Sevilla, Türk operaseverleri çağırıyor

Araştırmacı Ömer Sakan, Sevilla Belediyesi ve Cervantes Enstitüsü'nün, Türk sanatseverlerine yönelik "Sevilla, Bir Opera Şehri" projesini Fokus+ için inceledi.
Ömer Sakan
Sevilla, Türk Opera Severleri Çağırıyor 

27.03.2025 - 13:29  |  Son Güncellenme:  14.07.2025 - 14:54

Türkiye’deki en aktif yabancı kültür misyonlarından biri Cervantes Enstitüsü’dür. Enstitü, 1991 yılında İspanya Krallığı'na bağlı olarak hizmete başlamış, Madrid’den yönetilen ve dünya genelinde 80’e yakın şubesi bulunan bir kamu kurumu. İspanya ve Latin Amerika da dahil olmak üzere dünya üzerindeki bulunduğu bölgelerde İspanyol dilini ve kültürünü yaymak amacıyla faaliyet gösteriyor.  

Cervantes Enstitüsü’nün son etkinliklerinden biri olarak “Sevilla, Bir Opera Şehri” projesinin tanıtımı gerçekleştirildi. 26 Şubat’ta düzenlenen etkinlikte soprano Soraya Méncid ve piyanist Francisco Soriano, Joaquín Turina ile Manuel García gibi bestecilerin eserlerinin yanı sıra Sevilla şehriyle ilgili opera aryaları ve zarzuela romanzalarını seslendirdiler.  

Bu müzikal girişimi İstanbul halkına tanıtmak için, Sevilla Belediye Başkanı José Luis Sanz Ruiz de İstanbul Cervantes Enstitüsü’nde enstitü başkanı Fernando Vara de Rey ile birlikte gösteriye ev sahipliği yaptı.  

Biz de Fokus+ adına Sevilla Belediye Başkanı Ruiz ve Cervantes Enstitüsü Başkanı de Rey’e sorularımızı yönelttik.  

“Sevilla bir opera şehri”  

Sevilla Belediye Başkanı José Luis Sanz Ruiz, “Sevilla, bir opera şehri” projesinin hedeflerini açıklerken “Sevilla, müzikal bir şehir; İspanya'nın güneyinde müzik açısından çok önemli bir konuma sahiptir. Bu bölgede hem açık hem de kapalı mekânlarda müzik için oldukça değerli alanlarımız var. Sevilla olarak, dünyadaki en önemli flamenko etkinliğini biz düzenliyoruz.” diye konuştu.  

Sevilla’nın müziğin başkenti olmayı hedeflediğini belirten Ruiz, “Peki, neden şimdi opera? Çünkü Sevilla’yı tema olarak kullanan 150 opera bulunuyor. Sevilla Belediyesi tarafından hayata geçirilen bu girişim, sadece kültürel ya da turistik bir proje olmanın ötesinde, tarihteki en büyük operaların ilham kaynağı olmuş bir şehrin kimliğine ve mirasına sahip çıkma çabasıdır. Bu doğrultuda, etkinliklerimize operayı da ekleyerek müzik başkenti olmayı hedefliyoruz.” dedi.  

Proje sayesinde İspanya ve Türkiye kültür-sanat etkileşimlerinin artırılması da amaçlanıyor. Sevilla’nın Türk izleyicilerden beklentisi büyük.  

Ruiz, “İstanbul ve Sevilla, ilk bakışta görünenden çok daha fazla ortak noktaya sahip. Her iki şehir de ruhu olan, canlı bir tarihe sahip ve ziyaretçilerini derinden etkileyebilme gücüne sahiptir. Hem Sevilla hem de İstanbul, kültürlerin buluşma noktası olmuş, kimliklerini medeniyetler arası diyalog ve birleşimle şekillendirmiştir. Ve sınırları tanımayan bir dil varsa, o da müzik dilidir. Opera, tıpkı flamenko gibi, geleneksel Türk müziği gibi evrensel bir sanattır ve bizi farklılıklarımızın ötesinde birleştirir.” diye ekledi.  

Sevilla’ya direkt uçuşlar Türk turist sayısını arttırdı  

“Bugün burada, İstanbul’da, kendimizi bu bağları güçlendirebileceğimiz mükemmel bir noktada hissediyoruz. Türkiye’den gelen turist misafirler bizim için çok önemli. 2024 yılında 11.200 kişi gelmişti. İstanbul ile Sevilla arasındaki direkt uçuş sayesinde gelen turist sayımız neredeyse %30 arttı ve gece kalan turist sayısı %42 oranında yükseldi.” diyen Ruiz, Türk turistlere de büyük önem verdiklerini ifade etti.  

“Bizim için Türk turistler çok önemli, aynı şekilde İstanbul için de Sevilla’dan gelecek turistler çok önemli. Dolayısıyla bu projeyle ne bekliyoruz? Kaliteli turistin gelmesini. Sadece tarihi yerleri ziyaret edenleri değil, sanat için de gelenleri bekliyoruz. Aynı zamanda yüksek kaliteli kültürel programlara ilgi duyan turistleri çekmek istiyoruz.”  

Sevilla, tarihi olarak çok kültürlü bir geçmişe sahip. Endülüs İslam Devleti mirasını, Sevilla’nın DNA’sının önemli bir unsuru olarak görmek, Sevilla Operası'nı çok geniş bir coğrafyanın ortak çıktısı olarak düşünmek de mümkün. Ruiz, "Sevilla'nın DNA'sında müzik yeteneği var. Biz, sıra dışı müzisyenlerin doğduğu yeriz." derken tam olarak bunu kastettiğini açıkladı.  

“Sevilla’nın DNA’sında müzik yeteneği var. Dünyada 150’den fazla operaya ilham vermiş şehir çok azdır. Bu 150 opera, Sevilla’yı kullanıyor; köşelerini, sokaklarını, binalarını ve bütün bunlarla bir bağ kuruyor. Mozart’ın Don Giovanni ve Figaro’nun Düğünü’nden, Rossini’nin Sevil Berberi’ne, Bizet’nin Carmen’ine kadar Sevilla, ölümsüz tutkulara, ihanetlere ve aşklara ev sahipliği yapmış bir sahne olmuştur. Ancak Sevilla sadece ilham kaynağı olmakla kalmamış, Manuel Garcia ve Joaquin Turina gibi büyük müzisyenlerin doğum yeri olmuş ve bu sanatçıların besteleri, dünyanın en prestijli sahnelerinde yankı bulmaya devam etmektedir. Sevilla, yalnızca görülen bir şehir değil; Sevilla’ya gidenler sadece görmeye değil, hissetmeye de gidiyor. Opera da yalnızca izlenmiyor, aynı zamanda hissediliyor, tıpkı Sevilla’nın ziyaret edilip hissedildiği gibi.”  

Cervantes Enstitüsü Başkanı de Rey: Sevilla ve İstanbul’u ortak İslam felsefesi ve kültürü besliyor  

“Sevilla, halk oyunları ve halk kültürüyle ön plana çıkan bir şehirdir. Sevillanas, Flamenko’nun bir öncüsüdür mesela. Ancak bu proje bizim için de bir sürpriz oldu; çünkü bu kez opera ön plana çıkıyor. Sevilla, yüz elliden fazla operaya ilham olmuş bir şehir olduğu için bu yönünün de vurgulanması gerekiyordu. Sevilla Belediyesi’nin de amacı, dünya çapında bu şehrin önemine dikkat çekmek.” diyen İstanbul Cervantes Enstitüsü’nde enstitü başkanı Fernando Vara de Rey, İstanbul’a geldikten sonra deneyimlediği kültürel etkileşimi ise şöyle ifade etti:  

“Ben 2,5 yıl önce İstanbul’a geldim. Bu süreçte Türk insanları ve kültürüyle çok güzel etkileşimlerde bulunma imkânım oldu. Bu özel çekimi ve yalınlığı hissetmek benim için çok değerliydi. İki ülke olarak benzer hisleri ve anlayışları paylaşıyoruz. Kültürel yakınlaşmaların artması gerektiğine inanıyorum. Eğer İspanyollar ve Türkler arasındaki dostluk hemen kurulan bir bağ ise, Sevilla ile İstanbul arasındaki dostluk ne mutlu ki kaçınılmazdır. İki şehri birleştiren, yaydıkları neşe ve ışıltı, paylaştıkları İslam felsefesi ve mimarisinden beslenen ortak bir geçmiş ve kültürel etkileşim ve sanatın şekil vereceği bir gelecek bulunuyor.  

Ayrıca çeviri alanında çok daha fazla etkileşim olması gerektiğini düşünüyorum. Örneğin, Nuri Bilge Ceylan Türkiye’den biliniyor, ancak iki taraflı daha fazla fırsat yaratılması gerekiyor. Türk kültürü genellikle klasik eserlere ve bilindik figürlere dayanıyor—Yunus Emre, sufi kültürü, Orhan Pamuk, Nuri Bilge Ceylan gibi. Ancak modern sanat eserlerinin, yeni çıkan farklı türlerdeki çalışmaların da tanıtılması çok önemli. Sadece klasiklere bağlı kalmadan, çağdaş sanatçılar, müzisyenler ve yeni sanat akımları da ön plana çıkarılmalı.  

Örneğin, Türkiye’de insanların modern İspanya hakkında daha fazla bilgiye sahip olduğunu düşünüyorum. Çizgi roman, sinema gibi alanlarda İspanya’nın Türkiye’ye daha iyi ulaştığı görülüyor. Yunus Emre Enstitüsü ile iletişime geçtik ve iki ülke arasında bir kültürel köprü oluşturmak için neler yapabileceğimiz üzerine çalışmalarımıza devam ediyoruz.”  

İki ülke insanlarının benzer hisler ve anlayışlara sahip olduğunu söyleyen de Rey, bunun sebebini ise şöyle açıklıyor:  

“Öncelikle, her iki toplumun da temelini aile yapısı oluşturuyor. Bunun yanı sıra, sosyal yaşamı sevmeleri, bayramlara ve festivallere olan düşkünlükleri de ortak noktalar arasında yer alıyor. Akdeniz kültürünün bunda büyük bir etkisi var. Zaten "Akdeniz’in iki ucu" derler…”