bir yandan da ihracatın niteliğini dönüştürmeye odaklandı. Düşük katma değerli üretimin bir kısmı Vietnam, Endonezya ve Bangladeş gibi ülkelere kaydırılırken; yüksek katma değerli ve stratejik sektörler Çin’de tutuldu.

Ayrıca ABD’nin aktif tutumuna karşılık, Çin’in ihracat stratejisini 2025 yılında bol bol çeşitlendirdiğini görüyoruz. ABD pazarında pay kaybeden Çinli firmalar, Avrupa, Latin Amerika ve Körfez ülkelerine yöneldi. Özellikle Çin’in Meksika’ya otomotiv ve elektronik yatırımlarını artırması tesadüf değildi; bu adım, Çin için ABD pazarına dolaylı erişim sağlama stratejisinin bir parçasıydı.
ABD-Çin ilişkileri
2025’te ABD–Çin ilişkileri açık bir kopuştan ziyade kontrollü gerilim üzerinden ilerledi. İki güç de birbirinin sınırlarını ölçmeye çalışırken, keskin bir gerilimden uzak durmaya çalıştılar. Washington, Çin’i küresel ekonomiden tamamen dışlamanın mümkün olmadığını anlamış olmalı ki; bunun yerine, özellikle yüksek teknoloji ve askeri kapasiteyle bağlantılı sektörlerde Çin’in ilerlemesini sınırlayacak adımlar atmaya başladı.
Örneğin ABD, 2023’te başlattığı ileri seviye çip ihracat kısıtlamalarını 2024 ve 2025’te güncelleyerek, sadece Çin’i değil, Çin’le çalışan üçüncü ülke firmalarını da kapsama aldı. Buna karşılık Çin, ABD tarım ürünlerine yönelik alımlarını azaltarak ve Boeing siparişlerini askıya alarak asimetrik misilleme yöntemlerini devreye soktu. Bu tablo, iki ülke arasındaki ilişkinin kontrollü gerilim üzerinden ilerlediğini; denge ve caydırıcılık üzerine kurulu bir rekabet modelinin giderek belirginleştiğini açıkça ortaya koymaktaydı.
Çip krizi
Yarı iletkenler, Çin-ABD ilişkilerinde 2025’in en kritik stratejik alanlarından biri olmaya devam etti. ABD’nin Hollanda merkezli ASML firmasının ileri litografi makinelerinin Çin’e satışını sınırlandırması, Pekin için ciddi bir darbe oldu. Ancak bu darbe, Çin’in çip politikasını durdurmak yerinde, politikasını yeniden şekillendiren bir kaldıraca dönüştü.

Çin, 2024–2025 döneminde; otomotiv çipleri, ev elektroniği çipleri ve sanayi otomasyon çipleri alanında üretim kapasitesini ciddi biçimde artırdı. Öyle ki bugün küresel otomotiv sektöründe yaşanan çip tedarik sorunlarının önemli bir kısmı, Çin’de üretilen orta seviye çiplerle gideriliyor.
Otomobil pazarı
2025’te Çin’in küresel etkisinin en görünür olduğu alanlardan biri otomotiv sektörü oldu. Çinli elektrikli araç üreticileri, Avrupa pazarında kısa sürede ciddi bir pay elde etti. Çin menşeli elektrikli araçların bazı Avrupa ülkelerinde yerli rakiplerinden yüzde 20–30 daha ucuz satılması, politika yapıcıları harekete dahi geçirdi.
Avrupa Birliği’nin Çin elektrikli araçlarına yönelik “devlet sübvansiyonu soruşturması” başlatması, meselenin yalnızca ticari olmadığını da göstermekteydi. Zira AB ülkeleri Çin’in sanayi politikalarının küresel rekabeti bozduğunu düşünerek bu adımları atıyordu. Ancak AB’nin tedbirleri Çin’i durdurabilecek yeterlilikte değildi. Çünkü Çin’in avantajı sadece fiyat değildi. Batarya üretiminin büyük bölümünü kontrol etmesi, devlet politikası vb. birçok etken Çin’i bu sektörde yapısal olarak güçlü kılmaktaydı.
Nadir toprak elementleri
Nadir toprak elementleri, Çin’in en sessiz ama en etkili kozlarından biri oldu uzun yıllar boyunca. 2010’da Japonya ile yaşanan diplomatik kriz sırasında nadir element ihracatını fiilen durduran Çin, bu alandaki gücünü çoktan göstermişti. 2025’te ise bu güç daha sistematik halde kullanılıyor.
Elektrikli araç motorlarından rüzgar türbinlerine kadar birçok kritik teknolojide kullanılan bu elementlerin işleme aşamasında Çin’in payı hala oldukça baskın. ABD ve Avrupa yeni maden yatırımlarına yönelse de işleme kapasitesi kısa vadede Çin’e bağımlı.
Bu nedenle nadir elementler, Çin için askeri olmayan ama son derece etkili bir araç olmayı sürdürmeye devam edecek gibi duruyor.
Küresel güney
Çin’in son yıllarda ABD ile derinleşen rekabeti, Pekin’i rotasını giderek daha belirgin biçimde Küresel Güney’e çevirmesine neden oldu. Afrika’da limanlar, lojistik merkezleri ve ulaştırma altyapıları; Orta Asya’da enerji hatları ve ulaşım koridorları; Ortadoğu’da ise dijital altyapı, yapay zeka ve teknoloji yatırımlarıyla genişleyen etki alanı, bu yönelimin somut göstergeleri arasında yer alıyor.
Ancak Çin’in bu bölgelerdeki varlığı, klasik anlamda bir sermaye ihracının çok ötesine geçmiş durumda. 2025 itibarıyla Pekin, yalnızca finansman sağlayan ya da proje üstlenen bir aktör olmaktan çıkarak; teknik standartlar belirleyen ve dijital normlar oluşturan bir konuma doğru ilerliyor. Altyapı projeleriyle birlikte gelen teknoloji transferi, ödeme sistemleri, veri yönetimi ve dijital platformlar, Çin’in Küresel Güney’de kalıcı ve çok katmanlı bir etki inşa etme arayışını açık biçimde ortaya koyuyor. Bu tablo, Çin’in küresel rekabette Batı merkezli sistemle doğrudan çatışmak yerine, Küresel Güney üzerinden alternatif bir düzen tahayyülünü adım adım örmeye çalıştığını gösteriyor.
Sonuç olarak, 2025’te Çin’i anlamak için “yükseliyor mu, düşüyor mu” sorusu yetersiz kalıyor. Asıl soru şu: Çin hangi alanlarda vazgeçilmez kalmayı başarıyor? Ticaret savaşları, çip krizi, otomobil piyasası ve nadir elementler üzerinden bakıldığında cevap net: Çin, küresel sistemden çekilmiyor; sistemin sınırlarını yeniden çiziyor.
Bugün dünya şunu kabul etmek zorunda: Çin artık sadece küresel ekonominin bir parçası değil, oyunun ağırlık merkezlerinden biri.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.