15 Yılda Türkiye-Somali İlişkileri Nasıl Değişti?

Dr. Abdulkadir Guulane, 2011'deki tarihî Mogadişu ziyaretinden bu yana Türkiye-Somali ilişkilerinin geçirdiği 15 yıllık dönüşümü ve stratejik ortaklığın geleceğini Fokus+ için kaleme aldı.
odak-15-yilda-turkiye-somali-iliskileri-nasil-degisti-dr-abdulkadir-guulane.jpg

11.09.2026 - 09:35  |  Son Güncellenme:  11.09.2026 - 09:53

Türkiye-Somali  ilişkileri, Somali’de iç savaş sonrası dönemde gelişen ikili ortaklıkların en dikkat çekici örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. İlişkiler zaman içinde etkili bir stratejik ortaklık düzeyine ulaştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2011 yılında Mogadişu’ya gerçekleştirdiği tarihî ziyaret ise bu süreçte kritik bir dönüm noktası oldu. Bu ziyaretle birlikte ilişkiler, insani dayanışma ve krizlere müdahale çerçevesinden çıkarak siyaset, diplomasi, güvenlik, savunma, ekonomi, eğitim, sağlık, altyapı ve insani yardımları kapsayan çok boyutlu bir ortaklığa dönüştü.

Geçen 15 yılda ilişkiler dikkat çekici biçimde gelişti. Türkiye, Somali’nin devlet inşası, yeniden yapılanma, terör ve organize sınır aşan suçlarla mücadele, ulusal kurumların güçlendirilmesi ve ekonomik kalkınma süreçlerinde en önemli uluslararası ortaklarından biri hâline geldi. Öte yandan Somali de Türkiye’nin Afrika Boynuzu ve Hint Okyanusu stratejisinde giderek daha fazla önem kazandı. Ülke, jeopolitik açıdan kritik bir kapı ve Türkiye’nin Afrika ile İslam dünyasına yönelik politikasında etkili bir ortak konumuna geldi.

Bu nedenle ortaklığın 15. yılı, yalnızca elde edilen başarıları kutlamak değil, ilişkinin niteliğini ve sınırlarını değerlendirmek için de önemli bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda ilişkinin yardım ve destek modelinden stratejik ortaklık, sürdürülebilir kalkınma ve karşılıklı çıkarlar temelindeki yeni bir modele ne ölçüde geçebileceğinin sorgulanmasını gerektiriyor.

Bununla birlikte iki tarafın, bölgesel ve uluslararası dönüşümlere, Somali’de devlet inşasının karşı karşıya olduğu zorluklara ve Türkiye’nin Afrika’daki hedeflerine uygun biçimde ilişkilerini geliştirmeye ne kadar hazır olduğu da temel sorulardan biri olarak öne çıkıyor.

Türkiye–Somali ilişkilerinin son 15 yıldaki dikkat çekici gelişimi, artık yalnızca ortaklığın geçmişini anlatmanın ötesine geçilmesini gerekli kılıyor. İlişkinin farklı boyutlarının daha derinlemesine ele alınması, etkinliğinin değerlendirilmesi ve geleceğine yönelik gerçekçi bir perspektif ortaya konulması gerekiyor. Bu çalışma da ortaklığın temel unsurlarını, güçlü ve zayıf yönlerini, karşı karşıya olduğu sorunları ve değişen bölgesel ve uluslararası ortamda her iki tarafın çıkarlarına hizmet edecek sürdürülebilir bir stratejik modele dönüşme kapasitesini inceliyor.

Somali–Türkiye ilişkilerinin gelişimindeki dört aşama

Bu aşamaların sıralanmasında zamansal ve tematik bir sınıflandırma esas alındı. Amaç, ilişkilerin dört farklı aşamaya geçişinin yalnızca doğal bir gelişim olmadığını; Somali devletinin değişen ihtiyaçları, Türkiye’nin gelişen çıkarları ve bölgesel ile uluslararası ortamın dönüşümü sonucunda ortaya çıktığını göstermek.

Türkiye–Somali ilişkilerinin genel gelişimini anlamanın en doğru yolu, bu dört aşamayı birbirinden kopuk dönemler olarak değil, birbirinin üzerine inşa edilen dönüşümler zinciri olarak ele almaktan geçiyor.

İlk olarak insani dayanışma dönemi güven ve toplumsal kabulün oluşmasını sağladı. Ardından kurumların ve altyapının inşası aşamasına geçildi. Bu süreç, güvenlik kapasitesinin geliştirilmesi ve stratejik ortaklığın önünü açtı. Son olarak da önceki üç aşamanın doğal sonucu olarak çok boyutlu stratejik ortaklık dönemi ortaya çıktı.

Dolayısıyla bu dört aşama birbirinden tamamen bağımsız değil, iç içe geçmiş ve birikimli süreçler olarak görülmeli. Türk insani yardımlarının oluşturduğu toplumsal meşruiyet, Türkiye–Somali kurumsal iş birliğinin genişlemesi için uygun bir ortam sağladı. Kurumsal varlık ise güvenlik ve savunma alanındaki iş birliğine geçişin temelini oluşturdu.

Bu açıdan bakıldığında Türkiye–Somali ilişkileri, Türk bağışçı–Somalili yardım alıcısı ilişkisinden Türk ortak–Somali devleti ilişkisine, ardından güvenlik ve stratejik ortaklığa ve sonrasında çok boyutlu bir ilişkiye dönüştü.

Ancak bu aşamalar arasındaki geçiş, bağımlılık ilişkisinin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Bağımlılık, insani yardımlardan kurumsal ve güvenlik desteğine doğru şekil değiştirmiş olabilir. Bu nokta, ilişkinin idealize edilmesini önlemek açısından önemli bir eleştiri alanı olarak öne çıkıyor.

Bu çerçevede Türkiye–Somali ilişkilerinin son 15 yıldaki gelişimini dört temel aşamada ele almak mümkün.

1. İnsani dayanışma dönemi

İlişkilerin modern dönemi, Somali’nin ağır bir insani kriz yaşadığı süreçte başladı. Türkiye; insani yardım, yerinden edilmiş kişilere destek, sağlık, eğitim, su ve gıda alanlarında önemli bir rol üstlendi. Bu faaliyetler, Somali toplumunun geniş kesimlerinde Türkiye’ye yönelik olumlu bir algının oluşmasına katkı sağladı ve ikili ilişkiler için güçlü bir toplumsal ve siyasi zemin oluşturdu.

Türk yardımlarına yalnızca insani krize verilen bir yanıt olarak bakmak yeterli değil. Bu yardımlar, Türkiye’nin Somali içinde siyasi ve toplumsal bir sermaye oluşturmasının da önünü açtı.

Türkiye bu süreçte yalnızca mali yardım sağlamakla yetinmedi. Ülkede doğrudan varlık gösterdi, kurumlar açtı ve Somali toplumuyla doğrudan temas kurdu. Bu yaklaşım, Türkiye’nin geleneksel dış müdahale modellerinden nispeten farklı bir imaj oluşturmasını sağladı.

Bununla birlikte bu aşamanın başarısı yalnızca yapılan yardım miktarı veya hayata geçirilen proje sayısıyla ölçülmemeli. Asıl belirleyici unsur, insani dayanışmanın uzun vadeli siyasi güvene dönüştürülebilmesi oldu. Türkiye’nin doğrudan varlığı, Somali toplumunun bazı kesimlerinde Ankara’nın yalnızca dışarıdan yardım sağlayan bir aktör değil, devletin yeniden inşasında ortak olduğu yönünde bir algı oluşturdu.

Ancak burada önemli bir ikilem de ortaya çıktı. Türkiye’ye yönelik toplumsal ve siyasi kabul arttıkça insani alan, daha stratejik sahalara geçişin de kapısı hâline geldi.

Bu nedenle insani gerekçeler ile jeopolitik çıkarlar arasında keskin bir ayrım yapmak mümkün değil. Türkiye’nin Somali politikası, en başından itibaren insani boyut ile Somali ve Afrika Boynuzu’nda uzun vadeli bir varlık oluşturma hedefini birlikte taşıdı.

Sonuç olarak bu dönemin asıl önemi, yapılan yardımların kendisinden çok, Türkiye’nin Somali’deki varlığına meşruiyet kazandırmasında yatıyor. Bu meşruiyet daha sonra Ankara’nın kurumların inşası, güvenlik ve savunma gibi daha hassas ve stratejik alanlara geçmesini sağlayan önemli bir siyasi kaynağa dönüştü.

2. Kurumların ve altyapının inşası dönemi

İlişkiler zamanla insani yardımlardan devlet kurumlarının desteklenmesine ve altyapının yeniden inşasına doğru genişledi.

İş birliği kapsamında sağlık ve eğitim tesislerinin kurulması ve yenilenmesi, yolların ve kamu tesislerinin geliştirilmesi, devlet kurumlarının desteklenmesi ve Somalili personelin eğitilmesi gibi çalışmalar yürütüldü.

Türkiye bu dönemde Somali sahasında doğrudan ve sürekli varlık gösteren en önemli uluslararası ortaklardan biri hâline geldi.

Yardımdan kurum inşasına geçiş, kriz yönetiminden Somali devletinin kendi kapasitesini yeniden oluşturmasına yönelik bir sürece geçiş anlamına geliyor.

Ancak Somali gibi kırılgan devletlerde önemli bir risk bulunuyor. Türk yardımlarının geçici bir kapasite geliştirme aracından çıkarak Somali devlet kurumlarının işleyişinin kalıcı bir parçası hâline gelmesi, uzun vadede yeni bir bağımlılık yaratabilir.

3. Güvenlik ve stratejik ortaklık dönemi

Son yıllarda güvenlik ve savunma alanındaki iş birliği önemli ölçüde genişledi. Askerî iş birliği, ikili ilişkilerin temel unsurlarından biri hâline geldi.

Türkiye, Somali güçlerinin eğitilmesine ve kapasitelerinin geliştirilmesine katkı sağlarken savunma ve deniz güvenliği alanlarında da iş birliğini artırdı.

Bu dönemde ilişkiler yardım modelinden çıkarak ortak stratejik ve güvenlik çıkarlarına daha fazla dayanan bir yapıya doğru ilerlemeye başladı.

Bu aşamadaki en önemli gelişme, Türkiye’nin Somali’deki varlığının meşruiyet oluşturma sürecinden Somali devletinin güvenlik kapasitesini inşa etme sürecine geçmesiydi.

Ancak bu dönemin başarısını belirleyecek temel unsur, Türkiye ve Somali’nin bu ortaklığı yalnızca destek ilişkisi olmaktan çıkarıp Somali’ye ait ulusal güvenlik ve askerî kurumların güçlendirilmesini sağlayan bir yapıya dönüştürüp dönüştüremeyeceği olacak.

4. Çok boyutlu stratejik ortaklık dönemi

Bu aşamada iş birliği, iç güvenlik ve askerî güçlerin inşasının ötesine geçti. Güvenlik; savunma, deniz güvenliği, doğal kaynaklar, ekonomik çıkarlar, Somali’nin jeostratejik konumu, Kızıldeniz, Aden Körfezi ve Hint Okyanusu’nun güvenliğiyle bağlantılı daha geniş bir stratejik ve jeopolitik ortaklığın parçasına dönüştü.

Bu süreç, Türkiye–Somali ilişkilerinin güvenlik sektörünün yeniden yapılandırılması ve devlet inşası alanlarında başarılı bir dış ortaklık modeline dönüşmesinin önünü açabilir.

Ancak bunun başarılması, Somali’nin devletin çöküşünden bugüne kadar karşı karşıya kaldığı dış güvenlik bağımlılığının yeni bir biçimde yeniden üretilmemesine bağlı olacak.

Türkiye–Somali ortaklığının değerlendirilmesi

1. Siyasi ve Diplomatik Boyut

Türkiye, birbirini izleyen Somali hükûmetleriyle yakın siyasi ilişkiler kurmayı başardı. Ankara aynı zamanda Mogadişu’daki güçlü diplomatik varlığını da korudu.

Türkiye, Somali’nin birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğüne destek verdi. Bu tutum, Somaliland meselesi ve federal sistemin geleceğiyle ilgili tartışmaların sürdüğü bir ortamda Somali devleti açısından büyük önem taşıyor.

Ancak önümüzdeki dönemde siyasi iş birliğinin yalnızca diplomatik destekle sınırlı kalmaması gerekiyor. Düzenli stratejik diyalog, kurumların inşası, iyi yönetişim ve bölgesel diplomasi alanlarında deneyim paylaşımını içeren uzun vadeli, kurumsal bir siyasi ortaklığa geçilmesi önem taşıyor.

2. Güvenlik ve savunma boyutu

Güvenlik ve savunma iş birliği, ortaklığın en fazla gelişen alanlarından biri konumunda.

Askerî eğitim ve savunma alanındaki iş birliği, Somali güçlerinin kapasitesinin artırılmasına katkı sağladı. Türkiye aynı zamanda Somali’de askerî ve güvenlik kurumlarının inşasına verilen desteğin önemli aktörlerinden biri hâline geldi.

Ancak önümüzdeki dönemin temel zorluğu, askerî birliklerin eğitilmesinden bütüncül ve giderek kendi imkânlarına dayanabilen bir ulusal savunma sisteminin kurulmasına geçilmesi olacak.

Bu kapsamda yerel savunma sanayisinin geliştirilmesi, uzmanlık eğitimleri, istihbarat, deniz güvenliği, sınırların korunması, terörle mücadele ve sivil otorite ile hukuka bağlı askerî kurumların oluşturulması gerekiyor.

3. Ekonomik boyut

Siyasi ve güvenlik ilişkilerindeki ilerlemeye rağmen ekonomik ilişkiler hâlâ mevcut potansiyelin gerisinde bulunuyor.

Somali; hayvancılık, tarım, balıkçılık, limanlar, enerji, ulaşım, telekomünikasyon ve lojistik hizmetler gibi birçok alanda önemli fırsatlara sahip.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde yardım ve hükûmetler arası iş birliğinin ilişkinin temel motoru olmayı sürdürmesi yerine yatırım ve ticaretin ortaklığın merkezine yerleşmesi gerekiyor.

4. Eğitim, sağlık ve insan kaynağının geliştirilmesi

Eğitim ve sağlık, Türkiye–Somali iş birliğinin önemli alanları arasında yer aldı.

Ancak önümüzdeki dönemin temel meselesi, iş birliğini insan kaynağını daha stratejik biçimde geliştirecek bir yapıya dönüştürmek olacak.

Bu kapsamda bursların artırılması, ortak üniversite programlarının kurulması, teknik ve mesleki eğitimin geliştirilmesi, sağlık alanında deneyim paylaşımı, hastanelerin geliştirilmesi ve doktor, mühendis ile öğretmenlerin eğitilmesi önem taşıyor.

Çünkü Somali devletinin inşası yalnızca altyapıya değil, her şeyden önce insana ve kurumlara yatırım yapılmasına bağlı.

Somali–Türkiye ortaklığının önündeki temel zorluklar

Elde edilen başarılara rağmen ilişkilerin önünde çeşitli sorunlar bulunuyor. Bunların başlıcaları şöyle:

  • Güçlü siyasi ilişkilerin aynı ölçüde güçlü ticaret ve yatırım ilişkilerine dönüştürülememesi.
  • İş birliğinin önemli bir bölümünün hükûmet girişimleri ve yardımlara dayanması.
  • Somali kurumlarının zayıf ve kırılgan yapısının sürmesi.
  • Güvenlik ve terör tehditleri.
  • Afrika Boynuzu’nda giderek artan bölgesel ve uluslararası rekabet.
  • Somali’nin çıkarları ile Türkiye’nin çıkarları arasında denge kurulması ihtiyacı.
  • Somali özel sektörünün ortak projelere katılımının zayıf kalması.
  • İki ülkedeki diasporadan ve iş insanlarından yeterince yararlanılamaması.
  • İkili proje ve anlaşmalarda daha fazla şeffaflığa ve düzenli değerlendirme mekanizmalarına ihtiyaç duyulması.

Türkiye–Somali ilişkileri için gelecek perspektifi

Önümüzdeki 15 yılda ilişkilerin geliştirilmesi, yardıma dayalı ortaklık anlayışından çıkarak çıkarlar, kalkınma, yatırım ve kapasite geliştirmeye dayalı bir modele geçilmesini gerektiriyor.

Bu perspektif şu temel başlıklar üzerine kurulabilir:

Stratejik ekonomik ortaklık

Uzun vadeli bir Türkiye–Somali ekonomik çerçevesi oluşturulmalı ve şu alanlara odaklanılmalı:

  1. İkili ticaret hacminin artırılması.
  2. Türkiye’den Somali’ye yatırımların teşvik edilmesi.
  3. Limanların ve ekonomik bölgelerin geliştirilmesi.
  4. Tarım, hayvancılık ve balıkçılığa yatırım yapılması.
  5. Enerji ve yenilenebilir enerji sektörlerinin geliştirilmesi.
  6. Somalili küçük ve orta ölçekli işletmelerin desteklenmesi.
  7. Yatırım projeleri için ortak finansman mekanizmalarının kurulması.

Güvenlik ve savunma kapasitesinin geliştirilmesi

Türkiye ile Somali arasındaki güvenlik ortaklığı, yalnızca eğitim faaliyetleriyle sınırlı kalmamalı ve bütüncül bir Somali ulusal güvenlik sisteminin kurulmasına doğru ilerlemeli.

Bu kapsamda şu alanlara odaklanılmalı:

  • Terör ve şiddet yanlısı aşırılıkla mücadele.
  • Silahlı kuvvetlerin geliştirilmesi.
  • Deniz güvenliğinin güçlendirilmesi.
  • Kıyıların ve deniz kaynaklarının korunması.
  • İstihbarat kapasitesinin geliştirilmesi.
  • Güvenlik ve yargı personelinin eğitilmesi.
  • Birleşik ulusal güvenlik kurumlarının inşasının desteklenmesi.

İnsana yatırım

Eğitim, yeni dönemin temel alanlarından biri hâline getirilebilir.

Bu çerçevede bursları, bilimsel araştırmaları, mesleki eğitimi, kamu yönetimi eğitimlerini, tıp, mühendislik ve teknolojiyi kapsayan bir Türkiye–Somali insan kaynağı geliştirme programı oluşturulabilir.

Teknoloji ve dijital dönüşüm

Dijital dönüşüm, özellikle kamu hizmetleri, uzaktan eğitim, dijital sağlık, bankacılık, telekomünikasyon ve siber güvenlik alanlarında önemli bir iş birliği fırsatı sunuyor.

Ortaklığın yalnızca teknoloji transferiyle sınırlı kalmaması, bilgi ve teknolojinin Somali içinde yerelleştirilmesine doğru ilerlemesi gerekiyor.

Deniz güvenliği ve mavi ekonomi

Somali, Afrika’nın en uzun kıyı şeritlerinden birine sahip.

Bu nedenle denizcilik alanındaki Türkiye–Somali iş birliği, gelecekte ortaklığın en önemli ayaklarından birine dönüşebilir.

Bu iş birliği limanların geliştirilmesi, balıkçılık, deniz çevresinin korunması, yasa dışı balıkçılıkla mücadele, ticaret filosunun geliştirilmesi ve deniz kaynaklarının araştırılmasını kapsayabilir.

Bölgesel diplomasi

Somali ve Türkiye, Afrika Boynuzu, Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’yla ilgili meselelerde siyasi koordinasyonlarını artırabilir.

Bu koordinasyon, bölgesel istikrarın desteklenmesine ve ortak çıkarların korunmasına katkı sağlayabilir.

Türkiye ayrıca diplomatik deneyimini Somali’deki taraflar arasındaki diyaloğun desteklenmesinde kullanabilir. Ancak bunun ülke içindeki siyasi dengelere müdahaleye dönüşmemesi gerekiyor.

Ortaklıkta yeni bir on yıla doğru

Gelişen ilişkilerle geçen 15 yılın ardından Türkiye–Somali ortaklığının stratejik açıdan yeniden tanımlanmasına ihtiyaç bulunuyor.

İhtiyaç duyulan şey yalnızca daha fazla anlaşmanın imzalanması değil. Anlaşmaların sonuçlarını ölçecek açık mekanizmaların oluşturulması, önceliklerin belirlenmesi ve projelerin Somali’nin ulusal kalkınma planlarıyla bağlantılı hâle getirilmesi gerekiyor.

Bu kapsamda Türkiye–Somali Stratejik Ortaklık Konseyi kurulması yararlı olabilir.

Düzenli olarak toplanacak bu konseyde iki hükûmetin yanı sıra özel sektör, üniversiteler, araştırma merkezleri ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri yer alabilir. Konsey, ilişkilerin seyrini değerlendirebilir ve gelecekte hayata geçirilebilecek projelere ilişkin öneriler geliştirebilir.

Bunun yanında 2027–2037 dönemini kapsayacak bir Türkiye–Somali Ortaklık Planı hazırlanabilir.

Bu plan, gelecek on yıl için bir yol haritası işlevi görebilir ve ekonomi, güvenlik, eğitim, sağlık, altyapı ve teknoloji alanlarında ölçülebilir hedefler belirleyebilir.

Sonuç

Son 15 yıl, Türkiye–Somali ilişkilerinin artık yalnızca taktiksel bir ilişki veya geçici krizlere verilen kısa vadeli bir yanıt olmaktan çıktığını gösterdi.

İlişkiler; insani yardım, kurumların inşası, güvenlik iş birliği, altyapı yatırımları, eğitim ve sağlığı kapsayan çok boyutlu bir stratejik ortaklığa dönüştü.

Türkiye, Somali’nin iç savaş sonrası dönemindeki en önemli uluslararası ortaklarından biri olurken Somali de Türkiye açısından Afrika Boynuzu, Kızıldeniz ve Hint Okyanusu bölgesinde stratejik önem kazandı.

Ancak geçmiş dönemin başarısı, gelecek dönemin de kendiliğinden başarılı olacağı anlamına gelmiyor.

Asıl mesele, son 15 yılda oluşan siyasi ve toplumsal birikimin daha dengeli ve sürdürülebilir bir ortaklığa dönüştürülmesi.

Literatür ve saha çalışmaları, Somali toplumunda Türkiye’nin rolüne yönelik kabulün yüksek olduğunu gösterirken Türkiye’nin çok taraflı uluslararası koordinasyon mekanizmalarına entegrasyonunun sınırlı kaldığına ve Türk varlığının devlet kurumları ile toplum içindeki doğrudan etkisinin genişlediğine işaret ediyor.

Yüksek toplumsal kabul ile çok taraflı koordinasyonu sınırlı kalan ikili ilişki modeli arasındaki bu durum, ortaklığın geleceğine ilişkin temel bir soruyu gündeme getiriyor.

Türkiye–Somali ortaklığı; doğrudan nüfuz ile uluslararası kurumsal entegrasyon arasında denge kurabilen kapsamlı bir stratejik modele dönüşebilecek mi?

Önümüzdeki on yılın yardım yerine yatırımın, bağımlılık yerine kapasite geliştirmenin, teknoloji ithalatı yerine teknolojinin yerelleştirilmesinin, kişiler yerine kurumların ve tek taraflı ilişki yerine ortak çıkarların öne çıktığı bir dönem olması gerekiyor.

Bu anlayışla Türkiye–Somali ilişkileri geleneksel iş birliği kalıplarının ötesine geçebilir.

Böylece bir tarafta ulusal kurumlarını tamamlamaya çalışan bir devlet, diğer tarafta kalkınma, savunma, yatırım ve diplomasi alanlarında geniş deneyime sahip bölgesel bir güç arasında yeni bir stratejik ortaklık modeli ortaya çıkabilir.

Önümüzdeki dönemi belirlemesi gereken soru artık şu olmamalı: “Türkiye son 15 yılda Somali’ye ne verdi?”

Asıl soru şu olmalı: “Türkiye ve Somali, önümüzdeki 15 yılda birlikte ne inşa edebilir?”

Bu soru, ortaklığın etkinlik, ulusal sahiplenme, stratejik denge ve uluslararası entegrasyon temelinde yeniden şekillendirilmesinin önünü açıyor.

Böyle bir model, jeopolitik, ekonomik, teknolojik ve güvenlik alanlarındaki dönüşümlerin kesiştiği; güç dengeleri ile ittifakların hızla değiştiği bir dünyada her iki ülkenin çıkarlarına daha güçlü biçimde hizmet edebilir.

Bu hızlı değişim aynı zamanda devletleri, yeni gelişmelere uyum sağlayabilecek, fırsatlardan yararlanabilecek ve ortaya çıkan yeni tehditlerle mücadele edebilecek stratejik vizyonlarını yeniden şekillendirmeye zorluyor.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.