Yaşanan Savaş Mesih'in Gelişinin Habercisi mi?

Araştırmacı Ali Yekta Bey, Ultra Ortodoks Hardali topluluğunun İran'la savaş ve 7 Ekim sonrası gelişmeleri Mesih inancı çerçevesinde nasıl yorumladığını ve Netanyahu’ya yüklenen dini rolü Fokus+ için kaleme aldı.
F_IKON
Ya%C5%9Fanan-Sava%C5%9F-Mesih_in-Geli%C5%9Finin-Habercisi-mi--Ali-Yekta-Bey.jpg

07.08.2025 - 17:19  |  Son Güncellenme:  04.09.2025 - 13:20

İsrail tarihi üzerine doktora yapmış bağımsız bir araştırmacı olarak, 7 Ekim olaylarına İsrail'in önde gelen milliyetçi Ultra Ortodoks topluluğu olan Hardali cemaatinin verdiği tepkiyi inceleyen Dr. Dror Greenblum’un 17 Temmuz 2025 tarihinde Haaretz’te yayınlanan makalesi bir hayli ilginç detaylar barındırıyordu.  

Buna göre Hardali cemaatinin liderleri, Gazze'deki ve İran'la yaşanan son çatışmaları, Mesih'in geliş çağını hızlandıran ilahi bir müdahale olarak değerlendiriyordu. Geleneksel güvenlik odaklı söylemin yerini, mucizelerden ve Tanrı'nın doğrudan müdahalesinden bahseden bir dil almış, bu çevrelerdeki etkili hahamlar, Başbakan Binyamin Netanyahu'yu adeta Tanrı'nın bir elçisi olarak ilan etmişti. Bu durum, İsrail toplumunun önemli bir kesiminde yankı bulurken, ülkenin geleceği üzerindeki dini-politik etkileşimi de gözler önüne sermişti. 

Hardali cemaatinin bakış açısı ve dini yorumlar 

Hardali cemaati Hahamı Yigal Levinstein

Geçtiğimiz ay İran ile savaşın patlak vermesinden kısa bir süre sonra, kamuoyunda genellikle askeri-siyasi bir mücadele olarak çerçevelenen bu çatışmanın, Hardali olarak bilinen milliyetçi Ultra-Ortodoks cemaati için bambaşka bir anlam taşıdığı anlaşıldı. Onlara göre, bu sadece İsrail'in güvenliği adına yürütülen bir savaş değil, göklerin açıldığı, mucizelerin açıkça tezahür ettiği ve Mesih'in büyük adımlarla yaklaştığı tarihi bir dönüm noktasıydı. Yıllardır söyleminde belirli bir ihtiyatı sürdüren bu cemaatin ruhani liderliği, bu dönemde tüm kısıtlamaları bir kenara bıraktı. Olayların seyrinde açıkça ilahi bir müdahale olduğunu beyan ettiler ve hatta Başbakan Binyamin Netanyahu'ya Mesih'in bir tür temsilcisi statüsü bile atfettiler. Hardali cemaatinin liderlerini de etkisi altına alan, olağanüstü bir mesihçi coşku ve beklenti patlaması yaşandı. Bu durum, ülkenin siyasi ve toplumsal geleceğini derinden etkileme potansiyeli taşıyordu. 

Bu yaşananların kökleri, 7 Ekim'deki olaylara kadar uzanıyordu. O dönemde de benzer bir manevi hareketlilik başlamış, ancak İran ile yaşanan 12 günlük çatışma, bu süreci tamamen yeni bir boyuta taşımıştı. Cemaatin haham liderliği arasındaki ruh halini izleyen gözlemciler, daha önce hiç bu kadar çalkantılı bir dönem yaşanmadığını belirtiyorlardı. Tanık olunan şey, dizginlenemez, coşkulu bir dindarlık ve mesihçi şevkin açık bir tezahürüydü. Bu, basit bir inançtan öte, cemaatin dünya görüşünü, olayları yorumlama biçimini ve siyasi duruşunu şekillendiren baskın bir güç haline gelmişti. Her yaşanan olay, ilahi bir planın parçası olarak yorumlandı ve bu yorumlar, cemaat üyeleri arasında büyük bir heyecan ve kararlılığa neden oldu. 

Söylemdeki değişim ve Netanyahu'nun rolü 

Bu dini-politik değişim, Mesih'in gelişinin yaklaştığı inancından ziyade, bu yeni ve ortaya çıkan gerçekliğin geniş halk kitlelerine nasıl sunulduğuna dair kalan son filtrelerin kaldırılmasında yatıyordu. Hahamların tabiriyle "açık mucizeler" ve "mucize üstüne mucizeler" ışığında, söylemde artık ihtiyatlı veya ölçülü olma gereği kalmamıştı. Aksine, topluma anın büyüklüğünü ve onun işaret ettiği yaklaşan kurtuluşu açıkça iletme zorunluluğu hissediliyordu. Bu, dini liderlerin mesajlarının tonunu ve içeriğini değiştirdi. Netanyahu da kendisine doğal gelmeyen bir dili giderek daha fazla benimsemiş, mesihçi söylemden anahtar kavramlar kullanmaya başlamıştı. İran'la yaşanan gerilim sırasında Batı Duvarı'nı ziyareti sırasında, Donald Trump'ın iyiliği için özel bir dua okuması dikkat çekti. Bu dua, Netanyahu'nun Hardali cemaatiyle olan simbiyotik ilişkisinin derinliğini gösterdi ve onun siyasi konumunu dini bir meşruiyetle pekiştirmesine olanak tanıdı. 

Hardalilere göre, dünyayı kötülükten arındırmak, kurtuluştan önce Yahudi halkının temel göreviydi. Batı Şeria'daki Eli yerleşimindeki Bnei David akademisinin başı olan Haham Yigal Levinstein, 3 Aralık 2023'te bu görüşü şu sözlerle ifade etti:  

"Tarihte öyle anlar vardır ki, eğer bir deprem yaratmazsan, insanlar gerçek adaletin temellerine aykırı korkunç bir hatada yaşamaya devam edecekler... Bu evrensel bir depremdir... Tüm Batı dünyası için bedel ödedik."  

Bu perspektiften bakıldığında, İran'la savaş, İsrail'in küresel kötülüğe karşı mücadelesinin doğrudan bir devamıydı ve bu misyona artık Donald Trump da katılıyordu. 

Kıyamet hesaplamaları ve kehanetlerle bağlantı 

Hardali liderliği arasındaki mesihçi ruh halini yansıtan birçok ifade örneği mevcuttu. Bu örnekler arasında özellikle kıyamet hesaplamaları dikkat çekiyordu. Dini Siyonist dünyanın önde gelen ruhani figürlerinden Haham Elyakim Levanon, 15 Ekim 2023'te, bir hafta önce yaşananların temelinde "çok ama çok açık bir ilahi plan" olduğunu belirtmişti. Ona göre, "büyük değişim" 7 Ekim'de başlamış, Gazze'deki ve İran'daki savaşlar da bunun doğal bir devamıydı. Levanon, Vilna Gaon'a atfedilen hesaplamalara dayanarak, "barış zamanı"nın (İbranice takvime göre 17 Sivan 5785, yani 13 Haziran 2025) başlayacağı tarihi açıklamıştı. İran'la savaşın başladığı günün tam da bu tarihe denk gelmesi, cemaat içinde mesihçi beklentileri doruğa çıkardı. 

Haham Levanon, savaşın barışla ne alakası olduğu sorusuna, Tevrat'a göre "barışın", İsrail'in düşmanlarının ona karşı savaş açmaktan korktuğu bir dönemin başlangıcını işaret ettiğini ve bunun kurtuluştan önceki son dönemi oluşturduğunu açıkladı. Bu haber hızla yayıldı. 19 Sivan'da (15 Haziran), önde gelen Haham Şmuel Eliyahu, bu hesaplamayı Safed'deki öğrencilerine büyük bir heyecanla sundu ve "barış zamanı"nın, Tanrı'nın dünyayı düşmanlarından arındırdığı dönem olduğunu söyledi. Levanon ve Eliyahu, kendilerini ilahi bir ifşaatın içinde bularak, yaşadıkları mesihçi coşkuyu başkalarıyla paylaştılar. 

İran'la savaşın patlak vermesinden bir gün sonra, popüler bir Hardali hahamı olan Haham Dani Lavi, gözler önünde gelişen "mucize üstüne mucizeler"i yorumladı. 13 Haziran'da Arutz Sheva web sitesinde yayımlanan köşe yazısının başlığı "Kurtuluşunuzun zamanı geldi" idi. Lavi, Yalkut Şimoni'den alıntı yaparak, Mesih Kral'ın açığa çıkacağı yıl, dünyanın tüm krallarının birbirlerini kışkırtacağını ve Pers kralının tüm dünyayı yok edeceğini belirtmişti. Lavi sözlerini "Gözlerimi ovuşturuyorum ve bu harika zamanda yaşama ayrıcalığına sahip olduğum için Tanrı'ya şükrediyorum. Kutsal Kitap canlanıyor, İsrail halkı dimdik ayakta ve Mesih kapıda" diyerek tamamladı. 

Netanyahu'nun ilahi bir elçi olarak konumu 

Hardali dünyasının bir başka saygın figürü olan Haham Hagay Lundin, güncel olayları hızla kurtuluş diline oturtmuştu. 16 Haziran'da Arutz Sheva'da yayımlanan "Tam da doğru zamanda gelen savaş" başlıklı makalesinde Lundin, "Kutsal Olan... savaşların Efendisi, doğruluğun ekicisi, kurtuluşu getiren O'dur. Bu ana hazırlanmış olarak geliyoruz" diye yazdı. Lundin'e göre, son beş yıl Yahudileri, koronavirüs salgınından "Demir Kılıçlar Operasyonu"na kadar, bu mucizevi ana hem duygusal hem de ruhsal düzeyde mükemmel bir zamanlamayla hazırlamıştı. Lundin'in 30 Haziran'da verdiği bir dersin başlığı ise "İran'a karşı zaferin ertesi günü: Işıkla ağladım" şeklindeydi. Bu ifadeler, rehineler tünellerde çürürken ve askerler öldürülürken bile hahamın içindeki dini coşkuyu ortaya koydu. 

Eli'deki askeri öncesi programın başı olan Haham Levinstein da İran'la düşmanlıklar patlak verdikten sonra tutkulu bir vaaz vermişti. "Operasyonun adını seçerken Bibi'nin üzerinde Tanrı'nın ruhu vardı" diyen Levinstein, "Bunlar kudretli günler... Şu anda olan her şeyde Tanrı'nın elini görüyoruz" ifadelerini kullandı. Ona göre, şu anda yaşanan her şey zaten Musa tarafından Mısır'dan Çıkış sırasında vaat edilmişti. 

Aşırı sağcı Noam partisinin bir üyesi olan Haham Dror Aryeh, Netanyahu'ya yazdığı açık mektupta "Mübarek olasın, başbakan... Fırtına karşısında bir kaya gibi sağlam duruyorsun" diye yazdı. Netanyahu'nun sadece seçim sandığında değil, "ilahi takdirle, ulusun içindeki aslanı uyandırmak ve ruhunu güçlendirmek için seçildiğini" vurguladı. Haham Lundin de "Binyamin Netanyahu üzerinde ilahi bir denetim olduğunu görmemek için kör olmak gerekir" diyerek bu görüşü destekledi. Hardali dünyasının bir başka etkili figürü olan Haham Yosef Kelner de "İsrail dünyanın lideri ve Bibi bu süreçte Tanrı'nın elçisi" ifadelerini kullandı. 

Netanyahu'nun Mesih ben Yosef (gerçek Mesih olan Mesih ben David'in öncüsü) olduğu fikri Hardali cemaatine yabancı değildi. Ancak bu olaylarla birlikte, Başbakan'ın Tanrı'nın seçilmiş elçisi olarak taçlandırıldığı yeni bir gelişme yaşandı. Onu tanımlamak için açıkça "Mesih" kelimesi kullanılmasa da, söylemin özü eşi benzeri görülmemişti. Hardali perspektifinden bakıldığında, bazı bağlamlarda Mesih ben Yosef ile karşılaştırılan bir kişiliğe destek vermemek mümkün değildi. 

Bu durum, İran'a saldırmanın doğru mu yanlış mı olduğu veya İsrail'in güvenliği için neyin en iyi olduğu hakkında bir tartışma olmaktan çıktı. Bu tür konuları çevreleyen söylem, dini Siyonizm'in mevcut milliyetçi alanında yer bulamıyordu. Burada yaşanan sohbet, geleneksel siyasi tartışmalardan çarpıcı biçimde farklıydı.