"Vatan: Hafıza ile Tarih Arasında" Sergisi Üzerine Bir İnceleme
07.01.2025 - 11:38 | Son Güncellenme: 08.07.2025 - 15:05
Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) merkez kütüphanesinde, Filistin konulu "Vatan: Hafıza ile Tarih Arasında" sergisi geçtiğimiz günlerde açılmıştı.
Filistinli şair Mahmud Derviş'in şiirinden ilham alınarak oluşturan sergide, 1917'den itibaren Filistin haberleri, anahtarlar, işgal öncesi ve sonrası fotoğraflar ile portreler yer aldı.
Yazarlarımızdan Doç. Dr. Zeynep Burcu Uğur, "Vatan: Hafıza ile Tarih Arasında" sergisine katıldı ve deneyimini Fokus+ için paylaştı.

Müslümanlar olarak acılarımızı sanat yoluyla paylaşmaya pek alışık olmadığımız için herhalde Filistin’de ve 7 Ekim’den sonra özellikle Gazze’de yaşananlara karşı tepkimizi bazen protesto yürüyüşleriyle bazen alışverişte “soykırım”a destek veren firmaların ürünlerini boykot ederek gösteriyoruz. Fakat ODTÜ’de tamamen öğrencilerin emeği ile düzenlenen “Vatan: Hafıza ile Tarih Arasında” sergisi benim alemimde yeni bir yol açtı.
Yaşananların sanat ile ifade edilmesi yolunda alınacak çok mesafe olduğu aşikar. Özellikle Yahudilerin yaşadığı Holokost ile ilgili yaklaşık her yıl çekilen onlarca film, Holokost müzeleri, romanlar vs. düşünüldüğünde, Filistin’de ve Gazze’de her gün yaşanılan Holokostların yeterince anlatılmadığı veya anlatılamadığı açık.
Acıların sanat yoluyla paylaşılması sessiz ama güçlü bir tepki oluşturuyor insanda. Çünkü insan duygusal bir mahluk, çoğu kararını alırken de duygular başat rol oynuyor. Duyguların en az rol oynadığı düşünülen önemli kararlar için de böyle. Çünkü duyguların içinde bulunmadığı öğrenmeler kısa süreleri olurken, duygular ile bağlanabilen bilgiler uzun vadeli hafızaya aktarılabiliyor. Uzun vadeli bilginin de davranışları etkilemesi çok daha mümkün.
Filistin mücadelesi, aslında insanın yaşadığı toprakla kurduğu derin duygusal bağın bir tezahürüdür. Her ne kadar biz insanlar, bitkiler gibi toprağa köklerimizi salamasak da, o topraklardan ayrılmanın oluşturduğu travmayı en iyi zorla göç ettirilenler ve göçmenler hisseder. Birçok göçmen, "Vatanımda gömülmek istiyorum" diyerek vasiyet bırakır, bu da insanın toprakla kurduğu bağın ne kadar güçlü olduğunu gösterir. Bu duygusal bağ, sadece insanlar için değil, hayvanlar için de geçerlidir. Hayvanlar da, yaşadıkları habitata uygun özelliklerle donatılmışlardır ve böylece varlıklarını sürdürebilirler; zorla sürüldüklerinde hayatta kalmaları zorlaşır. Velhasıl hem insanlar hem de hayvanlar, ait oldukları topraklarda huzur bulurlar, bu bağın kopması ise onlar için tarifsiz bir kayıp anlamına gelir.
Serginin ana teması: 4 duvar 4 açıdan Filistin
Sergi salonundaki 4 duvar, Filistin mücadelesinin 4 unsurunu temsil ediyor. Geçmiş, Geri Dönüş Hakkı, 7 Ekim’de başlayan Soykırım ve Gelecek.
Sergi salonunun ilk duvarında gazete kupürleri size karşılıyor, bu kupürler Filistin mücadelesinin geçmişini gösteriyor. Arap-İsrail savaşlarını tekrar hatırlıyorsunuz, yerinden edilen insanlar ile ilgili gazetelere yansıyan resimler gözünüze çarpıyor. Filistin’de yaşanan acıların o yıllarda Türkiye medyasına nasıl yansıdığının izlerini sürebiliyorsunuz.
İkinci duvarda tavandan sallanan anahtarlar ve Filistin’deki simgesel yapılar ve binalar size sunuluyor. 7 Ekim’den önce Gazze’nin önemli meydanlarından da bina resimleri bulunuyor. Bu Gazze ve Filistin coğrafyasına dair önemli şehirleri öğrenmenize vesile oluyor. Sallanan anahtar ise, yerinden edilmiş Filistinlilerin evlerine aidiyetinin izlerini taşıyor. Sonuçta, bir evi 'bizim evimiz' yapan şey, onun anahtarına sahip olmaktır. Anahtarlar Filistinlilerin geri dönüş hakkına dair umutlarının simgesi….
Üçüncü duvarda, 7 Ekim’den sonra başlayan İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlere ait mektuplar yer alıyor. Bu mektuplar, zarflar içinde duvara asılmış. Zarfların kapağını kaldırdığınızda, küçük bir insan fotoğrafı ve onun kısa hayat öyküsüyle karşılaşıyorsunuz. Zarflardaki kişiler, 7 Ekim’den sonraki süreçte şehit olmuş insanlar. Mektupların el yazısıyla yazılmış olması, onları daha yakından tanımanıza ve derin bir bağ kurmanıza olanak tanıyor. Nasıl öldüklerine dair detaylar da bu mektuplarda yer alıyor ve bu detaylar, fotoğraflarla birleştiğinde o kişileri sanki gerçekten tanıyormuşsunuz gibi hissettiriyor.
Üçüncü duvarda dikkat çeken bir diğer unsur, tavandaki tek bir noktaya kırmızı iplerle bağlanmış ayakkabılar. Bu ayakkabılar arasında bebek ayakkabıları, eski spor ayakkabılar, kadın ve erkek ayakkabıları bulunuyor. Her birine, sahiplerinin isimleri iliştirilmiş. Bu ayakkabılar, sahiplerinin Gazze’de ne yollardan geçtiğini, bu ayakkabılarla nasıl bombalardan kaçmaya çalıştıklarını hayal etmenize vesile oluyor.
Sergiyi tasarlayanların ayakkabıları koymaktaki maksadını tam olarak bilemesem de, bana bu ayakkabılar, bu dünyada yürüyecek yolu kalmayan, yolculuklarını tamamlayarak gerçek vatanımıza ve evimize, öte dünyaya geçen Gazzelileri hatırlattı. Sonuçta Müslümanlar, evlerine veya mescitlere girerken ayakkabılarını dışarıda bırakır. Vefat edenler de ayakkabılarını ve tüm acılarını burada bırakarak, bu dünyadaki yollarını tamamlayıp gerçek huzura doğru adım atmış gibiler. Ayakkabılar, onların yaşam mücadelesinin sessiz ve dokunaklı tanıkları olarak bizlere bakıyor.
Dördüncü duvar, Gazze’nin ve Filistin’in geleceğini temsil ediyor. Duvar, orada yaşayan insanların fotoğraflarıyla dolu. Yaşlı bir nineden kundaktaki bir bebeğe, afacan bir oğlan çocuğundan utangaç bir kız çocuğuna kadar her yaştan insanın yüzleri size bakıyor.
Özellikle yaşlıların ve yetişkinlerin gözlerinde, savaşın bıraktığı derin acıları ve kaygıları okumak mümkün. Yine de bazı yüzlerde, her şeye rağmen tebessümü unutmamış olmanın verdiği bir umut ışığı parlıyor. Çocuklara gelince, onlar her yerde çocuk; gözlerinden muziplik ve yaşam enerjisini okumak mümkün. Bu fotoğraflar, hem geçmişin yükünü hem de geleceğin umudunu bir arada taşıyor.
Gazzeli canlı tanık
Serginin açılış töreninde, ömrünün 18 yılını hapishanelerde geçiren Gazzeli İyad Ebu Nasser de yer aldı. Şu anda 40 yaşında olan Ebu Nasser’in ümit dolu konuşmasını dinlemek, bana da derin bir ümit aşıladı. Ümmetin üzerindeki kilitlerden bahsederken, bu kilitlerin teker teker açıldığını da söyledi. Sözleri, korkudan eser olmayan bir insanın kararlılığı ve inancını taşıyordu.
Gerçek kahramanlar hala var mı, yoksa geçmiş asırların tozlu sayfaları arasında mı sıkışıp kaldılar? Bir insan bu şartlar altında gerçekten nasıl direnir? Bu sorular, Ebu Nasser’i dinlerken zihnimde yeniden yankılandı. Geçen sene Gazze’deki olaylar başladıktan sonra, evimize ilk kez misafir ettiğimiz bir Filistinli ile tanışırken, oğlumdaki şaşkınlık ve hayranlık hissini kendimde de fark ettim. “O gerçek bir insan mı?” diye adeta sorguladığımı fark ettim. Çocuklar gibi saf bir hayranlıkla, onun gözlerinde sabrın ve umudun iç içe geçtiği o derin anlamı okumaya çalıştım.
Ebu Nasser’in varlığı, bize insan ruhunun gücünü ve direnişin onurunu hatırlattı. Gerçek kahramanlar, yalnızca tarih kitaplarında değil, hâlâ aramızda ve en karanlık anlarda bile bir ışık tutmayı sürdürüyor.

Serginin inşa Süreci
ODTÜ Mezunlar Birliği Vakfı'nın desteğiyle ve özellikle de öğrencilerin büyük özverisi ve gayretiyle gerçekleşen bu sergi Türkiye’deki gençlerin Filistin konusundaki hassasiyeti ve kabiliyetleri konusunda farkındalığımı artırdı.
ODTÜ öğrencilerinin, üniversitenin tarihsel geleneklerine uygun, medeni, nazik ve sanatsal yönü güçlü bir sergiyle yönelik dünya çapında özellikle kampüslerden yükselen Filistin desteklerine katılmaları bana oldukça anlamlı geldi.
Serginin açılış töreninin hem güzel bir Türkçe hem de akıcı bir İngilizce ile yapılması, uluslararası alanda tanınan bir üniversite olan ODTÜ’ye yakışır bir detaydı. Ayrıca, törenin sunumunu yapan Somali’den bir öğrencimizin ve diğer yabancı uyruklu öğrencilerin de sergi için emek harcamış olması, sergiyi ziyaret eden birçok yabancı öğrencinin de katılımı, serginin bir kaynaşma ortamına dönüşmesini sağladı.
Bu tür faaliyetler, hem sosyal bağların güçlenmesine hem de bir avuç gönüllü öğrencinin ne kadar profesyonel bir iş çıkarabileceğine dair önemli bir örnek teşkil ediyor.
Diğer üniversitelerimize de ilham vermesi temennisiyle.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.