İğrenç Yemekler Müzesi ve Türk Yemekleri
07.07.2026 - 10:17 | Son Güncellenme: 07.07.2026 - 10:35
İsveç’in Malmö kentinde açılan Disgusting Food Museum, dünyanın farklı ülkelerinden “iğrenç” olarak değerlendirilen yiyecekleri ziyaretçilerle buluşturuyor. Müzede tavukgöğsü, şalgam ve kelle paça gibi Türk mutfağından olan lezzetlerin yer alması ise dikkat çekiyor.
İğrenç Yemekler Müzesi’nde sergilenen yemekler
Müze, yalnızca mide bulandıran yemekleri göstermek için değil, insanların “tiksinti” algısının kültürden kültüre nasıl değiştiğini anlatmak amacıyla da dikkat çekiyor.
Hindistan’dan go mutra: Hindistan’da bazı geleneksel inanışlarda kutsal kabul edilen inek idrarı. Kimi bölgelerde dinî ve alternatif sağlık uygulamalarıyla ilişkilendiriliyor.
Moğolistan’dan koyun gözü çorbası: Moğolistan mutfağında sıra dışı kabul edilen yemeklerden biri. Özellikle koyun gözünün kullanılması nedeniyle yabancı ziyaretçiler için şaşırtıcı bulunuyor.
Guam’dan yarasa çorbası: Guam ve bazı Pasifik bölgeleriyle ilişkilendirilen geleneksel yemeklerden biri. İçeriğinde yarasa bulunması nedeniyle müzede en çok dikkat çeken yiyecekler arasında gösteriliyor.
İtalya’dan canlı sinek larvalarıyla bilinen Casu Marzu peyniri: İtalya’nın Sardinya bölgesine ait, içinde canlı sinek larvaları bulunan geleneksel bir peynir. Keskin kokusu ve alışılmadık yapısı nedeniyle dünyanın en tartışmalı yiyecekleri arasında yer alıyor.
Müzenin amacı sadece şaşırtmak değil
Müzenin fikir babası Samuel West, serginin temel amacının insanların yemeklere karşı geliştirdiği ön yargıları sorgulatmak olduğunu belirtiyor. West’e göre iğrenme duygusu insanlarda bulunan temel hislerden biri olsa da neyin “iğrenç” kabul edildiği çoğu zaman kültürel alışkanlıklarla şekilleniyor.
Bu nedenle müze, ziyaretçilerin “Benim iğrenç bulduğum bir şey, başka bir kültürde lezzetli ve değerli olabilir” düşüncesiyle sergiyi gezmesini amaçlıyor. Aynı zamanda böcek eti ve laboratuvar ortamında üretilen et gibi sürdürülebilir gıda alternatiflerine de dikkat çekiliyor.
Gözden Kaçmasın
Bilet yerine kusma torbası veriliyor
İğrenç Yemekler Müzesi’nin ilginçliği henüz kapıda ziyaretçileri karşılıyor. Ziyaretçilere klasik bir bilet yerine kusma torbası veriliyor.
Müze gezisi başlamadan önceyse ziyaretçileri bir fotoğraf kabini karşılıyor. Bu kabinde mide bulandırıcı yiyecek kokuları kullanılarak ziyaretçilerin tiksinme anındaki yüz ifadeleri fotoğraflanıyor.
Türk mutfağından tavukgöğsü ve şalgam dikkat çekiyor
Müzede Türkiye’den bazı lezzetler de yer alıyor. Bunlar arasında özellikle tavukgöğsü tatlısı dikkat çekiyor. Osmanlı mutfağından günümüze ulaşan tavukgöğsü, içinde tavuk eti bulunması nedeniyle yabancı ziyaretçiler için şaşırtıcı bulunabiliyor.
Türk mutfağının sevilen içeceklerinden şalgam suyu da müzede yer alan tanıdık lezzetler arasında gösteriliyor. Türkiye’de özellikle kebap ve et yemeklerinin yanında sıkça tüketilen şalgam, yoğun kokusu ve keskin tadı nedeniyle bazı yabancı ziyaretçilere farklı gelebiliyor.
Müzede ayrıca kelle paça benzeri bir yemek de sergileniyor, ancak menşe bilgisi İran olarak ifade edilmiş. Türkiye’de özellikle kış aylarında tüketilen kelle paça, sakatat kültürünün en bilinen yemeklerinden biri olarak öne çıkıyor.
Lezzet mi, ön yargı mı?
Disgusting Food Museum’un en dikkat çekici yanı; “iğrenç” kavramını doğrudan bir hakaret olarak değil, kültürel algı farkı olarak ele alması. Bir toplum için günlük hayatın parçası olan bir yiyecek, başka bir toplum için sıra dışı, hatta mide bulandırıcı bulunabiliyor.
Tavukgöğsü örneği de bu algı farkını gösteren en ilginç örneklerden biri. Türkiye’de geleneksel bir tatlı olarak sevilen tavukgöğsü, içeriğinde tavuk eti bulunması nedeniyle yabancılar için beklenmedik bir lezzet deneyimi oluşturuyor.
Malmö’den sonra Berlin ve Los Angeles’ta da açıldı
İsveç’in Malmö kentinde ün kazanan Disgusting Food Museum, zamanla Avrupa’da da ilgi gören sıra dışı müzelerden biri hâline geldi. Berlin ve Los Angeles’ta da ziyaretçilerini ağırlayan müze, yemeğin yalnızca damak tadı değil, kültür, alışkanlık, psikoloji meselesi olduğunu hatırlatıyor.
Müzeyi gezen ziyaretçiler, serginin sonunda bazı yiyecekleri tatma imkânı da bulabiliyor. Böylece sergi, “iğrenç” olarak görülen yiyeceklerin gerçekten öyle olup olmadığını deneyimleme fırsatı sunuyor.