Fransa, Fildişi Sahili’ne Tarihi Eseri İade Etti

Araştırmacı Esin Güzel, Djidji Ayôkwé’nin iadesini tarihsel hafıza ve kimlik mücadelesi çerçevesinde Fokus+ için inceledi.
Fransa, Fildişi Sahili’ne Tarihi Eseri İade Etti

18.03.2026 - 14:04  |  Son Güncellenme:  09.04.2026 - 14:23

Fransa’nın Fildişi Sahili’nden sömürge döneminde aldığı ve bir asırdan uzun süre Avrupa’da tutulan üç metreden uzun ve yaklaşık 400 kg ağırlığındaki kutsal “konuşan davul” Djidji Ayôkwé’nin iadesi tarih, kimlik ve hafıza mücadelesinin sembolik bir zaferi olarak öne çıkıyor. 

Sömürge gölgesinde kaybolan bir ses 

Batı Afrika’nın zengin kültürel mirası yüzyıllar boyunca kendi toplumlarını ve dünyanın farklı coğrafyalarını da etkilemiş güçlü gelenekleri barındırır. Bu mirasın en dikkat çekici parçalarından biri olan Djidji Ayôkwé, sıradan bir müzik aleti olmanın ötesinde iletişim, direniş ve toplumsal örgütlenmenin sembolü olarak öne çıkan kutsal kabul edilen bir nesnedir. Atchan halkı tarafından kullanılan bu büyük ahşap davul, adını taşıdığı “Panter-Aslan” anlamıyla gücü ve kolektif bilinci temsil eder. 

Djidji Ayôkwé’nin hikayesi 20. yüzyılın başlarında Afrika kıtasının büyük bölümünün Avrupa sömürge güçlerinin kontrolü altında olduğu bir dönemde keskin bir kırılmaya uğradı. 1916 yılında Fransa’nın Fildişi Sahili üzerindeki sömürge yönetimi sırasında kutsal davul Fransız kolonyal yetkilileri tarafından Atchan halkının direnişini kırmak için Adjamé'de zorla el konularak bulunduğu topraklardan koparıldı. Bir toplumun iletişim şekli ve kültürel hafızasının kesintiye uğratılması anlamına gelen bu olay yıllar sürecek yolculuğun başlangıcı oldu.  

Djidji Ayôkwé’nin işlevi düşünüldüğünde bu kaybın etkisi daha da derinleşir. Bu davul köyler arasında mesaj iletmek için kullanılan bir konuşma aracıydı. Sömürge döneminde zorla çalıştırma uygulamalarına karşı halkı uyarmak ve direnişi organize etmek için kritik bir rol üstlenmişti. Bu nedenle Fransız yönetimi açısından politik bir tehdit olarak da görülüyordu. Davulun ele geçirilmesi, direnişin sesinin susturulması anlamına geliyordu. 

El konulduktan sonra önce Abidjan’daki sömürge valisinin sarayına götürüldü. Bu aşama eserin kendi topraklarında ama artık kendi anlamından koparılmış şekilde tutulduğu bir ara dönemdi. Ancak bu durum uzun sürmedi. 1930’lu yıllara gelindiğinde davul Fransa’ya gönderildi ve böylece Afrika’dan Avrupa’ya uzanan kültürel kopuş tamamlandı. 

Fransa’daki yolculuğu boyunca farklı müze koleksiyonlarında sergilendi. Önce Trocadéro Müzesi’nde yer aldı, daha sonra ise Paris’teki Quai Branly Müzesi koleksiyonuna dahil edildi. Bu müze dünya kültürlerine ait eserleri barındıran önemli bir merkez olsa da, birçok Afrika eseri gibi Djidji Ayôkwé de burada kendi bağlamından kopuk bir şekilde sergileniyordu. Ziyaretçiler için egzotik bir obje olarak sunulan bu davul aslında bir halkın tarihsel hafızasının somut bir temsilcisiydi. 

Bu süreçte geçen yaklaşık bir asır boyunca fiziksel olarak korunmuş olsa da anlam bakımından bir tür sessizliğe mahkum edildi. Onu yaratan ve kullanan topluluklardan uzak, ritüel ve toplumsal bağlamından koparılmış bir şekilde, vitrinin arkasında sergilendi. Tıpkı Afrika’dan kaçırılan diğer tarihi eserler gibi, sömürge döneminde el konulan eserlerin en temel sorunlarından birini yansıttı; nesneler korunur ancak onların ruhu ve işlevi yok sayılır. 

21. yüzyıla gelindiğinde ise bu tür eserlerin iadesi konusu uluslararası düzeyde giderek daha fazla tartışılmaya başlandı. 2018 yılında Fildişi Sahili hükümeti, Fransa’dan 148 eserin iadesini resmi olarak talep etti. Bu talep politik bir adım olarak değerlendirildi ve aynı dönemde Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Afrika ülkelerine ait kültürel varlıkların iadesine yönelik yeni bir yaklaşım benimsediklerini açıkladı. Yani uzun yıllar süren tartışmaların ardından somut adımların atılabileceğine dair önemli bir sinyal verildi. 

Fildişi Sahili Kültür Bakanı Françoise Remarck

Ve nihayet Djidji Ayôkwé 13 Mart 2026 tarihinde Abidjan’da düzenlenen törenle uzun yolculuğunun ardından Fildişi Sahili’ne geri döndü. Abidjan’daki havaalanında toplumun geleneksel liderlerinin katılımıyla gerçekleşen karşılama töreni, bir iade sürecinin ötesinde tarihsel bir hesaplaşmanın sembolü haline geldi. Fildişi Sahili Kültür Bakanı Françoise Remarck, Félix Houphouët-Boigny Uluslararası Havalimanı'nda eseri teslim alma töreninde yaptığı konuşmada, “Bugün tarihi bir gün, adalet ve anma anı.” dedi. Atchan halkı ise kimliklerini geri kazandıklarını belirterek eserin dönüşünün bir sevinç ve gurur kaynağı olduğunu söyledi.  

Kültürel adaletin yeniden inşası 

Djidji Ayôkwé’nin geri dönüşü geçmişte yaşanan haksızlıkların telafisi olamazsa da kültürel adaletin yeniden inşa edilmesine yönelik güçlü bir adımdır. İade Afrika kıtasında sömürge döneminde kaybedilen kültürel mirasın geri kazanılması açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilmektedir. 

Bir nesnenin değil, bir kimliğin geri dönüşü olarak, Fildişi Sahili Kültür Bakanı Françoise Remarck’ın törende yaptığı konuşma bu dönüşün taşıdığı anlamı açıkça ortaya koyar. Gerçekten de Djidji Ayôkwé’nin yokluğu, Atchan halkı için kültürel kayıp ve psikolojik boşluk yaratmıştı. Davulun geri gelmesiyle birlikte bu boşluk kısmen de olsa doldurulmuş oldu. 

Bu süreç genç kuşaklar açısından da büyük önem taşır. Kültürel mirasın fiziksel olarak yeniden erişilebilir hale gelmesi, tarih bilincinin güçlenmesine katkı sağlar. Djidji Ayôkwé’nin Abidjan’daki Medeniyetler Müzesi’nde sergilenecek olması, hem yerel halk hem de uluslararası ziyaretçiler için önemli bir öğrenme ve farkındalık alanı yaratacaktır. 

Bununla birlikte iade süreci Avrupa ülkeleri için de bir yüzleşme anlamı taşır. Sömürgecilik döneminde elde edilen eserlerin büyük bir kısmı, uzun yıllar boyunca evrensel müze anlayışı çerçevesinde tutuldu. Ancak günümüzde bu yaklaşım giderek daha fazla eleştirilmektedir. Eserlerin ait oldukları toplumlara geri verilmesi öncelikle etik bir zorunluluk ve tarihsel sorumluluğun bir gereği olarak görülmektedir. 

Fransa’nın bu adımı diğer Avrupa ülkeleri için de bir örnek teşkil edebilir. Özellikle İngiltere ve Almanya gibi ülkelerin müzelerinde bulunan Afrika kökenli eserler için benzer talepler gündeme gelmektedir. Bu bağlamda Djidji Ayôkwé’nin iadesi, daha geniş bir küresel hareketin parçası olarak değerlendirilmelidir. 

Djidji Ayôkwé

Ancak bu sürecin yalnızca sembolik düzeyde kalmaması önemlidir. İade edilen eserlerin korunması, sergilenmesi ve anlamlarının doğru bir şekilde aktarılması da en az iade kadar kritik bir konudur. Djidji Ayôkwé’nin iklim kontrollü bir ortamda muhafaza edilmesi ve zamanla yerel koşullara adapte edilmesi, bu konuda gösterilen özenin bir göstergesidir. Öte yandan, bu tür iadeler geçmişte yaşanan tüm kayıpları telafi etmekten uzaktır. Afrika’dan Avrupa’ya götürülen binlerce eser hala müze koleksiyonlarında yer almaktadır.  

Bu olayın bir diğer önemli boyutu ise sembolik iletişimdir. Bir zamanlar köyler arasında mesaj taşıyan bu davul, bugün uluslararası toplumlara farklı bir mesaj vermektedir; kültürel miras ait olduğu yere dönmelidir. Bu yönüyle Djidji Ayôkwé, geçmişte olduğu gibi bugün de “konuşmaya” devam etmektedir. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.