10 Mart Mutabakatında Stres Testi: Halep’in Doğusu

Araştırmacı Mehmet Emin Cengiz, Halep’in doğusunda yaşanan son gelişmeleri ve Şam–SDG arasında imzalanan 10 Mart entegrasyon mutabakatının geleceğini Fokus+ için kaleme aldı.
10-mart-mutabakatinda-stres-testi-halep-in-dogusu.jpg

16.01.2026 - 14:30  |  Son Güncellenme:  16.01.2026 - 14:36

2012 yılında YPG kontrolüne giren ve 8 Aralık 2024 sonrası SDG’de kalmaya devam eden Kürt yoğunluklu Şeyh Maksud, Eşrefiyye ve Beni Zeyd mahalleleri Suriye ordusunun 6 Ocak’ta başlattığı operasyonla Şam’a bağlı güçlerin kontrolüne geçti. Esed rejimi döneminde bile zaman zaman rejim güçlerinin muhasarasına maruz kalması nedeniyle aralıklı şekilde gündeme gelen yüzbinlerce insanın yaşadığı bu mahalleler 8 Aralık sonrasında yeni Şam yönetiminin dış meşruiyet kazanma kaygıları dolayısıyla SDG kontrolünde kalmıştı. Şam güçleri o dönem Batı ile ilişkileri bozabilecek bir hamleden kaçınarak SDG ile karşı karşıya gelmemişti. Ancak Şam dış meşruiyetini pekiştirip içeride de gücünü konsolide etme gayretlerini artırınca bu mahallelerde de gerilim kademeli şekilde arttı.   

SDG ve Şam arasında varılan 10 Mart entegrasyon mutabakatının adeta bir pilot bölgesi olarak bu bölgelerden 1 Nisan’da SDG güçleri ağır silahlarıyla beraber çekilmişti. SDG arkasında ise kendisine bağlı asayiş birimlerini bırakmıştı. Asayiş birlikleri ve Şam güçlerinin bu bölgelerde ortak bir şekilde hareket etmesi, mahallelerin dış güvenliğinin de Şam birliklerince sağlanması kararlaştırılmıştı. Ancak pilot bölge arzu edilen entegrasyon emsali olamadı. Asayiş birlikleri ile Şam güçlerinin yaşadığı aylara sari mükerrer askeri gerilimler ve aralarında sivillerin de olduğu karşılıklı can kayıpları akabinde ocak ayının başında gelişmeler taşma noktasına vardı. 6 Ocak’tan itibaren patlak veren yeni krizde Eşrefiye mahallesi görece sorunsuz bir şekilde el değiştirirken, Şeyh Maksud mahallesinden ayrılmayı kabul etmeyip muzaffer olma ihtimalleri olmayan bir çatışmada direnmeyi seçen asayiş birlikleri ile Şam güçleri arasında yoğun ve kanlı çatışmalar gerçekleşti.  

Sonuç olarak bu mahalle de dış dünyadan homurdanma seslerinin fazlaca yükselmediği, Şam-Ankara güvenlik vizyonunun örtüştüğü ve SDG-PKK/Kandil ve SDG içi kanatların görüş ayrılıklarının görünür hale büründüğü bir vasatta, dört günlük bir çatışmadan sonra Şam’ın kontrolüne geçti. Çatışmalar sonrasında geride kalan bazı asayiş mensupları Fırat’ın doğusuna SDG kontrolündeki alanlara otobüslerle sevk edilirken, teslim olan bazı asayiş mensuplarının gözaltına alındığı duyuruldu. Gözaltına alınanların bir kısmının daha sonra salıverildiği medyaya yansıdı. Çatışmalar nedeniyle evlerinden ayrılan siviller de mahallelerine dönmeye başladılar.  

Halep’in içlerindeki bu mahallelerin el değiştirmesinden sonra SDG ve Şam arasında imzalanan 10 Mart mutabakatı ciddi bir stres testine girmiş durumda. Zira, Şam güçleri Halep’in doğusundaki SDG varlığına yönelmiş vaziyette. Bölgede yeni bir askeri krizin patlak vermesi an meselesi gibi görünüyor. Şam, Fırat’ın batısında SDG kontrolünde kalan ve Kürt yoğunluklu olmayan Deyr Hafir ve Meskene hattına ülkenin farklı bölgelerinden ciddi manada askeri sevkiyat yapmış durumda. Bölgede adeta bir yığınak havası görülüyor. Bunun yanı sıra, bölgedeki okullar tatil edildi, Suriye Savunma Bakanlığı Halep’teki bu son SDG cebini kapalı askeri bölge ilan etti ve SDG’nin bölgeyi terk edip Fırat’ın doğusuna çekilmesini talep etti. Ayrıca Suriyeli otoriteler bölgedeki sivillerin tahliyesi için bir insani koridor ilan ettiler. Bu yazının yazıldığı saatlerde bazı siviller SDG’nin Deyr Hafir’i Halep kırsalına bağlayan köprüyü patlatmasına rağmen kendi imkanlarıyla bölgeden ayrılmaya çalışıyordu. Kimileri zarar görmüş köprüden kimileri ise botlarla bölgeyi terk etme arayışında idi. Yine Tel Abyad’ın batı kırsalına bir Türk askeri konvoyunun girdiğine dair yerel kaynaklar bazı görüntüler servis ettiler.  

Öte tarafta SDG de bölgeye sevkiyat yapmaya devam ediyor. PYD Yönetimindeki Özerk İdare Şam kontrolü altındaki alanlarla bağlantıyı sağlayan bütün transit geçiş alanlarını süresiz şekilde durdurduğunu ilan etti. Özetle taraflar arasındaki gerilim hızlı bir şekilde artıyor. Esasen Halep’te yaşananların aslında bahse konu entegrasyonu hızlandırma ihtimali de varılan anlaşmayı tamamen bitirme ve Suriye’de yeni bir şiddet dalgasını tetikleme ihtimali de bulunuyor.  

10 Mart mutabakatı taraflara 31 Aralık 2025’e kadar tamamlanması öngörülen entegrasyon için genel bir çerçeve sunuyordu. Detayların zaman içerisinde belirlenmesi üzerinde mutabakat vardı. Ancak taraflar arasında Suriye için öngördükleri politik vizyon farklılığına, anlaşmayı yorumlama hususunda oluşan ciddi görüş ayrılıkları eklendi. İsrail’in Suriye’de hissedilen gölgesi de entegrasyon konusunu daha çetrefilli bir noktaya sürükledi. Mart ayında Suriye’nin sahil bölgesinde, temmuz ayında da Dürzi yoğunluklu Süveyda’da yaşanan ve ciddi ihlallerin vuku bulduğu olaylar nedeniyle SDG elinin kuvvetlendiğini düşündü ve maksimalist taleplerinden kontrol ettiği bölgelerdeki demografik dezavantajlarına rağmen geri adım atmadı.  

ABD'nin etkisi

SDG’nin entegrasyon tutumu bilhassa Temmuz’da Şam’ın İsrail tarafından beklenmedik yoğunlukta hedef alınmasının akabinde sertleşti. Bu tarihten itibaren aslında ABD pozisyonunda da bir değişim yaşanmıştı. Her ne kadar ABD, Şara yönetimini çok ciddi bir şekilde desteklese de ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barrack Süveyda krizinden sonra ülkenin yönetim modeli hususunda ‘Suriye için federasyon değil ama ona yakın bir şey’ olabilir diyerek pozisyonunu belirtmişti. Barrack’ın bunu söylediği ağustos ayından bu yana Şara yönetiminin eli giderek güçlendi. Şara, ABD ve Rusya gibi küresel güçler tarafından en üst düzeyde ağırlanan bir devlet başkanına dönüştü ve Suriye’yi felç eden Sezar yaptırımları da ortadan kalktı. Dahası, Suriye resmi olarak IŞİD ile mücadele koalisyonuna katıldı. Böylelikle Şam, SDG’nin ABD ile kurduğu IŞİD karşıtı ittifak zeminini zayıflatarak kendisini yeni bir opsiyon olarak sundu. Halihazırda, ABD hala SDG ile ittifak halinde ama Washington’ın yapıya Fırat’ın batısında bir güvenlik garantisi sunmadığı aşikar.   

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barrack

Buna rağmen, SDG’nin orduya eklemlenmesi için Barrack ciddi bir mesai yürütüyor. Şeyh Maksud krizi yaşanırken de Barrack yine sahnede idi ve kısa süreli bir ateşkes sağlanması için aracılık yaptı. ABD’nin bu pozisyonuna ve Şam’da SDG’li yetkililerin Barrack’ın da hazır bulunduğu toplantılarda entegrasyon müzakereleri yürütmesine rağmen sonuçta kayda değer bir ilerleme yaşanmadı. Halep’in Kürt mahallelerindeki son gerilim de yine Şam’da sonuçsuz bir entegrasyon toplantısının hemen ardından ve Şam’ın İsrail ile Paris’te ABD gözetiminde yürüttüğü güvenlik temalı müzakerelerde ilerleme sağlamasından sonra yaşandı. Süveyda’daki Dürzilerin fiili olarak özerk bir yapıya dönüşmesine neden olan kriz de keza Şam’ın İsrail ile yaptığı müzakerelerin hemen ardından ve Şara yönetiminin İsrail’den bölge için yeşil ışık aldığını düşünmesinden sonra vuku bulmuştu. Yani şu örüntü açıkça görülüyor: Şam dışarıdaki denge lehine döndüğü anda içeride de kontrolü altında olmayan bölgeler üzerinde hakimiyet elde etme çabasına girişiyor.  

Hasılıkelam, neredeyse 14 yıllık bir yıkımdan sonra Suriye farklı dosyalarda kayda değer ilerleme sağlamışken, Halep’in doğusunda patlak verebilecek ve Fırat’ın doğusuna sıçrama ihtimali olan yeni bir çatışma 10 Mart mutabakatının sonu manasına gelebilir ve ülkeyi istenmeyen kanlı ve öngörülemez bir sürecin içerisine sokabilir. Bu da hiç kimsenin arzu etmediği bir senaryo olur. Dolayısıyla SDG’nin Halep’in Kürt yoğunluklu mahallelerinde yaşananlar sonrasında müzakere masasına gelmekten imtina etmesi değil, tam tersine müzakere masasına daha istekli oturması gereken bir sürece giriliyor. Suriye’de yaşananların sadece Suriye’de kalmayacağı ve Türkiye’de halihazırda PKK ile yürüyen sürece de zarar verme ihtimali olduğu izahtan vareste. Dolayısıyla hangi taraftan olursa olsun savaş çığırtkanlığı yapanların göz ardı edilmesi gereken, müzakerelere dönülmesi icap eden ve tarafların kırmızı çizgilerini Suriye’nin uzun erimli istikrarı, gelişimi ve refahı için esnetmesi gereken bir ana yaklaşılıyor. Bu Türkiye için de son derece mühim. Türkiye’deki çözüm süreci 2015 yılında çok büyük oranda Suriye’deki gelişmeler nedeniyle nihayete ermişti. Suriye kaynaklı problemlerden Türkiye’de PKK ile yürüyen yeni sürecin akamete uğrama ihtimali aynı korku filmini ikinci kez tekrar izleme manasına gelebilir. Bunun önüne geçilmesi için atılacak her adım son derece kıymetli. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.