İstanbul’dan Herat’a… Motosikletli Gezginlerin Afganistan Notları
07.01.2025 - 14:48 | Son Güncellenme: 10.03.2026 - 11:23
Afganistan bir yandan savaşın yaralarını taşırken bir yandan da kendi iç dinamikleriyle ayakta kalmaya çalışıyor. Modern dünyanın tüketim çılgınlığından uzak, organik ancak bir o kadar da kırılgan bir topluma sahip olan Afganistan’da hayat büyük zorluklarla devam ediyor.
Çökmüş bir ekonomiyle bir nebze de olsa ayakta durmaya çalışan, kurak ve dağlık coğrafi yapısı hasebiyle iklim şartlarının oldukça güç olduğu bu ülkeye adım atmak ise gerçekten de cesaret işi.
Motosiklet ileri ve güvenli sürüş eğitmeni ve emekli öğretmen Mustafa Zeki Özşahin ile akademisyen Şeyma Dağ, ön yargılara meydan okuyarak motosikletleriyle kilometrelerce yol katederek Afganistan’a unutulmaz bir yolculuk yaptı. Instagram ve Facebook hesaplarından seyahate ilişkin görüntüleri ve öğrendikleri bilgileri takipçileriyle paylaşan Özşahin ve Dağ’ın gezisi oldukça dikkat çekti.
Gözden Kaçmasın
Mustafa Zeki Özşahin ve beraberindeki Şeyma Dağ, ziyaret ettikleri tarihi binalardan kentlere ve köylere, konakladıkları Taliban’ın istihbarat merkezinden tanıştıkları insanlarla aralarında geçen sohbetlere kadar anılarını sosyal medya hesaplarından paylaştı.
Özşahin’in paylaşımları arasında en dikkat çekici olanlardan biri de Taliban’a ait bir istihbarat merkezinde bir gece konaklamalarına ilişkin çektiği video görüntüydü. Geceyi geçirecek bir yer bulamayınca Taliban üyeleri tarafından merkeze götürüldüklerini ve burada kendilerine bir oda ayarlandığını söylüyordu.
Mustafa Zeki Özşahin ve Şeyma Dağ, yaklaşık 900 yıllık Herat Ulu Camii’ni de ziyaret etti. Gurlular tarafından yapılmış olan bu camii, Timur’dan Babürşah’a kadar tüm imparatorlukların sahip çıktığı bir yapıyken 1800’lü yıllarda İngilizler tarafından harap ediliyor. Herat Ulu Camii şu anda TİKA’nın dikkate değer çabaları sayesinde restorasyon sürecinde…
Geçtiğimiz günlerde Afganistan seyahatini sonlandırarak Türkiye’ye dönen Mustafa Zeki Özşahin, Fokus+’a özel açıklamalarda bulundu. Biz de kendisine, seyahate ilişkin sorular yönelttik. İşte motosikletle Afganistan’a giden Mustafa Zeki Özşahin ile röportajımız…
Çöl şartları, güvenlik, yollar… Afganistan’ın zorlu koşulları
Afganistan'a motorla seyahat ettiniz ve bu seyahatinize ilişkin sosyal medya gönderileriniz oldukça dikkat çekici ve ayrıntılı. Peki, motorla kaç günde ulaştınız, yolculuktaki zorluklar nelerdi?
“Bu seyahate iki motosikletli olarak, akademisyen ve eğitim yöneticisi Şeyma Dağ hanımefendi ile birlikte çıktık. İstanbul’dan yola çıktık ve 20’nci günün sonunda Afganistan’a girdik. Planımız Afganistan’ın bütün şehirlerini gezdikten sonra tekrar İran’a dönüp İran’ın tamamını gezmekti. Ancak biz Tahran’da iken İran İsrail’e füze saldırısı yaptı. Bir savaşın başlama ihtimaline karşılık Afganistan’dan sonra kuzeye Semerkant, Buhara, Kazakistan ve oradan Rusya, Gürcistan üzerinden İstanbul’a dönmeye karar verdik ve rotamız öyle gerçekleşti.
Özellikle Afganistan’da en zorlandığınız şey yol şartları, çölde sürmek, trafik kültürü, dışarıda bir şey yiyip içememek, konaklama ve güvenlikti. Ayrıca insanların motosiklete yoğun ilgisi oldukça zorlayıcı olabiliyor.
Kurumsal herhangi bir hizmetin olmayışı, beyanın esas oluşu ve bir problemi ancak güven ilişkisi içerisinde ikili diyaloglar ve referanslarla çözmek bizim alışık olduğumuz kültürden çok farklıydı.”
Resmiyet değil samimiyetin geçerli olduğu ülke
Afganistan'da ilk izlenimleriniz nasıl oldu? Yani daha ilk adım attığınız gün neler hissettiniz, nasıl bir atmosferdi?
“İlk izlenimlerimiz her şeyin fiili durumla idare ediliyor oluşuydu. Mesela daha birinci saniyede, sınırdan girer girmez bir adam kolumuzdan tutup bizden pasaport istedi. Kim olduğunu sorduk polis olduğunu söyledi, oysa sivildi hiçbir işaret yoktu üzerinde. İnanmadık tartıştık hatta motordan inip yaya tekrar İran sınırına dönüp İran polisine sorduk ‘şu an bizimle konuşan kişi gerçekten Afganistan yetkilisi mi’ diye?
Bir başka şey ülkenin değer ve kültür olarak 1925’te dedelerimizin zamanındaki Türkiye’ye benzemesi. Nedir o? ‘Misafir padişahtır’ ve ‘bize yanlış yapanın gözünün yaşına bakmayız, her bedeli öder cezasını veririz’ kültürünün yüzde 100 hâlâ cari oluşu bizim için şaşılacak bir şeydi. Birinin selamı, birinin hatırı çok değerli tıpkı 100 yıl önceki Türkiye gibi.”
Savaştan yeni çıkmış bir toplumun şartlarına göre uyumlanmış bir insan yapısı vardı ve herkesin elinde keleşleri görmek oldukça sıradan bir şeydi fakat biz turistler olarak ülkeye girdiğimizde bu kadar çok silahla karşılaşınca Şeyma Hoca oldukça tedirgin oldu.”
Afganistan'a gitmeden önce ne düşünüyordunuz orayla ilgili? Seyahatiniz bitip, Türkiye'ye döndüğünüzde Afganistan hakkında ne düşünmeye başladınız?
"Afganistan seyahatine başlamadan önce öğrenebileceğimiz ne varsa her şeyi öğrenmeye çalıştık. Güvenlik nasıl, herhangi bir güvenlik sorunu yaşarsak nasıl çözebiliriz, kimlerden yardım alabiliriz, motosikletlerimizle ilgili bir sorun yaşarsak ne yaparız, yakıt nasıl, konaklama nasıl, yemek nasıl, sağlık ve tıpla ilgili bir hizmet alabilir miyiz, iletişim nasıl, telefonlarımızı ve interneti ne kadar kullanabileceğiz gibi konularda çok fazla şey okuduk, seyrettik ve orada bulunmuş insanlardan tecrübelerini aktarmalarını istedik. Bütün bu araştırmalarımızdan şunu anladık ki Afganistan dünyada organik olarak kalmış birkaç toplumdan bir tanesi. Henüz tüketim toplumu ve kapitalizm ülkeye girmemiş. İnsan, aile, akraba, iyi ve kötü, güzel ve çirkin gibi kavramlar hala organik değerler üzerinden ele alınıyor ve bu bizim gözlemlerimizle örtüştü.
Afganistan’ın kadına bakış açısı oldukça sınırlayıcı algılanıyordu Türkiye’de. Orada neyle karşılaşacağımızı kadın arkadaşımız oldukça merak ediyordu ve bununla ilgili kaygılarımız, tereddütlerimiz vardı fakat girdiğimizde seyahat boyunca bir kadına ne kadar nazik davranılacağını, ne kadar kibar davranılacağını bize göstermiş oldu Afganistan. Tabii ki toplum kurallarına oldukça uyum gösterdik, topluma zıt düşecek bir şeyler yapmadık bu sebeple de biz de aynı nezaketle karşılandık.”
Afganistan ve ihtiyaçlar hiyerarşisi
Toplumsal ve ekonomik açıdan Afganistan'ı nasıl buluyorsunuz?
“Dönünce en çok iki düşünürü daha iyi anlamış olduğumuzu fark ettik. Bunlardan birincisi Abraham Maslow biliyorsunuz ihtiyaçlar piramidi diye bir tezi var. İkincisi de İbni Haldun’un medeniyetler teorisi. İkisinin de ne kadar değerli yaklaşımlar olduğunu bize Afganistan öğretti. İnsan önce canının derdine düşer, felsefe ve sanatın değil.”
Peki, ne demek oluyordu bu? Konuyu biraz daha açmasını istediğimiz Mustafa Zeki Özşahin, ihtiyaçlar hiyerarşisi ve İbni Haldun’un medeniyet kavramı üzerinden düşüncelerine şöyle açıklık getirdi:
“Maslow ihtiyaçlar piramidinde, insanın önce canını korumak derdinde olduğunu söyler. Sonra karnını doyurur ve daha sonra barınmak için bir yer arar. Piramidin en üstünde ise sanat, felsefe gibi kendini gerçekleştirmeye yönelik şeyler vardır. Bütün dünya Afganistan’ı şeytanlaştırmaya çalışıyor. Ancak bu adamların temel derdi 21. yüzyılda hayatta kalabilmek, sokağa çıkıp güvenli bir şekilde çocuğuna dondurma alabilmek. Oysa biz bu insanları teknolojiden, bilgiden, refahtan uzak olmakla suçlayabiliyorlar.
Diğer mesele, tarihte Afganistan diye bir yer yok. O bölgenin adı Horasan ve çok büyük bir bilim, medeniyet merkezi, özellikle Timur döneminde. Bizim tarihimiz açısından da bir çok bilgin, sanatçı, felsefeci o bölgeden çıkmış; Ali Şir Nevai‘den Tirmizî’ye kadar. İbn-i Haldun teorisinde dağdakilerin gelerek bağdakileri kovduğunu, böylece medeniyetin ilerleyip dönüştüğünü söyler. Evet 500 yıl önce İngiltere’de şehir yoktu. Herat’ta ise mimari şaheserler meşhur Herat minareleri vardı. Ve Hindistan’ı işgal eden İngiliz işgalciler minareleri havaya uçurmuşlardır.
Biz oradayken yorum yapan bir takipçimiz yıkık dökük minareler için şöyle yazmıştı: ‘Ne kadar da tarihlerine sahip çıkmıyorlar.’ Biz Anadolu insanıyız, felsefenin, analitik düşüncenin çıktığı bir coğrafyadayız. Ama bizim toplumumuzda da birçok kişi böyle yorumlar yapabiliyor. Ve çok fazla kişi biz seyahate çıkmadan önce ‘ne işiniz var orada’ dedi. Onları dinleseydik bu anlattıklarımızı öğrenemeyecektik.”

Arabalarda plaka yok
Yemekleri, kültürü hakkında ne söylemek istersiniz?
“Hijyen konusunda, hasta olmamak için kamusal alanda yemek yemedik, motosikletlerimizde konservelerimiz vardı, meyve aldık sadece. Ama misafir edildiğimiz yerlerdeki Afgan mutfağı enfes lezzetlerdi, çok harikaydı ve bütün yiyecekler organik olduğu için çok lezzetliydi.”
Sizi şaşırtan şeyler oldu mu?
“Bizi en çok şaşırtan şeylerden bir tanesi ülkede hiçbir arabanın ve aracın plakasının olmamasıydı. Bunun gibi birçok kamusal iş ve hizmetin fiili durumla idare edilişi ve sorun çıkışı bizi oldukça şaşırttı.”